RÜYALAR – 2

Modern insanın sorunu, psişesinin ikiye ayrılmış olmasıdır, der Jung. Arkaik (orijinal) insanın bilinç ve bilinçdışının bir olduğunu söyler; modern insanın “diğer yarısını” karanlığa attığından, bu nedenle de “bilinçdışı” kimliğin oluşmasından bahseder. Bu durumun sonucu ise “ayrışma” ve dolayısıyla da “nevroz”dur.

Freud ve Josef Breuer, 19. yy’ın sonlarında nevrotik semptomların (histeri, acı/ağrı ve anormal davranışlar) aslında sembolik olarak anlamlı olabileceklerini fark etmişlerdi. Olan şey aslında bilinçdışının kendisini ifade etmesiydi. Freud, aynı şekilde rüyaların da benzer şekilde bir ifade aracı olduğunun üzerinde durmuştu. Kullandığı “serbest çağrışım” tekniğiyle, hastalarının rüyaları hakkında konuşurlarken bilinçdışı ile ilgili pek çok şeyi açığa vurduklarını fark etmişti. Jung, bundan yıllar sonra “serbest çağrışım” metodunu yetersiz bulacak ve bireyin kişiliğinin psişik sürecini tanıma yolunun, bireyin rüyalarındaki biricik sembolleri tanımaktan geçtiğini söyleyecekti. Psişik süreci tanımak ise psişenin progresif-regresif dinamiklerini ve komplekslerini, arketiplerini tanımak anlamına geliyordu. Velhasıl, kendi iç dinamiğine ışık tutabilen bir kişinin arkaik insanın sahip olduğu değeri (bilinç-bilinçdışı birliği) yeniden canlandırması olası olabilecekti.

Jung’a göre rüyaların genel işlevi, psişik (ruhsal) dengeyi sağlamaktır. Aslında rüyalar kişiye “gerçek” ve doğrudan bilgi verir ve uyarıları takibe almasını ister. Örneğin, gerçekçi olmayan hayaller peşinde koşan, bedeniyle ilişkisi kopuk ya da ego şişkinliği yaşayan insanların rüyalarında kendilerini sürekli uçarken bulmaları önemli bir konuya ışık tutar ve mesaj nettir: “Ayakların toprağa değsin!” Rüya, psişenin sağlıklı olabilmesi için uyarı vermektedir. Eğer kişi bu uyarıları dikkate almazsa gerçek kazalar meydana gelebilir: merdivenlerden düşmek ya da araba kazası gibi*.

Rüyalar sembol diliyle konuşur. Bu sembolleri tanımak içinse bilinçdışının dinamiğini kavramak önemlidir. Bir önceki yazıda da ifade ettiğim gibi, rüyalar saf bilinçdışı ürünlerdir ve Doğa ile özdeştirler. Rüyaların dilini kavrayabilmek içinse dikkatimizi bilinçdışına yöneltmek ve rüya dilini kullanan alanlarla haşır neşir olmak gerekir: Masallar ve mitolojik hikayeler gibi. Masallar ve mitolojik hikayeler aynı rüyalar gibi belirli bir mesaj ve farklı karakterler (arketipler) içerirler. Aslında belirli bir anlatım örüntüsü işleyerek bize “ders” verir, bizi “doğru yol”a yönlendirirler.

Rüyalar çoğunlukla kişinin psişesindeki ayrışmaya, dolayısıyla da komplekslere ışık tutar, yani görmek istemediğimiz doğrulara. Bu nedenle, özellikle bize saçma gelen ve hoşumuza gitmeyen rüyaların ayrı bir değeri olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin, rüyasında partnerinin başka kadınlara ilgi gösterdiğini gören bir kadını ele alalım. Doğal olarak kişi öncelikle bu rüyaya tepki gösterecek (doğrulamayacak/reddedecek) ya da partnerine yönelik şüphe duymaya başlayacaktır. Bu yaptığı aslında bir nevi projeksiyon ve reddediştir. Rüyadaki erkeğin tavırlarını objektif (nesnel) şekilde yorumlayarak dışarı yansıtması ve bu konuyu gerçek partneri üzerinden değerlendirmesi olası ilk sonuçtur. Fakat rüyalar sübjektif (öznel) şekilde de ele alınmalıdır. Bu durumda, böyle bir rüyayı gören bir kadının kendisine sorması gereken soru şudur:

“Ben gerçek hayatımda ne zaman ilgimi eşimden başkalarına yöneltiyorum?”

Bu soruya yanıt vermek genelde zordur. Danışanlarımdan biri buna benzer bir rüyayla boğuşuyordu. Her hafta rüyaları benzer bir konuyla tekrar ediyordu ve danışanım bir süre bunun nedenini anlayamadı. Tekrarlayan rüyalar Jung rüya analizinde özellikle önemli bir yer tutar, zira bu sayede psişenin sürekli aynı konuyu gündeme getirerek kişi için hayati bir konuya ışık tutmaya çalıştığı var sayılır. Söz konusu kadın danışanıma geri dönersek, analize başladıktan aylar sonra karşısına öncekilerden çok farklı karakterde bir erkek çıktı (Jung analizine başladıktan sonra kişilerin hayatında beklenmedik olayların olması/ karakter değişimleri ya da alışılmadık değişimler çok rastlanan bir durumdur). Önceki partnerlerinin dikkati sürekli dışarıda olmasına rağmen bu adamın ilgisi sürekli ondaydı. Bu esnada da eski partnerinin ilgisinin başka kadınlarda olduğu rüyalar sona erdi. Bu kadının bir seans esnasında paylaştığı farkındalık ise gerçekten kayda değerdi:

“Sanki ben ben değilim -eski sevgilim gibiyim-, karşıma çıkan bu yeni adam eski ben gibi ve ben ona sadık olamıyorum.”

Anladık ki tekrarlayan rüyanın sona ermesinin bir nedeni vardı: Rüyada gördüğü erkek (eski partneri) aslında onun animusuydu ve artık o dinamiği kendisi deneyimlediği için o rüya örüntüsü sona ermişti. Yani “aldatan erkek” aslında oydu ve yeni partneriyle olan ilişkisinde de o rolü üstlenmişti. Bir şekilde psişe bu kadına kendisiyle ilgili bir iç görü vermeye çalışıyordu: “Dışarıda ya da rüyada ne görüyorsan o sensin.”

Rüyada gördüğümüz her karakter psişemizdeki bir enerjidir. Genel olarak söylenen odur ki, hemcins olarak gördüğümüz kişiler “gölge benlik” olarak rol oynar -yani gerçek hayatta gerçekleştiremediğimiz ya da yadsıdığımız/görmezden geldiğimiz/yargıladığımız ve bilinçdışına attığımız yanımızı. Karşı cins ise anima/animus arketipimizdir. Örneğin bir erkeğin rüyada gördüğü bir erkek arkadaşı o kişinin gölgesini işaret ederken yine aynı kişinin gördüğü bir kadın ise animasını işaret eder. Ve rüyalar bu farklı arketipler (anima/animus ve gölgeler) aracılığıyla rüya gören kişinin psişik ayrışmasının kilit noktalarını anlatır. Bu sayede kişi kendi komplekslerini kavrayabilir, iyileştirebilir ve bilinç-bilinçdışı birlikteliğini yeniden sağlayabilir. Bu birliktelik, psikolojik sağlık demektir. Bu uyum/birliktelik sağlanmadığında kompleksler aktif şekilde kişiyi yönetmeye devam eder, psişik ayrışma artabilir ve kişi krize/nevroza sürüklenir.

Bu nedenle Jung psikolojisinde rüyalar çok önemlidir. Çünkü rüya, kişisel ve kolektif semboller aracılığı ile bilinci uyarır ve güdüsel (bilinçdışı) alandan mesaj taşır. Rüyaların yorumlanması/analizi ise bilincin bilinçdışının mesajlarını anlaması konusunda pratik yöntemler sunarak kişinin kendi iç dünyasını anlamasına yardımcı olur. İç dünyasını anlayabilen kişi onunla iş birliği yapabilir ve yaratıcı gücünü ve potansiyellerini keşfedebilir. Kısacası bireyleşebilir.

 

Didem Çivici – Copyright ©2019

 

“RÜYALARLA YOLCULUK” çalışması >>> https://didemcivici.com/ruyalarla-yolculuk/

 

 

*C.G.Jung, Man and His Symbols; p.34.

Görsel: The Artists Dream by John Anster Fitzgerald

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: