ERİL ARKETİPLER: ÂŞIĞIN YOLU

Erkeğin ya da erilin dört ana arketipinden “Âşık” ile yolculuğumuza başlıyoruz. Bu arketipin ve diğerlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için Robert Moore ve Douglas Gillette’in nitelikli ve incelikli bir şekilde ele aldıklarını düşündüğüm arketipsel anlatımı temel alarak kendi görüşlerimi, sezgilerimi ve analizlerimi takip ederek kapsamlı bir anlatım sunmaya çalışacağım. Ayrıca makalenin sonunda, çalışmalarına çok değer verdiğim “Like Stories Old”un bu arketip için hazırladığı videonun benim tarafımdan hazırlanan Türkçe altyazılı versiyonunu bulacaksınız.

Moore ve Gillette, “King, Warrior, Magician, Lover” kitabında her arketipi iki şekilde incelerler: Tam potansiyeli ve bipolar gölgeleriyle. Ben de her bir makalede konu olan arketipi aydınlık (tam potansiyel) ve gölge yanlarıyla işleyeceğim.

Âşık, yaratıcılık potansiyeli, bağlantı, empati, duygular, temas ve hayata karşı merak ile ilişkilidir. O, Eros’un erilde hayat buluşudur. O, Yang’ın Yin’idir. Tam olarak ifade bulabildiğinde kişi kendisiyle ve etrafıyla bağlantıda hisseder; empati gücünü bulur. Âşık arketipi ifade bulabilen bir erkek duyguları ve bedensel duyuları aracılığıyla bilir.

Âşığın yolu aşktan geçer. Bu aşk bir kadına, bir fikre, bir inanca ya da değere karşı duyulan aşk olabilir. Aşk, Âşık için yaşam amacıdır. O, aşkın içerisinde kendini kaybederek kendini bulur. Aşk, yakıcıdır; ateştir. Aşk, bilinçdışıdır ve kolektife aittir. Âşık, kolektif bilinçdışına yakın yaşar ve ateşten, yani aşktan beslenir. Âşık arketipi canlanmış olan bir erkek aşk olmadan nefes alamaz. O, ateşi alevlenmiş olan kadınlardan, sanattan, heyecandan ve bedensel arzulardan uzak duramaz. Fiziksel ve duygusal bağlantı onun için elzemdir. Hayatında bu iki bağlantı alanına daimî şekilde alan açarak yol alır. O, bilinçdışı ile bağlantıda kalarak hayatın içerisinde yol alır.

Âşık, hayatı estetik ve güzellikle kavrar. Sanatçı yönü güçlüdür; ruhsallıkla derinden bir bağ kurar. O, “birliği ve bütünlüğü” arar. O, dünya ile, doğa ile, başkaları ile sürekli bağlantıda olmayı amaçlar ve bunu onun kadar güçlü şekilde yapabilen bir başkası da yoktur. Dört arketip arasında en güçlü bağlantı kabiliyeti olan karakter Âşık’tır. O, Tanrı ile, Allah ile, Tengri ile BİRleşmeyi arzular. O’nun yolu, Yaradan’ın yoludur. O sûfidir, tantriktir, ruhâni bir arayışa adanmış olan fakirdir. O, bedeninden öte olanı arar; yükselmeyi, aydınlanmayı, Tek Olan’a karışmayı arar.

Âşık, insanları “okur”. Duyuları güçlüdür, duyguları aracılığıyla olanı, olacak olanı hisseder. Başkalarıyla bağlantısı güçlü olabildiği için bu duygusal ve empatik güç ona aynı zamanda başkalarının acılarını hissetme yetisini de getirir. O, başkalarının ve duyguların içerisinde “kaybolarak” yolunu bulur.

Âşık için bilinen yolları yürümek olası değildir. O, bilinenin dışına çıkmayı arzular, kaşiftir. Ressamlar, psişikler, mistikler, müzisyenler, yazarlar… Âşık arketipinde yaşayan insanlardır. Hayatlarıysa çoğunlukla dışarıdan “kaotik” görünür, zira bilinçdışı kaostur. Kolektif bilinçdışının kaosu ve karanlığı bu insanların hayatlarına yansır: İlişkilerine, eserlerine, bedenlerine… Bilinçdışında yaşamanın her zaman bir bedeli vardır: Karanlığa ve ölüme yakın olmak. Âşık arketipini yaşayan erkek kendini dışarıya korumasız bırakır ve bu da dışarıdan gelen projeksiyonların etkilerine maruz kalma olasılığını yükseltir. Fakat Âşık arketipini tam potansiyeliyle yaşayabilen bir erkek şeffaflaşır, görünmez hale gelir ve sadece sevginin kendisi olarak nefes alır. Bu sayede projeksiyon ya da dış etkilerin kurbanı olmaz. Bu erkek, her varlıkta Yaradan’ın güzelliğini görebilir, sanatçı yanı da buradan ileri gelir. Âşık, tam anlamıyla nefes alabildiğinde, Yaradan’ın insan evlâdında can buluşudur.

GÖLGE ÂŞIKLAR

Kendini gerçekleştiremeyen, hayatını bir türlü düzene sokamayan, kronik depresyonda veya bağımlılıklarından kurtulamayan adamlar erkekliğe dair güçlü ve derinlikli bilgilere ulaşamamış, erginleşmemiş çocuklardır. Bu adamlara rehberlik edebilecek erkekler olmamıştır ve bu nedenle de oğlanlıktan erkekliğe geçiş yaşayamamışlardır.

Erkek, besleyici ve yaratıcıdır; koruyucu ve güç sahibidir. Fakat erkeğin doğabilmesi için Oğlan Ego’nun ölmesi gerekir ve maalesef içinde bulunduğumuz kültür bu dönüşümü sağlayabilecek hiçbir imkân sunmamaktadır. Sunî olarak işlev görmesi umulan askerlik ve liderlik (aile, şirket, spor kulübü veya ülke) alanları bir oğlan çocuğunu erkekliğe hazırlayamaz. Bu nedenle de dünyamız gerçek erkekten mahrum kalmıştır. Gerçek eril özün hayat bulabilmesi için ölmesi gereken oğlan ise hayatını gölge benlik olarak ve erkeği sabote ederek sürdürmektedir. Âşık arketipini yaşayan biri de elbette ki bu gölgelerden nasibini almaktadır. Fakat şunu da unutmamak gerekir: Ölüm, dönüşüm demektir. Gölgeler hiçbir zaman yok olmazlar ve asıl amaç da gölgelerden kurtulmak değildir. Bir erkeğin kendi içindeki oğlan çocuğunu yaşatması çok önemlidir. Amaç, krallığın yönetimini bir çocuğa bırakmak olmamalıdır, o kadar. Bunun için de ölüm, yani dönüşüm elzemdir.

Âşık gölgede kaldığında, yani tüm potansiyeliyle nefes almadığında iki uca sürüklenir ve bu iki uç Moore ve Gillette tarafından bipolar gölgeler olarak nitelendirilir. Çocuklukta Oedipal oğlanın gölgeleri iki kutupta “Ana Kuzusu” (The Mama’s Boy) ve “Hayalperest” (The Dreamer) olarak görülürken bu çocuk büyüdüğünde karşımıza erkekteki iki Âşık Gölge kutup olan Bağımlı ve Yetersiz Âşık çıkar.

lover arch

Bağımlı (Ana Kuzusu) Âşık

Tüm arketipler eninde sonunda “Anne” ile bağlantılıdır fakat bunu en güçlü yaşayan gölge arketip Oedipal Çocuk’tur. O her ihtiyacını karşılayabileceği sonsuz bir dişil kaynak ister ve eğer bunun bilincinde olmazsa hayatına mal olur.

Bu gölge arketipin kökünde Oedipus kompleksi yatar. İsim babası Freud olan bu kompleksin hikayesi Eski Yunan Kralı Oedipus’a dayanır. Kral Laius ve Kraliçe Jocasta’nın oğlu olan Oedipus bir kâhinin krala muştuladığı bir kehanet sonucunda öldürülmek üzere ülkenin dışındaki bir tepeye bırakılır. Bu muştu, bir gün kralın kendi oğlu tarafından öldürüleceğidir. Korkuyla panik olan Kral Laius, oğlundan kurtulmayı umsa da tanrıların isteğine karşı koyulamayacağını maalesef unutur. Oedipus bir çoban tarafından kurtarılır ve bir erkek olur. Günlerden bir gün yolda yürürken bir at arabasının altında kalmaktan son anda kurtulan Oedipus, at arabasının sahibini oracıkta öldürür. Ölen kişinin kral olduğunu öğrenen Oedipus büyük şehre geri döner ve Kraliçe’nin koca aradığını öğrenir. Erkekliğiyle bu mevkii hak eden Oedipus yıllar sonra eşinin annesi, öldürdüğü kişinin ise babası olduğunu öğrenecektir. Oedipus her ne kadar bilinçsizce bir kehanete hizmet etmiş olsa da böylesi bir ilişki tanrılarca kabul göremez. Oedipus öldürülür. Bu hikâyenin altında yatan psikolojik ileti ise şudur: Benlik, hiçbir zaman ensest bir ilişkiyi kabul etmez ve bir insanın Tanrı (baba) ve Tanrıça (anne) ile evlenmesi mümkün değildir. Freud’un yaklaşımı ve bunu bir kompleks olarak ifade etmesinin nedeni ise şudur: Anne’ye gereğinden fazla tutunan oğlan eninde sonunda zarar görecektir.

Bu gölgenin başka bir ifade buluşu da Don Juan’dır. Bu adam tek bir kadına bağlı kalamaz. O tüm kadınları elde ederek aslında farkında olmadan (bilinçsizce) “Ana Tanrıça”ya ulaşmayı arzular. O, Anne ile birleşmeyi arzular ve bu adamları gizliden gizliye annelerini kıskanırken, babayı eksik veya zayıf bulurken, anneyi babadan kurtarmaya çalışırken görürüz. Aslında bilinçsizce babanın yerine geçmeye çalışır. Oedipus kompleksi olan Bağımlı Âşık kendi annesine, kadınlara, dişil olan her şeye tutunur. O, anne memesi arayan yavru bir köpek gibidir ve daima Anne ile birleşmeyi arzular.

Âşık arketipinin sınırları olmadığını ifade etmiştim. Sınırların olmaması eğer egonuz sağlamsa pek çok şeye hizmet eder fakat eğer ego güçsüzse sizi pek çok şekilde sabote edecektir. Bağımlı Âşık, “Dünya’da böylesine bir bolluk varken neden kendime sınırlar koyayım ki!?” diye düşünür. Evet, bu doğrudur. Fakat eğer özünüzde merkeziniz yoksa bu düşünce bir adamın hayatın (kadınların, alkolün, işin, uyuşturucunun) içerisinde kaybolmasına neden olur. Sağlıklı ya da tam potansiyeliyle nefes alan bir Âşık kolektif bilinçdışıyla sağlıklı bir ilişki kurabilirken bu adam kendi duyguları içerisinde, başkalarının duyguları içerisinde, kaosun içerisinde, bilinçdışının içerisinde kolaylıkla kaybolur. Onu şöyle derken bulursunuz: “Kahretsin! Bir türlü önümü göremiyorum! Her şey üstüme üstüme geliyor!” Bu adam için dış dünyada ola gelen her şey onu derinden sarsar; kadınların duyguları ya da tavırları ona fazla gelir ve kadınları “dramatik” bulmaya meyillidir; kolayca manipüle olabilir. Sonra da insanları, hayatı, kadınları suçlar.

Bu adam aşka, cinselliğe, yemeye, spora, maddeye, bedensel her türlü zevke bağımlılık geliştirebilir. Bunların hepsi de aslında Anne ile ilişkilidir. Marion Woodman’ın yazdığı ve çevirip yayınladığım anne-madde-bağımlılık konularına dair makaleyi okumanızı tavsiye ederim. Velhasıl, bu adamlar kolaylıkla maddenin ya da kadının (Anne/Dişil Öz) gücüne yenik düşerler. Bu adamları eski sevgililerini, eşlerini, kadınları suçlarken bulursunuz. Âşık arketipi gölgede yaşayan bir adam kendini her zaman saf ve masum görecek, kadınları ise kendi başına gelen her şeyin suçlusu ilan edecektir. Asıl sorunun kendinde, anima ile ilişkisinde olduğunu anlamadığı sürece de içindeki animayı dışarıya yansıtmaya devam edecektir. Bu adam hayatındaki kadının duygusal iniş çıkışlarına tanık olduğunda, hatalarını gördüğünde ya da zayıflıklarını fark ettiğinde buna katlanamaz. İlk zamanlar katlanmaya çalışsa da süreç içerisinde bir zamanlar aşkıyla yanıp divaneye döndüğü kadın onu kızdırmaya, öfkelendirmeye başlar ya da bu kadından midesi bulanmaya başlar. Aslında psikolojik seviyede olan şudur: Kadınında “Cadı”yı görmeye başlamıştır. Cadı arketipi Anne arketipinin gölgesidir ve Yiyip Bitiren (devouring) Anne olarak bilinir. Âşık gölgede ise bir erkek Cadı ile başa çıkamaz ve gücünü ona verir, aynı gücünü Anne’ye verdiği gibi. Cadı, Anne arketipinin parçasıdır ve “bilinmesi” ve “onurlandırılması” gerekir. Kendi içindeki anima ile ve animanın gölgesiyle yüzleşemeyen bir adam bunu kadınına yansıtacak ve eninde sonunda ondan kaçmaya, onu yermeye ya da onu öldürmeye çalışacaktır. Çünkü aslında gölgede yaşayan bu oğlan çocuğu ona sonsuz sevgi, şefkat ve besini verecek Anne’yi aradığı için Dişil Olan’ın yıkıcı olan yanını istemez. Bu çocuk Tanrıça’yı ister, Yüce Kadın’ı ister, şefkat dolu Anne’yi ister, Fatima’yı ve Meryem’i ister ama Medusa’yı veya Kali’yi istemez. Fakat bu bir illüzyondur. Bu çocuk sadece aydınlığı ve sadece hafifliği ve sadece huzuru ister. Fakat Anne, Yüce Kadın, Dişil Olan’ın doğası bu değildir. Kolektif bilinçdışının doğası bu değildir. Bir oğlan ancak bunu öğrendiğinde, bildiğinde, kabul ettiğinde erkekliğe adım atabilir. Bir oğlan ancak ve ancak Dişil Olan’ın karanlığındaki bilgeliği nefes alabildiğinde erkek olabilir. Bir oğlan ancak ve ancak öldüğünde erkek olabilir.

Âşık gölgede olduğunda, özellikle de Bağımlı olduğunda bir adamı sürekli arayışta görürüz. O hiçbir zaman huzur bulamaz; sürekli açtır. O, güzelliğe düşkündür ama bir kadını olduğu gibi, insanlığı ile sevemez. Bedeninin bir yanını beğenirken diğer yanını eksik görür. Kadını nesneleştirir, yerer. Kadını tek tip bir şekle bürümeye çalışır. O, hayallerindeki ideal Dişil’i yaratmak ister ve buna takıntılı şekilde bağımlıdır fakat kendisi bunu fark etmez. O, mükemmel olanı arar. Mükemmel iş, mükemmel hayat, mükemmel beden, mükemmel kadın… Bu adam tam bir puerdir. Ruhsal olarak aydınlanmayı, bedensel olarak orgazmı arar; incecik bedenli kadınları, maddi ya da manevi olarak yükselmeyi arar. Ve bu sonsuz arayışının bilincinde değilse çöküşü kaçınılmazdır. O, kendisinin Tanrı, annesinin ve kadınların da birer Tanrıça olmadığını anlamak zorundadır.

Gölgede kalan Âşık kendi düşleri ve rüyaları içerisinde kaybolur. Uykusu dinlendirici değildir ve bilinçdışı (rüyalar) onu adeta yutar. Çünkü bu adam kendi bilinçdışı karşısında güçlü bir egoya sahip değildir. Ego ve bilinçdışı arasında sağlıklı sınırları yoktur, bu nedenle de arketipler ve kompleksler tarafından ele geçirilmeye çok müsait bir bilinci vardır. Bu adam kendi animası (bilinçdışı) tarafından kolaylıkla ele geçirilir. Anima ile sağlıklı bir ilişki kurabilmesinin yolu kendi egosunu güçlendirmek ve öncelikle de Anne’den bilinçli şekilde kopmaktır. Âşık’ın armağanlarından biri bağlantı, diğeri ise “bir ve bütün” olmaktır fakat eğer gölgedeyse bu bağlantı çok fazla kurulur ve kişi kendisiyle başkalarını ayırt edemez hale gelir, yani kendi dışındaki her şeyle çok fazla “bir”leşir. Bu adam aslında hala annesinin rahmi içerisinde esirdir ve bu nedenle de çok büyük bir öfkesi vardır, özellikle de kadınlara. Kendi ayrışamamasının sorumluluğunu Anne’ye, kadınlara yükler ve bu ayrışamamanın farkında dahi değildir. Bu adam aslında her kadınla birlikte psişik ensest ilişkiler kurar, zira her kadın onun için Anne’dir. Ve bunun bilincinde olmasa dahi Benlik (içindeki Tanrı) bunun bilincindedir. Bu nedenle de tüm ilişkilerini bilinçsizce sabote eder. Gölgesi Bağımlı Âşık olan bir adamın ihtiyacı olan şey ayrışmak, kendi benliğini bulmak ve bireyleşmektir. Fakat bu bireyleşme çabası onun her şeyden, hayattan, kadınlardan ya da ilişkilerden kopması anlamına gelmez. Amaç kurtulmak değil, sağlıklı ve sevgi dolu sağlıklı bağlantı kurmayı keşfetmek olmalıdır. Aksi halde bipolar gölgelerin diğer ucuna geçiş yapar ve Yetersiz Âşık olarak yine gölgede yaşamaya devam eder.

Yetersiz Âşık

Bu adam histen ve duygulardan yoksundur ve dışarıdan duyarsız olarak görülür. Kendisiyle ve başkalarıyla olan bağlantısı tamamıyla kopuktur ve tek istediği bir şeylerden “kurtulmak” ve “uzaklaşmak”tır. Hayata karşı hevessiz, heyecansızdır ve genellikle de ya sıkılmış ya da bunalmış hisseder. Sabah uyanmakta zorluk çeker çünkü hayat onun için uyanmaya değer bir yer değildir. Atalet ve hareketsizlik hem ruhuna hem de bedenine hakimdir. Toplumdan, ailesinden, iş arkadaşlarından ya da dostlarından soyutlanmıştır. Kısacası depresif bir kişiliktir. Cinsel isteksizlik yaşaması oldukça olasıdır ve iktidarsızlık korkusuyla ya kendine ya da başkalarına öfke hissedebilir. Aslında öfke duymasının temelinde “Eros”unu, hayatla bağlantısını kaybetmiş olduğu gerçeği yatar. O, Dişil Olan’dan yoksun kalmıştır, yani hayattan.

Âşık arketipi gölgede kalan ve Yetersiz’e meyleden bir adam kendisini gerçekleştirememekten dolayı aslında büyük bir üzüntü içerisindedir. Özellikle 40 yaşını aşan erkeklerin bu gölgeye kapılması çok olasıdır. Biz bu adamla genelde orta yaş krizinde tanışırız. Hayatı gelip geçmiştir ve o arkasına baktığında gerçekleştiremediği bir hayat görür ve öfkeye kapılır. Muhtemelen ya kadınlar ya da para onu yönetmiştir. O, kendi özünün bilgeliğine kulak verememiştir ve başkalarının esiri olarak hayatını yaşayamamıştır ve artık çok geç olduğunu düşünmektedir. Hayatını yaşamak ister ama artık hevesi kalmamıştır ve yorgundur. O, hissedemez. Hissetmek ister ama her şey boştur; kadınına ilgisi yiter, çocuklarına ilgisi yiter; çalışmak ve ilerlemek için bir neden göremeyebilir. Sonuçta kendini her şeyden ve herkesten geri çeker, kabuğuna çekilir. Aslında bu adam kendi içerisinde “hayalci”dir; kendi içinde hayalperest çocuğu (The Dreamer) barındırır. Fakat gölgede yaşadığından dolayı gerçek Âşık ile bağlantıya geçemez ve kendi kafasının içerisindeki illüzyonlara (“Hayat boş… artık çok geç… hiçbir şeyin anlamı yok.”) kapılır. Bu da onu gerçeklikten, hayattan koparır.

Yetersiz  Âşık’ın bir başka dışa vurumu ise kendisini sürekli yetersiz hissetme kısır döngüsüdür. Bu adamın çocukken baba tarafından onaylanmamış olma ve babadan almayı umduğu sevgiyi alamamış olma ihtimali çok yüksektir. Anne’ye bağımlı kalmış ya da ondan bir şekilde kopmuş da olabilir ama bu kopuş onu ve Anne’yi onurlandıracak şekilde olmamışsa kendisini sürekli yetersiz hissedeceği ilişkiler içerisinde bulma ihtimali de yüksektir. Kadınlar ondan sürekli bir şeyler talep eder gibi görünür; insanların ona sürekli ihtiyacı vardır. Fakat aslında bu senaryoyu, bu düzeni yaratan bu adamın kendisidir. O, kendisini yetersiz bulduğu sürece sürekli “daha” olmaya çabalayacak ama başkaları için değil de kendisi için bir hayat yaratmadığı sürece de hayat amacını bulamayarak boşlukta hissetmeye devam edecektir. Daha da ötesi, bu adam kendisinin herkesten “farklı” ve “daha” olduğunu düşünerek başkaları ve kendisi arasına büyük duvarlar çekebilir. Bu da onun izole olmasına ve hissiz, amaçsız ve duyarsız hayatına devam etmesine neden olur.

Âşık Arketipini Uyandırmak

İçimizdeki Âşık sağlıklı şekilde ifade bulduğunda kendimizle ve yaşamla bağlantıda, coşku ve heves dolu, yaratıcı oluruz. Hayal gücümüz eylemlerimize kaynak haline gelebilir, yaratıcılığımızın farkında oluruz.

Âşık, hayat amacımızla yakından ilgilidir. O, hayatın anlamını hissetmemize aracı olur. O, hayallerimizi keşfetmemize aracı olur. O, hayatı anlamlı kılmamıza aracı olur. Âşık sayesinde her eylemimiz anlamlı hale gelir, her eylemimiz keyif verir.

O, bizi köklerimize bağlar, inancımızı güçlendirir, hayat içerisinde kendimizle bağlantıda kalarak yol almamızı sağlar. Âşık sayesinde hayatın belirsizliklerini tanıyabilir ve bu belirsizliklerin içerisinde nefes alarak ilerleyebiliriz. O, amacımızı her daim hatırlamamızı sağlar.

O, hayal etmenin değerini anlatır bize. Hayal etmeden hayat yaratılamaz. Hayal etmeyen bir Kral, Savaşçı ya da Sihirbaz var olamaz. Âşık, tüm arketiplerin hayatla ve ölümle bağlantıda kalarak, kalbe ve Yüce Olan’a hizmet edecek şekilde hayatın içerisinde ilerlemesini mümkün kılar.

O, kendimiz ve başkaları için daha iyi bir dünyayı yaratmayı mümkün kılar; bolluğun ve bereketin, barışın ve sevgi dolu bir toplumun hayalini kurarak umut getirir. O, eril özün sevgi dolu ve insani olmasını mümkün kılar. Yıkmak yerine yapmayı, yok saymak yerine empati ile dinleyerek anlamayı mümkün kılar.

Âşık, erkeğin “Eros” gücüdür. O, aşk aracılığıyla, bilinçdışının fırtınaları aracılığıyla hakikati ve en derindeki hazineleri keşfetmeye çağırır bizi. Ve diğer tüm arketipler O’nun aracılığı ile kendi güçlerini keşfederler:

Kral, yönetirken sevgiyi hatırlamalıdır.
Savaşçı, savaşırken sevgiyi hatırlamalıdır.
Sihirbaz, görürken sevgiyi hatırlamalıdır.

Aksi halde hiçbiri kendine, insana, doğaya ya da Yaradan’a hizmet edemez.

Âşık, bize şunu hatırlatır:
Sevgi, tüm arketiplerin, tüm varoluşun yegâne amacı olmalıdır.

O’nun uyanması içinse bilinç gereklidir… Ego gereklidir. Bir erkek, en hakiki ve değerli armağanlarını bilinçdışının bilinmezliği ve kaosu içerisinden ancak ve ancak egosu güçlü ve merkezindeyse çıkarabilir. Bu nedenle de O’nun kendi sınırlarını belirleyebilmek için Kral’a, eyleme geçebilmek için Savaşçı’ya ve gerçek ile illüzyonu ayırt edebilmek içinse Sihirbaz’a ihtiyacı vardır.

Didem Çivici – Copyright ©2019

 

 

Illus. Peter Fiore. New York: Sterling, 2003.

 

Reklamlar

ERİL ARKETİPLER: ÂŞIĞIN YOLU” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: