VAHŞİ KADIN’IN YOLCULUĞU: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!

          Günlerden bir gün, karanlık bir ormanın içerisine doğru kıvrılan bir keçi yolunda yürürken buldum kendimi. Etrafı tezek kokusu sarmıştı, heybetli ağaçlarsa her yerdeydi. Göğe baktım, yapraklarla dolu. Yere, toprağa baktım, yapraklarla dolu. “Her şey bir peçe ile örtülü sanki,”dedim içimden ve alnımdan akan teri silmek için yüzüme götürdüm ellerimi. Peçeyle örtülüydü yüzüm. Bedenim çıplaktı ama ince bir peçeyle örtülüydü. Göğe bir daha baktım. İnce huzmelerle üzerime düşüyordu sanki gökyüzü. Yeryüzüyse çıplak ayaklarımın altında uzanıyordu. Nefes aldıkça göğsümün yumuşadığını ve benimle birlikte ormanın da nefes aldığını hissettim. Ben gevşedikçe açılan gökyüzü, masmavi rengiyle tenimi okşuyordu sanki. Ben gevşedikçe açılan yeryüzü, umarsızca, tereddüt etmeksizin içine alıyordu sanki beni. O ân, yeri de göğü de bildim.

              Bu ikilikten ben doğdum, benden ise bu hikâye.

Didem Çivici, 19 Mart 2018

   IMG-20180618-WA0013

          Çoğumuz vahşi özümüzle temasımızı yitirmiş insanlar olarak hayatlarımızı vasat bir şekilde idame ettirmeye çabalıyoruz. Sıkıcı işlerimizi bitirmeye, sıkıcı ilişkilerimizi devam ettirmeye, sıkıcı günleri ve geceleri öldürmeye çalışıyoruz. İçimizdeki o kocaman karanlık boşluğa temas etmemek, yalnızlığımızı hatırlamamak adına işe, alışveriş merkezlerine, güzellik ve spor salonlarına, genelevlere veya kişisel gelişim çalışmalarına koşuyor ya da kendimizi politikaya ve yardım kurumlarına adıyoruz. Kısacası karanlığımızla, duygularımızla, hikayelerimizle, vahşi olanla yüzleşmemek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çünkü orasıkorkutucu; çünkü orası bilinmezliklerle dolu.

            Fakat bize kimse yüzümüzü ışığa değil de karanlığa dönmemizi söylemedi. Bize kimse potansiyellerimizin ve yaratıcı gücümüzün karanlıkta olduğunu söylemedi. Bize kimse vahşi özümüzün bize kalan miras ve zenginlik olduğunu söylemedi. Biz karanlığa, gölgelere, vahşi olana arkamızı dönmeyi öğrendik. Ve biz bunu yaparken derinlerde bir şeyin sessizce büyüdüğünü, öfkelenmeye başladığını fark edemedik. Mutsuzluğumuzun, huzursuzluğumuzun ve tatminsizliğimizin köklerinin karanlığa uzadığını göremedik… görsek de yok saydık.

            Doğadan şehre adım attığımızda arkamızda bıraktığımız tek şey doğa değildi. Biz aslında tüm özümüzü, benliğimizi de arkamızda bıraktık. Şehrin aydınlığına çekildik ve ormanın karanlığından kaçtık. Şimdi ise farklı yollarla aslında kendimizi arıyoruz. 

      Dünyada gördüğümüz hastalıklar, savaşlar, ihanetler, krizler, kazalar… görmeyi reddettiğimiz karanlığımızın bilinme çabaları olabilir mi?     

      Kararlarımızı (evlilik, çocuklar, kariyer…), kendi karanlığımızdan kaçmak ve iyi hissetmek uğruna bilinçsizce alıyor olabilir miyiz?  

       Seçimlerimiz bize mi, yoksa başkalarına (topluma, ailemize, sosyal çevremize…) ya da geçmişimize (travma ve hikayelerimize) mi aitler?

      Bize ait olduğunu düşündüğümüz onca kararın ardındaki dinamikleri görebilsek ve bu dinamikleri değiştirmeye kalksak ne, nasıl değişirdi?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: