ARKETİPLERLE DERİNLEŞMEK

“Arketipler davranışlarımızı belirlerler ve
bilinçli olmamız için yardımcı yapılardır.
Ego’nun oluşmasına destek olurlar.”[1]

Ursula Brasch

“Arketip imgeler insan psişesindeki en yüce değerler arasındadır; kadim zamandan beri tüm insanlığın gök kubbesinde yer almışlardır.”

C. G. Jung

            Arketip (ilksel imge), arkaik özellik taşıyan imgeye verilen addır. Mitolojik motifler barındırmakla birlikte, kolektif bilinçdışının bir ürünüdür, yani kültürler ve çağlar arasında ortak bir zemindir; bir nevi bağlaçtır. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği birleştirir ve bilginin devamlılığını sağlar.

            Jung, arketiple ilgili şöyle der:

            “İlksel imge, yaşam sürecinin yoğunlaşmasıdır. Düzensiz veya bağlantısız görünen iç algıları ve duygusallığı koordine ederek tutarlı bir anlam verir ve bu yolla psişik (ruhsal) enerjiyi hiç kavranamayacak algıya esir olmaktan kurtarır. Aynı zamanda, uyaranların algılanmasıyla açığa çıkan enerjilerle kesin anlam arasında bağlantı kurar ve eyleme rehberlik eder. Zihne, doğanın yolunu yeniden gösterip saf içgüdüyü zihinsel formlara yönelterek ulaşılamayan, birikmiş enerjiyi açığa çıkarır.”

            En bilinen arketipler arasında Anne, Çocuk, Yaşlı Bilge, Şifacı, Öğretmen, Savaşçı, Kahraman gibi isimler bulunur ve bu arketiplerin farklı yüzleri vardır. Örneğin  Anne arketipi iyilik, tutku ve karanlığı barındırır; şefkatli iyiliği, heyecan verici duygusallığı ve kasvetli derinliği anlatır. Sembolleri kase, toprak, gök ve mağaradır ve karşımıza Meryem Ana, Hz. Havva, Hz. Fatima ya da Athena, Afrodit ve Demeter olarak çıkar ve bize dişil özün üç halini de anlatır: Genç kız, Anne ve Bilge Kadın.

            Konu arketipler olunca özellikle mitoloji ve masallardaki imgelerden çokça faydalanılır. Karşımıza çıkan pek çok terim mitolojik kahramanların hikayelerini taşır: Adonis, Oidipus ya da Elektra kompleksi (karmaşası), Aşil sendromu, narsist (Narcissus) kişilik bozukluğu, vs.

            Psikolojide yaygın şekilde kullanılan arketipler Yunan mitolojisinde yer alır. Olimpos’un tanrı ve tanrıçalarının erdemleri ve gölgeleri insanoğlunun her daim ilgisini çekmiştir. Mitleri incelediğimizde, tanrı ve tanrıçaların hikayelerine baktığımızda insan psikolojisine dair pek önemli veriye rastlarız.

            “Doğa güçlerini ve doğaüstü varlıkları konu alan hayal ürünü öykü anlamına gelen ‘mythos’ ile söz ya da akıl anlamına gelen ‘logos’ kelimelerinden oluşan mitoloji -mythology-, insanlığın geçirdiği gelişim aşamalarını ve düşünme atılımlarını gösteren en önemli bilgi kaynağıdır. İnsanın evrensel bilinçle iletişime geçme arzusundan beslenen mitoloji, neden ve nasıl gibi sorulara yönelik yanıt arayışını sembolize etmektedir.”[2]    

            “Çocuğun ruhu, modern psikolojinin tahmin ettiği gibi tabula rasa[3] (boş levha) değildir; eski zamanlardan gelen imgeler çocuğun ruhunda a priori[4] bulunur.”[5]

            Jung, arketipleri kolektif bilinçdışının birer ürünü olarak ele almıştı ve modern psikolojinin tabula rasakavramını reddetmişti. Ona göre kolektif bilinçdışı, yeni doğan bir bebeğin hafızasında yer almaktaydı ve arketipsel bir oluşum hali hazırda mevcuttu. Bu, dünyaya boş değil, bazı bilgilerle geldiğimiz anlamına geliyordu. Jung, kitaplarında bu konunun altını özellikle çizer ve çocuk danışanlarının rüyalarındaki imgeleri de kolektif bilinçdışı ve arketiplerle açıklar [6]. Kolektif bilgiye ek olarak, gelişim sürecinde de aile ve toplumla etkileşim sonucunda bireysel arketipler ediniriz ve tüm bu arketipler hayatımızı yönetmeye meyillidirler.

            Bireysel gölgelerimi belirlemek aynı zamanda arketiplerime dair de ipucu verir. Çocukken ebeveynlerimle kurduğum ilişki, anne-baba karmaşasının (kompleksinin) temellerini atarken diğer yandan da arketiplerimin kişiliklerini belirler.

            Gelişim sürecinde baba ya da anne, kişinin içerisinde bir iç ses haline gelir. Hayatta olmayabilirler ama ebeveynlerimden öğrendiğim çekirdek inanç ve düşünceler bende yaşamaya devam ederler. İçimdeki baba bana direktifler ve yargılar sunmaya devam eder ve bunu, yani babamın benim seçimlerimi nasıl etkilediğini fark etmek arketipsel dizilimimi anlamama, bilinçli seçim yapmama, yani yetişkin benliğimle buluşmama rehberlik edebilir.

 

   Arketip ne işe yarar ve nasıl yol gösterir?

            Arketiplerin de tüm varlıklar gibi aydınlık ve karanlık yanları vardır. Örneğin Zeus, kudreti ve lider özellikleriyle öne çıkarken diğer yanda öfkesine ve nefsine, arzularına yenik düşmesiyle bilinir. Hermes ise bilgeliği ve pratik zekasıyla takdir toplarken aynı zamanda da hırsız kişiliğiyle ün salmıştır.

            Yolculuğumda, kendimi tanımak ve bilinçdışı alanımla daha nitelikli iletişim kurmak için arketipleri kullanırım. Çocukluğumdan bu yana geliştirdiğim arketiplerin (ya da seslerin – bknz. “Gölge Çalışması”) işleyişlerini kavradıkça bilinçsiz alanımı daha derin şekilde anlayabiliyor, gücümü kaybetmeden daha sağlıklı şekilde yol alabiliyorum. Kısacası arketiplerin erdemlerini ya da gölgelerini öğrenerek bana ne gibi armağanlar ya da zorluklar sunabileceklerini öğreniyorum. Bu sayede arketipler (gölgeler), hayatımı yöneten diktatörler olmaktan çıkıyor, bana yol gösteren rehberlere dönüşüyorlar.

            Arketip konusuna benim için en anlamlı örneği sunarak devam etmek isterim: Kral ve Kraliyet Masası.

            Bir krallık düşünün. Bu krallık bir Kral ve onun yardımcıları tarafından yönetiliyor. Bu krallık bizim “Ben” dediğimiz yer ve krallığın başındaysa Benlik oturuyor. Benlik’in yardımcıları Ego, Persona, Gölgeler, Anima ve Animus, Arketipler. Krallığın ilk günlerinde yönetim tamamıyla Kral’ın yönetimindeyken yıllar geçtikçe işler değişmeye başlıyor ve Kraliyet Masası’nda oturan diğer üyeler kendi ihtiyaçlarının karşılanmadığından yakınıp seslerini yükseltmeye başlıyorlar. Öyle ki, bir dönem geliyor başa Egogeçiyor ve dış dünya ile ilişkileri düzeltmek ve kraliyetin devam edebilmesi adına çevre krallıkların her istediklerini yapıyor. Günlerden bir gün, Ego’nun hakimiyetini tehdit olarak algılayan Anima, krallığın içerisinde entrikalar döndürerek Ego’yu alaşağı ediyor, diğer tüm üyeleri de ikna edip kendi hakimiyetini ilan ediyor. Kısa süre içerisinde, oğlunu komşu krallığın güzel kızıyla evlendirerek krallığı genişletmeye çalışsa da, güzel prensesin babasının (animusun) hain planlarını göremediği için büyük bir ihanete uğrayarak krallığın yıkılma eşiğine gelmesine neden oluyor. Tam o anda ortaya Kahramanarketipi çıkıyor ve düşmanla savaşarak krallığı kurtarıyor. Fakat kendi gücünü herkesten üstün gören Kahraman, kraliyetin diğer üyelerinin ihtiyaçlarını görmezden gelip kendi bildiğini okuyarak kraliyeti güçlendirmeye çalışıyor ve diktatör rejimi ile hükümdarlığını ilan ediyor. Bu noktadan itibaren kraliyette çok fazla huzur olmadığını söyleyebiliriz sanırım. Dışarıdan tehdit gelme ihtimaline karşın tüm askerlerin sokaklarda kol gezdiği ve eğlencelerin yasaklandığı, kahkahaların susturulduğu bir kraliyet düşünün. Senexgücünü geri almak için güç kullanarak Kahraman‘a karşı çıkıyor ve isyan ediyor, tiranlar ülkeyi gasp ediyor ve bir iç savaş meydana geliyor. Kraliyet odası karışık. Her kafadan bir ses yükseliyor.

            Bu hikayeye bir de başka bir gözden bakalım:

            Bir oğlan çocuğu düşünün. Bilinç ve bilinçdışının (Kraliyet) olağan şekilde geliştiği, olağan bir hayat sürerek gelişim sürecinde ilerliyor. Yaşı ilerledikçe kendi iç dünyasından çıkarak dış dünya ile, ailesiyle, arkadaşlarıyla, okuldaki topluluğuyla, yani toplumla etkileşim başlıyor ve yavaş yavaş toplumun ondan beklentilerine cevap veriyor. Toplum içerisine bir yer edinmek için çevresi tarafından kabul gören yanlarını sivriltiyor, kabul görmeyen yanlarını ise saklıyor. Bu sayede toplumun içerisinde takdir görmeye başlıyor. Gün geliyor, bu oğlan çocuğunun cinsel erki güçleniyor ve gözleri etrafındaki kadınları arar oluyor. Bir gün, hayallerini süsleyen bir kadınla tanışıyor ve onunla evleniyor. Bu kadına varını yoğunu veriyor, onu memnun etmek ve onun istediği gibi bir erkek olabilmek için kendi hayallerinden dahi vazgeçiyor. Fakat kadın, ondaki paniği ve özgüvensizliği görüyor ve gün geçtikçe daha da saldırganlaşıyor. Günün birinde bu oğlan çocuğu yorgun düşüyor. Arkasına dönüp bakıyor ve yıllarca başkalarının isteklerini gerçekleştirmiş olduğunu ama kendi isteklerini yok saydığını görüyor. “Yeter artık! Kendi hayatımı yaşamak istiyorum!” diyerek isyan ediyor ve karısını terk ederek tek başına bir hayat kuruyor. İşini bırakıyor, dünyayı gezmeye karar veriyor ve güzel bulduğu her kadınla birlikte oluyor. Bir süre özgürlüğünve hayatın tadını çıkarıyor, fakat akşamları başını yastığa koyduğunda içindeki o huzursuzlukla baş başa kalıyor. Bir şeyler tatsız… bir şeyler yetersiz.

            Eğer tüm bu seslere kulağımı kapar ve hayatıma vurdumduymaz şekilde devam etmeye çalışırsam, er ya da geç kraliyetin çöküşüne tanık olmam kaçınılmaz olur. Kendi içimde pek çok karakteri barındırdığımı ve tüm bu karakterlerin benim dış dünya ile etkileşimlerim sonucunda doğal olarak geliştiklerini kabul edebildiğimde potansiyellerimle buluşabilir, kendimi gerçekleştirebilir ve vahşi özümle bağlantıya geçebilmek için fırsat yaratabilirim. Yani arketipsel dizilimimi keşfetmek, kendimi tanımayolculuğumda önemli bir rehber olabilir.

            Arketip dizilimi, Kraliyet Masası’nda oturan arketiplerden oluşur. Ben bir olaya sert tepki verirken bir başkasının aynı durum karşısında rahat olması arketipsel dizilimlerimizin farklı olmasıyla açıklanır.

            Arketipler de gölgeler gibi başkalarına yansıtılırlar ve bu sayede güçleri/armağanları/erdemleri çoğunlukla kaybedilir. Örneğin Kahramanarketipini bir devlet liderine yansıtırız ve onun bizi kurtarmasını bekleriz. Bu, çözümü dışarıda aramaktan başka bir şey değildir. Kurtarıcıyı ya da Kahraman’ı dışarıda bir kişide arayan ve onu bekleyen her birey, kendi liderlik potansiyelini kaybetmiş olur.

            İlişkilerimizde de benzer bir dinamiğe şahit oluruz. Kadın, güçlü ve lider özelliklerine sahip (Zeus) bir erkek hayali kurar. Eğer bir erkeğe bu özellikleri yansıtır ve aşık olursa, kendi eril özünden, yani animustan vazgeçmiş olur. Animusu erkeğe verir; kendi potansiyelini erkeğe verir. Böylesi bir ilişkinin olası bir kaç senaryosu vardır:

            Kadın hayatı boyunca kendi bilinçdışı imgesini (arketipi) erkeğe yansıtmaya devam eder ve erkek bu yansıtmayı bilinçsizce kabul eder. Zeus özellikleriyle dış dünyaya açılan erkeğin gizli öfkesi (çünkü Zeus’un karanlık bir yanı da vardır) erkekte ifade bulmaz, erkeğin dişil ruh-imgesinde, yani animasında, yani kadınında açığa çıkar. Kadın zamanla öfke biriktirir. Bu öfkeyi ya içine atar ve hastalık (ruhsal ya da fizyolojik) geliştirir ya da erkeğine püskürür.

            Başka bir senaryoda ise Zeus’un öfkesinin erkekte açığa çıktığını görebiliriz. Kadının yansıtmasını bilinçdışında fark eden erkek, nedensiz yere öfkelenmeye ve bu öfkesini kadından çıkarmaya başlar. Hatta durum, fiziksel şiddete varabilir.

            Diğer bir senaryoda ise erkek, kadının yansıttığı bilinçdışı imgenin (arketipin) karşısında çaresizlik hisseder; bu sorumluluğu kabul edemez, ağır gelir ama bu ağırlığın neden meydana geldiğini anlamaz çünkü bütün süreç bilinçdışı alanda gerçekleşmektedir. Kadın yansıtmaya devam eder ve adam kendisini yetersizve çaresiz hisseder. Erkek için ağır bir depresyonun çıka gelmesi büyük ihtimaldir.

            Elbette ki kadının bu yansıtmalarının tutmasıiçin erkeğin bilinçdışı alanının kadınınkine uyumlu olması gerekir. Yani kadının attığı kancanın erkeğe tutunması gerekir. Kancalar karşılıklı tutunduğunda ortaya büyük bir aşk ya da büyük bir nefret çıkar. Böylesine karanlık bir alanda, yani bilinçsizce yol bulmak oldukça zordur.

             Yansıtmalarımızın farkına varmanın ve hangi arketiplerin hangi özellikleriyle yol aldığımızı bilmenin bireyleşme sürecine ve gücü geri kazanmaya çokça destek olacağını düşünürüm. Arketiplerin anne ve baba karmaşasıyla ilişkileri hakkında daha detaylı bilgi edinmek için Jung’un anne karmaşasını incelediği metinleri okumanızı öneririm[7].

            Maalesef mitolojik ve arketipsel düşünce yapısını M.S. 1000 itibarıyla terk etmeye başladık. Astroloji ve rüyalar gibi bilinçdışımızla temas edebileceğimiz çok güçlü alanları falcılık olarak yorumladık ve derinliklerini yadsıdık. Oysa ki eskiden rüyalar, bilinçdışının bilinç ile iletişim kurma ve bireyi iyileştirme yöntemi olarak ele alınırdı. Yıldız haritasındaki Mars’ın konumu kişiye Logos ya da Animus hakkında, Venüs’ün konumu ise Eros ya da Anima hakkında pek çok bilgi sunardı. Kişinin ilişkilere yaklaşımını ve seçimlerini kendi haritasında görebilmek mümkündü. Gölgeleri ve personanın hareketlerini yıldız haritasında görebilirdik.

            Zaman içerisinde sembollerin, arketiplerin, bilinçdışının dilini unuttuk. Sağlıksız bir zihin yapısıyla kavramları böldük, tanımladık ve aslında işlevsiz hale getirdik. Robert Bly, Eski Yunan kültürü öncesine dişil ve eril kutupluluğun dahi olmadığından, bu kutupluluğun Yeni Yunan kültürüyle başladığından bahseder[8]. Eski zamanlarda su elementi hem dişil hem erildi; Eski Mısır’da Gök Tanrıçası Nut ve Yer Tanrısı Geb vardı. Dişil ve eril özler ahenk içerisindeydi ve birbirlerine hizmet ederlerdi. Aralarında zıtlık ya da ayrım görülmezdi. Paradoks her daim vardı, fakat bu paradoksal yapı ayrılık değil birlik oluştururdu ve varoluşun da temeliydi: Doğum ve ölüm birdi.

 

Didem Çivici – Copyright ©2018
Wild Woman Academy Kurucusu ve Eğitmeni

(“VAHŞİ KADIN’IN YOLCULUĞU: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!” kitabından alınmıştır >>> https://wildwomanacademy.com/vahsi-kadinin-yolculugu-kendinle-ve-yasamla-baglantiya-gec/ )

 

[1]Jung Institut, “Introduction to Jungian Psychology” ders notları.

[2]Yard. Doç. Dr. Emet GÜREL, Araş. Gör. Canan MUTER, Psikomitolojik Terimler: Psikoloji Literatüründe Mitolojinin Kullanılması, Sosyal Bilimler Dergisi 2007/1

[3]İngiliz filozof John Locke’nin ortaya attığı düşünce. Locke’ye göre insan dünyaya geldiğinde boş bir levhaya benzer ve gelişim sürecinde bu levha dış etkenlerle dolmaya başlar.

[4]Felsefede “önceden gelen” anlamında kullanılan ifade.

[5]C. G. Jung, Children’s Dreams Seminar, pg. 369.

[6]İnsan ve Sembolleri.

[7]Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay.

[8]Iron John

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: