RÜYA ve RÜYA ANALİZİ

Eski Yunan’da rüya kelimesi “ilaç” (medicine) kelimesiyle eş anlamlıydı. Şifacı tanrı Asclepius’a adanmış tapınaklara getirilen hastalar uyuyarak şifa ararlardı. Eski Mısır’da “rüya tapınakları” vardı. Hipokrat’a göre ise kişi, rüyalardaki imge ve hikayeler aracılığıyla sağlığına kavuşabilirdi. Kısacası rüyalar, ilk insandan bu yana insan kültürünün bir parçası olarak hayatımızın içerisinde olmuştur.

Semavi dinlerde önemini korumaya devam eden rüya ilmi, ruh bilimine (psikoloji) 1900’lerde Freud’un “Rüya Yorumu” kitabıyla girmiştir. Hastalarının ruhsal durumlarıyla ilgili pek çok bilgiye rüyalar aracılığıyla ulaşabileceğini keşfeden Freud aynı zamanda da rüyaların kolaylıkla yorumlanamayacağını da ifade etmiştir. Ortaya attığı “bilinçdışı” kavramıyla birlikte rüyaların işlenişi ve yorumlanmasına farklı bir anlam getiren Freud’un ardından Carl Gustav Jung, Freud’un “bilinçdışı” kavramını daha da geliştirerek “kişisel” ve “kolektif” bilinçdışı kuramlarıyla rüyaları da daha derinlikli şekilde incelemeye başlamıştır.

Rüyaların bilinçdışı ile bağlantısına geçmeden önce rüyaya bir de bilimsel verilerle bakalım…

Rüyalarla ilgili bazı gerçekler:

  • İnsanların %6’sı rüyalarını hiç hatırlamaz, %7’lik bir kısım ise her sabah hatırlar.
  • Rüyalar genelde ergenlik yıllarında, ruhsal dönüşüm süreçlerinde ya da kriz dönemlerinde daha kolay hatırlanır.
  • Yaratıcı insanlar rüyalarını daha rahat hatırlarlar.

Uyku döngüsel bir yapıya sahiptir ve 5 aşaması vardır: I, II, III, IV ve REM. Tüm uyku süresince rüya görürüz fakat REM aşamasında daha yoğun bir süreç gerçekleşir. REM, uykunun %25’ini oluşturur ve REM esnasında uyandığımızda rüyaların yaklaşık %80’ini hatırlarız; REM dışında uyandığımızda ise rüyaların yaklaşık %25’ini hatırlarız. Ve aslında gün boyunca rüya görürüz. Bilinçdışı bize sürekli imajlar sunar fakat bilinç gün içerisinde bu görüntüleri perdeler. Bunu yapan beynin ön lobudur (kontrol/disiplin, kısacası “bilinç” merkezi).

Rüya uzmanlarının yaptığı araştırmalar sonucunda biliyoruz ki fiziksel ve duygusal bir denge için düzenli bir rüya aktivitesi ve REM uykusu gereklidir. Aksi halde sinirlilik, dikkat bozuklukları ve depresif durumlar söz konusu olur. Rüya görme süresince ise beyinde limbik sistem aktive olur. Limbik alan duyguların, duyuların, hafızanın ve güdülerin merkezidir ve aynı zamanda da bilinçdışıyla ilişkilendirilir.

Rüya’nın Doğası ve Rüya Analizi

Rüyalar -Jung psikolojisine göre- bilinçdışının durumunu anlatan olaylardır ve komplekslerimize, travmalarımıza, projeksiyonlarımıza, duygularımıza ve ilişkilerimize ışık tutar. Başka bir deyişle rüya, bilinç ve bilinçdışı arasındaki köprüdür ve kendimizle ya da başkalarıyla ilgili görmek istemediğimiz, bastırdığımız ya da farkında olmadığımız şeyleri gösterir.

Rüyalar özleri itibarıyla saf bilinçdışı unsurlardır. Jung, “Rüyalar Doğa’nın kendisidir,” der: Vahşi, bilinmezliklerle dolu, tahmin edilemez ve bazen de karanlık.

Rüya analizi dediğimizde ise bilinçdışımızla güvenilir ve derin bir ilişki kurma girişiminden bahsederiz. Günlük hayat içerisinde, özellikle de modern yaşamın getirdiği izolasyon ile birlikte bilinçdışının pek çok armağanından uzak kalırız. Oysaki rüyalarda libidonun (yaratıcı enerji) yattığı söylenir. Libido, bilinçdışının armağanıdır ve doğru şekilde ilişki kurulduğunda kişiyi canlandırır. Buradan yola çıkarak da kişinin kendi rüyalarıyla bağlantıya geçmesi ve bilinçdışı unsurlarını anlayabilmesinin kişinin hayatına çokça katkı sunabileceğini anlıyoruz.

Rüyaları Anlamak ve Yorumlamak

Rüya, aynı masallar ve mitler gibi sembollerle doludur çünkü bilinçdışının dili sembollerdir ve bize hikâyeyi metaforlar aracılığıyla anlatır. Bu nedenle bilince anlaması çoğunlukla zor gelir.

Rüyaları anlayamamamızın asıl nedeni, bilinç ile bilinçdışımız arasındaki uçurumdur. Rüya dili bilinç için çok karmaşıktır ve anlatımı düz ve kolay değildir. Rüyaları anlamak içinse tam zamanlı çalışma, analiz ve adanış gereklidir. Günbegün rüyaları yazmak, rüya sembolleriyle çalışmak (sanat, Jung analizi ve aktif imajinasyon aracılığı ile) ve bilinçdışı imgeleri okumayı öğrenmek rüya dilini anlamakta önemli yapı taşlarıdır. Tabi ki rüyaları anlamak ve yorumlamak için öncelikle rüyaları hatırlamak gerekir. Hayat tarzımız, rüyaları hatırlamakta etkendir: Beslenme, stres, yoğun çalışma hayatı gibi etkenler rüyalarımızın niteliğini oluşturduğu gibi rüyaları hatırlayıp hatırlamamamıza da katkıda bulunur. Örneğin sabahtan akşama dek çok yoğun zihinsel aktivitede bulunmak genelde rüyaların hatırlanamamasına neden olur. Fakat yine de dikkatimizi (bilinci) rüyaya verdiğimizde rüyaları daha çok hatırlamaya başlarız.

Rüyaları anlamaya katkıda bulunabilecek başka bir yol da masal ve mitolojik hikayeleri okumaktır, zira daha önce de ifade ettiğim gibi, masalların dili rüyalarla aynıdır. Rüyalardaki kolektif sembolleri anlamak için entelektüel bilgi gerekli olabilir.

Rüyalar iki şekilde ele alınabilir: Objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel). Sübjektif açıdan incelendiğinde rüya, rüya gören kişinin psişesinin sahnelendiği bir tiyatro oyunu gibi ele alınır. Sahne, oyuncular, yönetmen ve yazar, kişinin kendisidir. Bu durumda rüya, kişinin öznel ve kişisel sembolleriyle yorumlanmalıdır.

Objektif açıdan incelendiğindeyse rüyadaki kişiler eğer gerçek hayatta da mevcutlarsa, o kişiler hakkında doğru bilgiler sunabilirler. Yani rüya, dış dünya hakkında yorum yapmaktadır. Örneğin rüya, son zamanlarda güncel olan bir durum ya da kişi hakkında sizin fark etmediğiniz ya da yadsıdığınız bir gerçeği sunuyor olabilir.

Eğer rüyada gerçek hayatta tanımadığınız insanlar varsa, o zaman sübjektif şekilde yorumlamak tavsiye edilir. Yine de unutulmamalıdır ki, her rüya biriciktir ve kişinin psişesinin bir formülü yoktur. Bu nedenle varyasyonları göz önünde bulundurmak ve sübjektif-objektif bakış açısında bir denge bulmak önemlidir (ve zordur).

Rüyalar farklı şekillerde mesajlar içerebilir. Günlük yaşamı doğrulayan/bütünleyici rüyalar vardır, şifacı/iyileştirici rüyalar vardır ve bir de arketipsel (kolektif) rüyalar. Bu nedenle rüya analizinde sembolleri farklı şekillerde inceleriz: Kişisel, kültürel ve kolektif olarak. Bu sembollerle ilişkilendirilen her şey ise rüyanın konusunu oluşturur.

Rüyaları yorumlamak yerine rüyalara (ya da rüyadaki karakterlere) sorular sormak bilincin ötesine geçerek psişenin bize göstermek istediğini bulma yolunda daha nitelikli şekilde ilerlememizi sağlar. Psişenin mesajlarına/anlatımına açık olmak ve rüyayı mümkün olduğunda yargısızca ele alabilmek, rüyaları anlamada en önemli noktalardan birisidir.

Aslında rüya yorumlamanın bir teorisi yoktur. Jung, rüya yorumlama konusunda sadece bir metodun uygulanamayacağını söylemekle birlikte rüyalar üzerinde meditasyon yapmanın ve onlarla yeteri kadar uzun süre çalışmanın eninde sonunda hayat değiştirici bilgiler sunacağını söylemiştir. Ve bu bilgi, bilimsel bir veri olmaktan çok, kişinin bireyleşme yolculuğunda onu ileriye taşıyacak olan öz bilgiyi içerir; kişiyi kendi yaratıcı (bilinçdışı) özüyle buluşturur. Kısacası, kişiyi ruhsal sağlığına kavuşturacak olan bilgiyi ona sunar. Zira Jung, rüyaların “bireyleşme süreci”ne hizmet ettiğini ifade etmişti (TE 8, s 550). Peki bunu nasıl yapar?

Rüya, kişinin kompleksine, yani yarasına ışık tutar. Bu sayede kişinin kendi komplekslerinin farkına varmasını sağlar ve ne alanda çalışacağını anlatır aslında. Unutmayalım ki psişe “bütünlük” arar. Bilinç ve bilinçdışı ayrılmıştır. Psişe’nin amacı, bilincin bilinçdışı ile birleşmesidir. Bu nedenle, her ne kadar bir analist ile çalışmanın önemi çokça vurgulansa da rüyayı asıl yorumlayacak kişi, rüya görenin kendisidir, denir.

Bazı rüya sembolleri:

Ev – Kişinin kendisi/ego. Alt kat bedeni/bilinçdışını sembolize ederken üst katlar bilinci sembolize eder.

Ağaç – Benlik (the Self)

Orman/Su/Deniz – (Kolektif ) bilinçdışı

Gemi – Ego/bilinç

At – iç güdüler / hayvanî benlik / yaratıcı öz / bilinç dışı / Anne kompleksi

Yılan – Anne kompleksi / bilinçdışı / Kundalini (yaratıcı güç) / bilgelik

Örümcek – Anne kompleksi

Doğu (yön) – Bilinçdışı / feminen

Batı (yön) – Bilinç / maskülen

 

Didem Çivici – Copyright ©2019

 

“RÜYALARLA YOLCULUK” çalışması >>> https://didemcivici.com/ruyalarla-yolculuk/

Görsel: Le Rêve (The Dream) by Henri Rousseau (1910)

Reklamlar

RÜYA ve RÜYA ANALİZİ” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: