DÖRT ARKETİP: SAVAŞÇI / ARTEMİS

Savaşçı, nam-ı diğer “Artemis”, tam anlamıyla bir Amazon karakterdir. Eril gücü yüksektir ve eğer sağlıklı bir şekilde hayat bulabilirse kadının animusunu derinleştirir, bilgeleştirir ve hayat içerisinde kendisiyle güçlü bir bağlantı kurarak ilerleyebilmesini sağlar.

Artemis, eylem getirir. O, aynı savaş meydanında kendinden vazgeçerek ilerleyen, kendinden daha büyük bir varlığa teslim olabilen, kendini adayan bir savaşçı gibi nefes alır ve hakiki olanı korur, kollar. Hedefi, yaşam amacıyla bütünleşmektir. Savaşçı arketipi, kadının en derin animus erkidir.

Peki bu kadın nasıl doğar?

Artemis kadınlarının aile yapıları farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bu kadının babası bir puer erkeği olabilir. Alkolik, bağımlı ya da dünyevi alandan ve bedenden kopuk yaşayan bir babaya sahip olabilir. Sağlıksız bir puer babaya sahip bir kadın babadan utanç duyacak ve babanın olamadığı erkeği dünyaya getirmeye çalışarak bir erkeğe dönüşecektir. Annelerinin ise yine bir Amazon kadını olma ihtimali vardır. Puer eşlerinde eril gücü göremeyen kadınlar kendi içlerinde öfkeyle birlikte eril baskın bir tavır geliştirirler. Böyle bir anne-baba ilişkisine tanık olan kız çocuğu hem anneye hem de babaya direnç göstererek “Öyle erkek olunmaz, böyle olunur!” diyebilir ve isyankâr bir yapıya bürünebilir. Bu kadın anne ve babasının olamadığı her şey olmaya çalışacaktır.

Bu kadın erkeklere güvenmez (aynı babasına da güvenemediği gibi), babayı içten içe yargılar (onu çok sevse dahi) ve hatta babayı çok duygusal ve zayıf bulabilir. Bununla beraber, farkında olmadan annenin babaya karşı eleştirilerini ve tavırlarını bilinçsizce sahiplenebilir. Bu kadının annesinin aile içerisinde baskın, şiddetli ya da/ve depresif olma ihtimali çok yüksektir. Demeter arketipiyle birleşmiş bir Artemis annenin var olma olasılığının yadsınamayacağı gibi, Artemis kadınının anne ve babasının puella-puer çifti olma ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Fakat sonuç olarak karşımızda anne ya da/ve babaya direnç ile meydana gelen bir karakter durmaktadır. Anne ve/veya baba eksiktir. O zaman onların olamadığı her şey olunmalıdır.

Başka bir anne-baba örneği de Senex bir baba ile Demeter ya da Persephone bir anne olabilir. Güçlü baba karakteri kız çocuğunun “ideal” ve “tanrısal” imgesi haline gelir ve kız çocuğu hayatı boyunca bu ideal babayı arar. Onun için babası mükemmeldir ve hiçbir erkek babasıyla yarışamaz. Burada baba-kız arasındaki (psişik) ensest ilişkiyi yok saymak olmaz elbette. Puer babalarla kızları arasında da böyle bir olasılık vardır. Fakat Senex babaları idealize eden kız çocuklarıyla babaları arasındaki ilişkiler gerçekten de göze görünür şekilde açıktır. Baba-kız psişik ensest ilişki annenin psişesini de etkiler ve anne-kız arasındaki ilişkiyi de olumsuz etkiler.

Jung’un bu durumu anne kompleksi açısından incelemesine baktığımızda “anneye direnç” kavramıyla karşılaşırız ve karşımıza iki alt karakter çıkar: “Savaşçı Prenses” ve “Süperstar”. Artemis arketipi baskın bir kadının eşiyle çatışması ve sınırları konusunda aşırı duyarlı olması olasıdır. Öz-disiplin (aşırı disipliner ya da disipline olamayan), özgüven, (öz)saygı konularında sorunlar yaşar. Babaya güvenemediğinden dolayı liderlere karşı da güvensiz hissedebilir ve asileşebilir. Dolayısıyla ilişkilerinde de sürekli güç savaşı olacaktır çünkü bu kadının ana kompleksi “güç”tür. Güç, aslında eril özü temsil eder ve Artemis kadınının güç kompleksi kendi animusu, yani babasıyla ilişkisi üzerine kuruludur. Bu nedenle bu arketipe sahip bir kadının (ki her kadın bu arketipe sahiptir, aynı diğer arketiplere de sahip olduğu gibi) “güç” kelimesine yüklediği anlamlarla çalışması çok önemlidir. Babada, animusta ne varsa erkeklere ve otoriteye (patron, grup lideri, devlet lideri, vs) yansıtıldığını bir kere daha ifade etmekte fayda var. Kadının erkeklerle ilişkisi, kendi animusu ile ilişkisini, dolayısıyla kendi animusunun karakterini anlatır. Eğer bir kadın genelde erkekleri ve otoriteyi suçluyor, yok sayıyor ya da yargılıyorsa bu kadının Savaşçı arketipinin gölgede olduğunu söyleyebiliriz. Yaptığı projeksiyonu fark etmeyen ve suçlamaya devam eden bir kadın, gücünü her daim erkeğe ve otoriteye vermeye devam edecektir. Bu nedenle arketiplerimizin gölge ya da aydınlık yanlarını görebilmek gücümüzü geri alma yolculuğundaki en önemli ilk adımdır.

Babanın (animusun) asıl görevi kızı annenin korumacı alanından almak ve ona hayatın gerçeklerine doğru rehberlik etmektir. Fakat pek çok babanın bu sağlıklı eril alanı oluşturamaması nedeniyle kadın (ve erkek) bu rehberliği en doğru şekilde alamaz ve psişede yaralar alarak büyür. Bunun nedeni ise babaların (erkeklerin) de kendi yaralarının olmasıdır! Kendi animası (dişil ruh imgesi) ile birleşememiş ve bireyleşme sürecini tamamlayamamış olan baba, kızına (ve oğluna) sağlıklı bir rehberlik yapamaz. Ve unutmamak gerekir: Bireyleşme sürecini tamamlamak için çoğu zaman hayat yetmez! Sonuç: Yaralarımızla rehberlik etmeye ve almaya devam edeceğiz. Önemli olan bunun farkında olmak ve kendi alanımızda mevcut olmak ve kendimizi bireyleşme sürecimizi tamamlamaya adamaktır.

Artemis’e geri dönecek olursak, bu karakter sağlıksız olduğunda aynı Demeter gibi erili över, dişil olanı ise yerer, diyebiliriz. Artemis baskın kadınların çoğunlukla Afrodit’i, yani Vizyoner arketipi karanlık şekilde ortaya çıkar (bunu daha sonra “Vizyoner” makalesinde açacağım). Kısacası bu kadınlar güçlü eril-ego geliştirirler, idealisttirler ve çoğunlukla da dişil kalplerinin etrafı korumacı kabuklarla örtülüdür. Çünkü şöyle bir kök düşünceye sahiptirler: “Hayatta kalmak için güçlü ve erkek gibi olmalısın! Burada kırılganlığa, duygulara ve dişil zamazingolara yer olamaz!” Oysaki daha derinlere indiğimizde karşımıza oldukça net bir tablo çıkar: Bu kadın acıdan, incinmekten, reddedilmekten, terk edilmekten korkar. Bu kadının aptallığa, zayıflığa, kırılganlığa, güçsüzlüğe tahammülü yoktur. Ve aslında bu tahammülsüzlüğü (ve öfkesi) kendi animusunadır fakat bunu fark etmediği sürece hıncını erkeklerden ya da otoriteden çıkarmaya çalışacaktır. “Kadın gücü” adı altında feministliğe soyunacak ve sağlıksız erilin oynadığı oyunun benzerine hizmet edecek, devlet liderlerini sonsuza dek yargılayacak, yetersiz bulacak ya da erkekleri zayıf ve güçsüz görerek “tek başına” ve “kendine yeterli” bir hayat kurmaya çalışacaktır. Bu kadın kendi kalbinin etrafına duvarlar örerken aynı zamanda bedeninin etrafına da görünmez duvarlar örer. Bedeni dişilliğini kaybeder, zevk alamamaya başlar. Kadınsı tavırlar yiter, cinsellikten keyif almamaya başlar. Bununla beraber yaratıcılığı da sona erer ve ilişki kuramamaya başlar. Eril baskın hale geldikçe dişil kaybolur. Artemis baskın bir kadının hayatında cinsel sorunlara, istenmeyen gebeliklere, düşüklere, annelik unsurlarının gelişememesine (Demeter’in aksine), rahim ve menstruasyon sorunlarına, kısırlığa, gebelik komplikasyonlarına rastlamak mümkündür. Bu kadınları ilişkiler içerisinde de aynı hayatta olduğu gibi eşleriyle sürekli mücadele ederken görürüz. Erkek şöyle der: “Rahat batıyor sana! Bir türlü mutlu olamıyorsun!” Bu kısmen doğrudur. Savaşçı kadınların en iyi bildiği şey mücadele etmektir. Aksi halde hayatla bağlantı kuramayacaklarını sanırlar. Fakat aslında içlerini korku ele geçirmiştir: Güçlerini kaybetmekten korkarlar. Bu da onları kurban rolüne sokar.

“Savaşçı Prenses” dişil olanı, duyguları, bedeni zayıflık olarak görür. Her ay kanamak onun için çiledir; erkekler daha şanslıdır! Bedeninin objeleştirilmesine tahammül edemez ve her daim eşitliği arar. O, “yin” unsurların gücünden bi’ haberdir. Eylemde kalarak hayatta kalacağını öğrenmiştir. O her daim kadında da erkekte de “eksik” bir şeyler bulabilir. Bir erkek ya çok katı ve duygusuzdur ya da duygularına kapılmaktadır veya çok güçsüzdür; bedeniyle takıntılı bir ilişkisi vardır; duygularıyla bağlantısı yoktur ya da sürekli dram yaratır. Bu kadın erkeklere daima kendi karanlık animusunu yansıtır. Ayrıca bu kadın gizli ya da açık öfke yaşar ve aslında bu öfkesi kendi güçsüz animusunadır: “Daha güçlü olmalısın!” Bu nedenle de hayatı daimî bir mücadeleye dönüşebilir, kendine sürekli zorluklar yaratabilir.

Savaşçı’nın “Süperstar” alt karakteri ise babasının veya annesinin olamadığı her şey olmaya çalışır… bilinçsizce. Aşırı disiplinlidir ve idealleri vardır. O her şeyden özgürleşmeyi arar. Aslında özgürleşemediği şey özgürlük düşüncesinin kendisidir ve bunun farkına varamaz. İlişkiler, aile kurmak ya da bir patron altında çalışmak bu kadınlar için çiledir. “Kendini gerçekleştirmek” bu kadının hayat amacı gibidir ve eğer kör bir şekilde bu amaç uğruna ilerler ve bu amacının altındaki hikayeleri tam anlamıyla göremezse kadınlığını terk etmeye meyleder. Savaşçı, karanlıklarda hüküm sürdüğünde annelik bastırılır, dişillik bastırılır. Bu nedenle de bu kadınların Demeter’lerini dışarıdan çok iyi göremeyiz. Savaşçı’sı gölgeye dönüşmüş kadınlar için annelik aşağılık ve utanç verici dahi olabilir. Kadın dediğin erkekler dünyasında güçlü olmalıdır!

 

Aslında Savaşçı arketipinin kadına mesajı şudur:

“Ortaya çık! Mevcudiyetini koru! Gücünü eline al!”

 

Savaşçı arketipi bizim liderlik ettiğimiz ve liderlikle ilişkilendirdiğimiz alanlarda kendisini gösterir. Erkekle ve babayla ilişkimiz aslında Savaşçı arketipimizin karakterine ve alışkanlıklarına ışık tutar.

Savaşçı cesaret, mevcut olmak, eyleme geçmek, onurlandırmak, saygı duymak, hitap gücü ve rehber olmakla ilişkilidir. Bununla beraber, sağlıklı Savaşçı aslında içinde Bilge ve Şifacı arketiplerini barındırır. Kendinden vazgeçmek (Bilge/Demeter) ve teslimiyet (Şifacı/Persephone) onu derinleştirir ve güçlendirir.

Savaşçı’nın amacı gücü doğruya kullanmak, dürüst olmak, disiplinli şekilde hareket etmek, gerçek olmak ve pratikliktir. O, sağlıklı şekilde iletişim kurmayı hedefler ve bunun için de sağlıklı sınırlar oluşturur. “Ben nerede başlıyor, nerede bitiyorum?” Savaşçı’nın sorusudur.

O hem ağaç hem metaldir. Ağaç gibi esnek ve gelişmeye meyillidir ve aynı zamanda da metal gibi keskin ve kararlıdır. O sorumluluk alarak kendi gücünü de eline alır. Yaşam enerjisini (Qi) doğru kullanarak bedeninin, zihninin ve duygularının farkındalığını güçlendirir ve kendisiyle ve çevresiyle, yaşamla ve ölümle bağlantısını derinleştirir. O kendisini güçlendirirken başkalarını da güçlendireceğini bilir ve başkalarına katkı sunmak istiyorsa bunun yolunun kendisini “büyütmesi” olduğunun farkındadır.

O ortaya çıkarak, kendi gücünü eline alarak, liderliğini kazanarak, yani aslında “görünür” olarak kendini gerçekleştirir. Sağlıksız Savaşçı görünür olmaktan korkar, kendini gerçekleştiremez ve bunun sorumlusu olarak da dışarıdaki insanları görür. Ya eşi ona kendini gerçekleştirme fırsatı vermemiştir ya da içinde yaşadığı toplum. Savaşçı karanlıktaysa kadın kendi gücünü eline alamamasının sorumluluğunu alamaz ve karanlıkta kendi gölgeleriyle savaşır.

Onun fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak kendisi için orada olmaya, mevcut olmaya ihtiyacı vardır. Kendisiyle nasıl bağlantı kuracağını ve kendi biricik yolunu keşfettikçe sağlıksız Savaşçı sağlıklı bir karaktere dönüşür. Kendisiyle diyalog kurmayı öğrendikçe ve empatiyi geliştirdikçe başkalarıyla da iletişimi derinlik kazanır ve dolayısıyla hitap gücü artar. O, liderlik kapasitesini ancak bu şekilde güçlendirebilir: Kendine empatiyi öğrenerek. Kelime seçimi, ses tonu, beden dili ve eylemlerinin sözleriyle örtüşmesi onun öz güvenini ve öz saygısını yüceltir.

 

Savaşçı’nın hayatın içerisinde sıklıkla kendisine sorması gereken soru şudur:

“Nerede duruyorum? Ne için duruyorum? Kim için duruyorum?”

 

O, bu soruların yanıtlarına ulaşabildikçe kendi sınırlarını, kendi alanını ve mevcudiyetini güçlendirir ve hayatına ve kendine dair farkındalığı artar.

Savaşçı eğer sağlıklıysa ve Kraliyet Masası’ndaki hakkı olan yeri lâyıkıyla yerine doldurabiliyorsa tam bir güç abidesine dönüşür. O, öz disiplini, özgüveni ve özsaygısı sayesinde mükemmel bir lider olur; kendini ve başkalarını gözetir; kendi gölgelerini sahiplenir ve kendi hikayeleriyle başkalarına saldırmaz. Öfkesiyle bağlantı kurar ve kendini tanımaya adayabilir. O şunu bilir:

Hayattaki en büyük mücadele kişinin kendisini tanıma yolculuğudur.

Savaşçı sağlıklıysa duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak nasıl hayatta kalacağını sezgisel olarak bilir. O, yol göstericidir ve kadına ve erkeğe gücü keşfetmeyi öğretir. Bu kadın başkalarına güçlerini nasıl geri alacakları konusunda sevgi dolu bir lider olabilir. Nettir, şeffaftır, hakikidir, kendisiyle ve çevresiyle bağlantıdadır. Eğer kendi dişil özü (Eros) ile buluşabilirse ve Afrodit ile iş birliği yapabilirse güçlü bir Vizyoner’e dönüşür. Onu ruhani bir rehber, nitelikli bir danışman ya da kitleleri harekete geçiren sevgi dolu bir lider olarak görürüz. Cesareti ve derinliği, teslimiyeti ve kararlılığıyla insanlara ilham kaynağı olur.

 

Didem Çivici – Copyright ©2018

Reklamlar

DÖRT ARKETİP: SAVAŞÇI / ARTEMİS” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Ve asla kendi olamaz , mutluluğu oynar, oysa içsel olarak hiçbir zaman mutlu değildir. Vericidir, hep verir,herkesin anasıdır , kocasının da, sanki vermek için doğmuş gibi. Oysa ilkel beyin tamamen farklı düşünür ,kadınlığını yaşamak ister,kucaklanıp,kollanmak ister.
    Eril enerjinin gücünü görmek ister. Kendi olamadığı için de mutluluk hiç gelmez.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: