RÜYALAR, MASALLAR VE AŞKLAR

 

“Olmak, algılanmaktır. Ve kendini bilmek ancak başka birinin gözleri aracılığıyla mümkündür. Ölümlü yaşamlarımızın doğası, tüm zaman boyunca farklı şekillerde beliren kelimelerimizin ve eylemlerimizin sonuçlarıdır. Yaşamlarımız bize ait değil; rahimden mezara dek, geçmişte ve şimdi, başkalarına bağlıyız ve her suç ve her iyilikle geleceğimizi doğuruyoruz.” – David Mitchell, Bulut Atlası

Hayatımızın çoğunu bilinçsizce yaşadığımız varsayımıyla yola çıktığımızda yaşamın kendisi oldukça güvensiz, belirsiz ve karanlık görünmeye başlayabiliyor. Bilincin dışında yer alan, bilinçsizliğe ait olan onca arketipten, deneyim ve karakterin varlığından söz edip duruyorum uzun zamandır. Bazen derin bir sohbet esnasında “Nasıl olacak? Kendi yaşamımın hâkimiyetini nasıl geri alacağım?” sorularıyla karşılaşıyorum. Bilincin dışında kalan, karanlığa ait hiç bir şeyin hâkimiyetini elimize alabileceğimizi, bizi fısıltılarıyla baştan çıkarak iblislerin ve karanlık karakterlerin yok olup gideceklerini söylemek isterdim ama söyleyemem. Zira bilincin dışında kalan her şey doğanın ta kendisi. Nasıl ki doğayı istediğimiz gibi yönetemiyorsak, bilinçsiz alanı, karanlığı da yönetemeyiz. Bilincin dışı sadece bağlantı kurulabilir… varlığı bilinebilir, ama hiç bir zaman tam anlamıyla anlaşılamaz.

Modern kültürün oluşmasını sağlayan son bir kaç yüzyıl içerisinde köklerimizden, hikâyelerimizden ve doğadan ayrıldık… aslında bilinçsiz, karanlık diyarlardan ayrıldık. Oysaki bilinçdışının, karanlığın bilgeliği bize en karanlık zamanlarda ışık tutabilen yegane rehberdi fakat bilincimiz, egolarımız ve tutkuyla sarıldığımız maskelerimiz (persona) sağlıksız bir çabayla karanlığı, bilinçsizliği, doğayı yargılayarak bu dünyadaki varlıklarına tahammül edemez şekilde dışarı attı. Elimizde kalan tek şey duyguları, zihni ve bedeni tüketen bir anlayıştı. Oysaki bilincimizin dışında bize ait olmayan bir diyarın çok bilinçli şekilde yaşadığımızı zannettiğimiz hayatlarımızın iplerine sahip olduğuna dair çok az fikrimiz var. Bizi birbirimize bağlayan hikayelerimiz olduğunu, bir bireyden çok daha fazlası olduğumuzu çok azımız biliyoruz.

Denir ki bilincin dışındaki diyara rüyalarla, masallarla ve aşkla dokunabilirmişiz. Biz rüyalara sadece tâbirlenebilen düşler, masallara çocukça düşler, aşka ise yetişkin düşleri olarak baktık. Oysaki karanlık diyarların yol göstericileriydi bunlar. Ruhun bizimle bağlantıya geçebildiği alanlardı rüyalar, masallar ve aşklar. Zamanla anlamları değişti, zamanla bizim karanlığa bakışımız da değişti. Bakışımız değiştikçe daha kayıp, daha yalnız ve daha çaresiz hissetmeye başladık. Bilgiye ulaşmak bir kaç saniyemizi alırken ruhun ve derinliklerin çağrılarını şehrin gürültüsünden duyamaz olduk. Yaşadığımız alanlara süsten doğa alanları konuldu, az biraz kendimize temas edebilelim diye. Fakat biz içimizde yükselen sesleri susturmak için daha çok gürültüye ihtiyaç duyduk. Elimizden rüyalar, masallar ve aşklar kayarken aslında yok olup giden bizim hayatlarımızdı. Biz sevgiden mütevellit sandığımız ilişkilerimizi dahi kontrol ederek mutluluğa ulaşabileceğimizi var saydık. Ne de olsa aklımız, duygularımız ve bedenimiz kontrol edebildiğimiz gerçekliklerimizdi. Ne de olsa hayat kontrol edilebildiğinde keyifli, kontrolden çıktığındaysa çekilmesi gereken bir çileydi. Hayatı kontrol edebilmek için okullar açtık, öğrencileri tüm gün binalara tıktık… bir mantarlara dokunamasınlar, rüzgarın masallarıyla büyüyemesinler diye elimizden geleni yaptık. Ulu orta yapılmaması gerekenleri, durduk yere hissedilmemesi gerekenleri ve asla ama asla düşünülmemesi gerekenleri öğrettik. Duyguları yerdik… vahşi olanı yerdik. Cinsiyetçilik dedik, kadını ve erkeği yerdik. İnsaniyet dedik, hayvanı ve doğayı yerdik. “Gerçek” ve “kişisel özgürlük” adına duyguları aşağıladık, birlikte hareket edeni suçladık ama sesini çıkaranı da boğazladık.

Biz karanlıktan kaçalım derken karanlığa düşüverdik… hem de oldukça bilinçli şekilde, şuurlu adımlarla, birer birer.

 

Didem Çivici – Copyright ©2018

Doğa ile ilgili keyifli başka bir makale… https://indigodergisi.com/2011/10/barisin-anahtari-topraga-yakindir/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: