ANİMUS: KADININ ERİL RUHU

Animus, kadının bilinçdışındaki ruh-imgesine C. G. Jung tarafından verilen isim. Jung’a göre karanlık alanda, yani bilinçdışında gölgeler, anima ve animus bulunur. Gölgeler daha çok kişisel bilinçdışını ifade eder ve belirlenmeleri daha kolaydır. Anima ve animus bilinçten daha uzakta yer alır ve ulaşılmalarına daha zor bakılır. Anima, bilinçdışında yer alan bir arketiptir ve çoğunlukla projekte edilerek (yansıtılarak) bilinir.

Anima ruh hali üretirken, animus düşünce (Logos) üretir[1], der Jung. Bunu şu şekilde yorumlayabiliriz: Animus, bir kadının farklı olasılıkları düşünmesini sağlar, yani varsayımda bulunmasını veya gerçek dışı olasılıklar yaratmasını. Bilinçdışındaki karanlık ve travmatik unsurlarla birleşen varsayımlar (olumsuz animus iletileri), bir kadının hayatını oldukça zorlaştırabilirken, hayatın farklı olasılıklarını net ve objektif şekilde sunan bir düşünce biçimi (olumlu animus iletileri) ise bir kadının hayatını oldukça kolaylaştırır. Jung şöyle der[2]: “Kadınların erkekler hakkındaki hayret verici varsayımları ve fantezileri, mantıksız argümanlar ve yanlış açıklamalar üreten animusun etkinliklerinden gelir.”

Animus, kadının babası ya da baba figürleri tarafından belirlenir. Anima (erkeğin ruh-imgesi) anne etkisi ile ve tek bir kişiden etkilenirken kadında bu durum farklıdır. Animusun oluşmasında birden çok kişinin etkisini görürüz. Bu nedenle bir “kişiler çokluğu”[3] görünmektedir.

1462958885903
image by Winslow Hollow

Olumsuz animus, ölüm meleği ya da şeytani bir figür olarak karşımıza çıkar. Bu figüre masallarda çokça rastlarız. Mavi Sakal, en bilinen olumsuz animus karakterlerinden biridir. Olumsuz animus, kadını dünyadan saklar ve gerçeklikle ilişkisini keser ya da karşımıza bir katil olarak çıkar. Böylesi bir animusa sahip bir kadın, eşini ve çocuklarını (özellikle oğullarını) hastalığa, yalnızlığa, Don Juan’lığa, hatta ölüme sürükleyebilir. Animus, bilinçsiz bir kadının hayatını mahvedebilir. Özgüvenini yıkar, pasif bir hayat sürdürmesini ve kurban bilinci geliştirmesini sağlar. Animus tarafından ele geçirilmiş bir kadın, kadınlığını kaybedebilir Karşımızda duygularını bastıran ya da şiddetli bir şekilde ifade eden bir kadın durmaktadır. Her iki şekilde de öfkeyle ve bastırılmış duygularla karşılaşırız.

Kadının, kendi animusu ile buluşmaya, onu anlamaya ve onunla bağlantı kurmaya ihtiyacı vardır. Aksi halde hayatın içerisinde adımlar atması, sağlıklı ilişkiler yaratması, potansiyellerini sunması ve sağlıklı bir birey olarak hayatına devam etmesi olanaksızlaşır. Animus’un bilinçdışından bilince aktarılması gerekir. Bu, bireyleşme sürecinin[4] bir parçasıdır. Bireyleşmenin sembolik hikayelerine yine masallarda rastlarız : Kurbağa Prens’in bir prenses tarafından öpüldükten sonra büyünün bozulması ve kurbağanın yakışıklı bir prense dönüşmesi ya da çirkin olan bir adamın, güzel bir kadın tarafından görülmesi ve sevilmesi ile büyünün bozulması ve yakışıklı bir adama dönüşmesi. Sonuç: Sonsuza kadar mutlu yaşadılar. Aslında buradaki alt metin şunu söylemektedir: Bir kadının kendi animusunu görmesi ve kabul etmesi, yaşamının huzuru ve sevginin sürekliliği için en önemli adımdır.

Fakat animusu tanımak kolay değil. Bu, uzun ve acı dolu bir yoldur. Eğer animusunun kim olduğunu ve onunla olan ilişkisini anlayabilirse, bir kadının animusu ona destek olan, yol gösterici bir iç lidere dönüşebilir. Güçlü bir animus, kadına netlik, odaklılık, iç görü, sadelik, disiplin, bilgelik ve cesaret verir. Bu iç güç sayesinde kadın kendi kadınlığı, kendi dişil özü içerisinde gevşeyebilir, hayata açılabilir ve kendi yaratıcılık potansiyelini ifade edebilir. Animusu sayesinde bir kadın yaşamının amacını, hedeflerini ve kendi gerçekliğini keşfedebilir. Fakat en başta da belirttiğim gibi, animusu görebilmek ve anlayabilmek, gölgelerimizi anlamak kadar kolay değildir. Jung, animusa dair bilincimizle fark edebileceklerimizin çok küçük olduğunu ve yolun derinlikli, karanlık ve uzun olduğunu söyler[5].

Düşüncem o ki, bireyleşme süreci öncelikle bilinçdışının eylemlerine dair farkındalıklar kazanmayı gerektiriyor öncelikle. Bu, benim ifademle “tam zamanlı pratik” demek. Yani hayatımın, günümün neredeyse her anına yayılan bir farkındalığı davet etmekten bahsediyorum. Neredeyse yazdığım tüm makalelerde ifade ettiğim bir kaç hususun bireyleşme sürecine çok olumlu katkısı olduğu fikrindeyim:

Beden farkındalığı: Nefesim nasıl? Bedenim gevşek ve rahat mı? Gergin mi?

Duygu farkındalığı: Bedenimdeki en ufak gerginliği dahi duygularımın ifade buluşu olarak değerlendirmek. Eğer bir gerginlik fark edersem, o bölgeye nefes almaya devam ederek duygumla buluşabilirim.

Alışkanlık/örüntü/tepki farkındalığı: Sıklıkla tekrar eden duygular, yaşamımda sürekli tekrarlayan hikayelere dair işaretler verir. Derine doğru ilerlerken en önemli adımlardan biri örüntülerimi fark etmek.

İhtiyaç farkındalığı: Duygularım, alışkanlıklarım ya da tepkilerim beni derin ihtiyaçlarıma ulaştırır. Çocukluğumda karşılanmayan ihtiyaçlar canlandığı her defasında benzer tepkiler verdiğimi fark etmek, yolculuğuma büyük katkı sağlar. Şeyler netleşir, daha bilinçli seçim yapabilmeye başlarım.

Travma/kompleks (karmaşa) farkındalığı: İhtiyaçlarımla derin bir bağ kurmak bana geçmiş travmalarımdan hikayeler sunar. Alışkanlıklarımı ve ihtiyaçlarımı takip ederek travmalarımı ve anne/baba komplekslerimi bulabilirim.

Gölge/Bilinçdışı/Arketip/Anima-Animus farkındalığı: Bilincimin temelinde bulunan olaylar beni bilinçdışına doğru yolculuğa davet eder. Özellikle anne/baba karmaşasının hikayesinin analizi ile hayatıma aktardığım pek çok arketip ve gölge ile tanışmam kaçınılmazdır. Bu adım her ne kadar son adım gibi görünse de, aslında karanlık yolculuğun başlangıcıdır ve çoğunlukla da tek başına çıkılacak bir yolculuk değildir.

Beden, duygu, alışkanlık/örüntü/tepki, ihtiyaç, travma/kompleks ve hatta (kısmen de olsa) gölge farkındalığı dahi bireysel olarak uygulanan pratiklerle mümkün, çünkü bunların hepsi de BİLİNÇ düzeyinde bilinebilirler. Fakat anima ve animus bilince en uzak arketipler oldukları için genelde en zorluk yaratan alanlardır. Animusu en iyi şekilde bir partnerle yaşadığımız ilişkinin içerisinde bilebiliyoruz, çünkü animusu çoğunlukla yansıtıyor ve buna aşk ya da nefret diyoruz. Bu açıdan baktığımızda bizi derinden yaralayan ilişkilerin çok önemli bir misyonu var: Animusu ortaya çıkarmak. Hatırlanması kıymetli bir şey varsa o da şu:

Gölgeler görülmek isterler. Siz isteseniz de, istemeseniz de.


Didem Çivici – Copyright ©2018
Wild Woman Academy Kurucusu ve Eğitmeni

 

 

[1] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 31.

[2] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 109.

[3] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 32.

[4] individuation (eng.): C. G. Jung’un kullandığı bu deyim, kişinin olgunlaşma ve ruhsal dönüşüm sürecini ifade eder.

[5] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 194.

Reklamlar

ANİMUS: KADININ ERİL RUHU” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. Merhaba,
    Kendi bireylesme sürecimde calismalarinizin ve yazilarinizin çok değerli katkıları oluyor. Gönülden ve derinden paylasimlariniz için çok teşekkür ederim.
    Aklima takılan bazı hususlar var. Onları sizinle paylaşmak isterim. Bir kadının kadınlarla kurduğu ilişkide veya bir erkeğin erkeklerle kurduğu ilişkide anima ve animusun yansımaları nasıl oluyor? Ya da bir etkisi var mı? Örneğin bir kadinin annesiyle ve kadinlarla kurduğu iliskiyi anlamak için animusa mı bakmak gerekiyor? Ya da şu şekilde sorarsak, bir kadındaki sagliksiz animusun bir kadınla kurduğu ilişkiye etkisi nasıl oluyor? Aynı şekilde bir erkekdeki animanin diğer bir erkekteki yansimasi nasıldır?
    Sevgiler

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba Gizem Hanım,
      Yazıların size ulaşması ve katkı sunması beni mutlu etti, ifade ettiğiniz için ben teşekkür ederim.
      Anladığım kadarıyla genel olarak kadında animus ve erkekte anima yoğunlukla (karşı cinsle) ilişkilerimizi etkiliyor. Hem cinslerimizle ilişkilerimizi de elbette etkiliyorlar. Örnek vermem gerekirse bir kadının baskın animus karakteri, dişil özünü kabul etmemesine ve hatta kadını zayıf olarak görmesini dahi sağlayabilir. Bununla birlikte, ilişkilerimizi tek etkileyen bu arketipler değil maalesef. Anne ve baba karmaşası (kompleksi) de başka bir konu. Bu konuyla ilgili de önümüzdeki günlerde yazmayı düşünüyorum. Oldukça derin bir konu. Bir kadının özellikle annesiyle kurduğu ilişkininse temelinde animusun olduğunu düşünüyorum. Fakat durum bundan biraz daha karmaşık, zira Jung’un ifadesiyle her birey hem kişisel bilinçdışı hem de kolektif bilinçdışı taşıyor. Yani benim annemle ilişkimi hem kendi animusun ve gölgelerim, hem de dünya tarihi ve özellikle de içinde yaşadığım kültür etkiliyor.

      Bir erkek animasını sadece kadında görüyor. Tabi erkek eşcinselse ve aktifse (dominant/eril yan) pasif bir erkekte de anima yansımasını bulabilir diye düşünüyorum. Yani heteroseksüel bir erkekten bahsedersek bir erkek kendi animasını kadında görür.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: