PSİŞENİN ŞİFALANMASI: KOMPLEKSLER

Arketipler bilinçdışına hizmet ederler ve arkaik (eski/kadim) özellik taşıyan imgelerdir. Her arketip bilgiyi nesillerden nesillere aktarmak için kullanılan araçlardır aslında.

Anne, Baba, Çocuk, Kahraman ya da Tanrı-Tanrıça ana arketipler olarak bilinirken Meryem Ana, Zeus, Şövalye, Joker ya da Afrodit gibi isimler ise birer arketip imgesidirler. Yani arketipin özelliklerini sergileyen karakterlerdir. Carl Gustav Jung, analitik psikoloji kapsamında arketiplere çok önem verir. Bunun en başta gelen nedenlerinden biri de bilinçdışının arketipler ve semboller aracılığı ile konuşuyor olduğu tezidir. Rüyalar bilinçdışının en görünür ifadeleri olmakla birlikte dilleri de aynı masallar gibi dolaylı ve sembollerle doludur. Jung, arketiplerin çok kapsamlı bilgilerin aktarım araçları olduklarını bilerek rüyalara ve arketiplere ve dolaylı olarak da mitlere, masallara ve hikayelere çok önem vermiştir. Kendisi de insan psişesini incelerken farklı karakterlerden yararlanmıştır ve aslında bu karakterler de birer arketiptirler: Ego, Gölge, Persona, Anima/Animus, Logos ve Eros.

Jung, bireyin bireyleşmesinin, yani bireyin bilinçdışı unsurlarının bilince sunulmasının ve bu unsurların anlam kazanmasının, yani bilinçdışı ile bilinç arasında kurulan bağlantının önemini vurgular. Bunun için bireyin kendi kompleksleriyle çalışması, gölgeleriyle buluşması ve anima/animusla yüzleşmesi gerekmektedir. Kısacası kişinin kendini tanıması esastır.

Literatürde kompleks ya da karmaşa olarak dile getirilen kavram, bilinçdışının kişisel ve kolektif alanı tanımlamak açısından bize yardımcı olur. En çok çalışılan anne ve baba kompleksi konuları her kadının ve erkeğin yaşamını olumlu/olumsuz şekilde yönetir. Kompleks her ne kadar dilimize çok olumsuz bir ifade olarak yerleşmiş de olsa olumlu anne ya da baba kompleksi de vardır. Aslında kompleks denilen şey, her ne için kullanılıyorsa o şey ile bağlantılı her şey anlamına gelir. Örneğin anne kompleksi, kişinin anne ile bağlantı kurduğu olumlu ve olumsuz her şeyi kapsar.

Kompleks aslında bir arketipler bütünüdür. Yani kraliyet masamızda[1] oturan arketiplerimiz bizim komplekslerimizi belirler. Kompleksler ise tetiklenmelerimizin kaynağıdır. Tetiklendiğimizde (hoşumuza giden ya da gitmeyen bir durum karşısında verdiğimiz tepki esnasında) aslında kompleksimiz aktive olmuş demektir. Yani aslında arketipimiz ayaklanmıştır. Gelişim sürecimizde anne ve babamızın komplekslerine bağlı olarak bizim kompleksimiz ve arketiplerimiz oluşur. Bu şu demektir: Arketip karakterlerimiz anne ve babamızın arketiplerine bağlı ve bağımlıdır. Bu nedenle de kişisel gelişim sürecimizde ya da Jung terimiyle bireyleşme sürecinde tekrar ve tekrar anne ve babayı, hatta onların anne ve babalarını ve onların da anne babalarını ziyaret ederiz. Zira sahip olduğumuz kompleksi anlamak ve süreci şeffaf şekilde gözlemlemek de önemlidir. Bu sayede bize ait olan ya da olmayan sesleri de ayırt edebilmeye başlarız. Bu elbette ki bana ait olmadığını keşfettiğim sesten kurtulmaya çalışmak anlamına gelmez. Önemli olan her bir sesin armağanlarını keşfedebilmek ve geçmiş karakterleri de onurlandırabilmektir.

Komplekslerle bu kadar yoğun çalışmamızın belki de başta gelen en önemli sebebi şudur. Kompleks, kompleks olarak kaldığında ve arketiplerimiz gölgede kaldıklarında büyüyemeyiz. Yetişkin bedenler içerisindeki küçük çocuklar olarak hayatın içerisinde çaresiz ve şuursuzca (bilinçsiz) seçimler yaparız çünkü aslında bizi bilincimiz değil bilinçsiz alanımız, yani bilinçdışımız yönetmektedir. Yani hayatı bütün olarak yaşayamaz hale geliriz.

Baba kompleksini ele alırsak… Erkeğin kendi psişesindeki yaralar kız ya da oğlan çocuğunun karakterine katkıda bulunur. Örneğin baba kendi bilinçdışı unsuru olan animasını kızına yansıtabilir ve kızı ile arasında bilinçdışı bir ilişki yaratabilir veya anne ile ilişkisi oğlan çocuğunun anima karakterini belirleyebilir. Yine benzer şekilde kızın Eros’u ve oğlanın Logos’u, yani bilinç unsurları da anne ve babanın karakterleriyle (arketip ve kompleksleri sonucu) oluşur. Bu nedenle bilinçdışı alanın dinamiklerini incelemek ve anlamaya çalışmak kişinin bireyleşmesi için çok önemli bir adımdır. Bu ne demektir?

  • Duygularına ve bedenine farkındalık getirmek
  • Komplekslerini ve arketiplerini tanımak
  • Travma ve hikayelerinin derinliklerinde yatan ihtiyaçları keşfetmek
  • Gündelik yaşamdaki seçimlerin ardında yatan motivasyonları fark etmek

Kısacası kendi dinamiğimi anlamak, kendimi tanımak.

Bilinçdışı her zaman kişiyi kendi potansiyellerini keşfetmesi ve gerçekleştirmesi için zorlar ve eğer kişi kendi bilinçdışına bilinçli şekilde eğilmiyorsa ve onunla samimi bir bağlantı kurmuyorsa bilinçdışı bunu depresyon, nevroz, kazalar, hastalıklar, kronik ağrılar ve aşk yoluyla getirir. Muhtemelen hepimiz hayatımızın bir noktasında durduk yere baş gösteren hastalıklarla ya da ummadık zaman çıka gelen kazalarla, bağımlılıklarla, ağrılarla ya da aşkla karşılaşmışızdır. Kendimiz yaşamadıysak da eminim ki çevremizde gözlemlemişizdir. Psikolojik açıdan bakıldığında tüm bu olayların bilinçdışında kökleri bulunur ve psişe olanlardan habersiz değildir. Yani aslında olan şudur: Kaza geliyorum der. Sadece biz (bilincimiz) görmeyiz. Bunların her biri bilinçdışının görülme çabaları olarak yorumlanır; başka bir deyişle de bireyleşmenin habercisi. Bu nedenle analitik psikolojide depresyon ya da nevroz olumsuz değil olumlu ele alınır. Psişe kişiye bireyleşme çanlarını çalar. Tabi ki bu çanları duyup paniğe de kapılabilirsiniz…

Fakat bu noktada önemli bir detay gizlidir (ya da aşikardır) ve o da:

Bilinçdışının bu çabası onurlandırılmazsa, karanlık ve “kötü” olan, acı getiren şeyin içerisinde kalınamaz ve ondan (karanlıktan, “kötü olan”dan, bilinçdışından) kaçılırsa dönüşüm, yani bireyleşme gerçekleşemez. Bağımlılıklar dahi nevrozun, yani bireyleşmenin habercisidir fakat bizler bağımlılığın bize getirdiği mesajı duymak yerine bağımlılığa bilinçsizce devam eder ya da ondan kurtulmaya çalışırız. Bilinçdışının habercisi olan her etken (hastalık, kötü bir olay, nevroz ya da kaza) aynı Hermes gibidir, sadece birer habercidir ve eğer bu habercileri kovalarsa Tanrı’nın habercisini de kovalamış gibi oluruz. Amaç bağımlılığın içerisinde dahi farkındalıkla nefes alabilmektir. Sigara bağımlısıysam sigaraya olan derin özlemimin içerisinde nefes alarak onun benim için ifade ettiği her şeyin içerisinde tam anlamıyla kalana dek farkındalığımı sigaraya ve bedenimdeki hislerime getirebilir miyim? Bu bana ne söylüyor? Eğer bir insana ve onun bana sunduğunu düşündüğüm duygulara bağımlıysam, onsuz yapamayacağımı düşünüyorsam o insanın benim için ifade ettiği her şeyin içerisine tek tek girebilir miyim? Evet, bu çok iş demektir ama kesinlikle zaman ayırmaya değer. Zira gücümü geri almam buna bağlıdır. “İyileşmem” buna bağlıdır.

Şifa ya da iyileşmedeki asıl amaç bütün olmaktır. İngilizce’de “healing”, yani şifa ya da iyileşme anlamına gelen kelimenin eski İngilizce’deki kökü “healt”, Protogermen’de (eski Almanca) ise “hailitho”dur ve BÜTÜNLÜK anlamına gelir. Bireyleşme süreci de aslında psişenin kendi yaralarını iyileştirme çabasıdır ve bu bilinçli ya da bilinçsiz olalım fark etmez, eninde sonunda gerçekleşir (fakat çoğunlukla insan yaşamı buna yeterli değildir).

Didem Çivici – Copyright ©2018
Wild Woman Academy Kurucusu ve Eğitmeni

[1] https://didemcivici.com/2018/07/23/arketiplerle-derinlesmek/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: