BİRLEŞMEK

“Animası tarafından zapt edilen erkek, özellikle kadınlar arasında en belalı zorluklarla karşılaşır. Animus yasasının hükmettiği kadınsa ilişki kuramaz. Erkeğe, onun neyin peşinde olduğunu söyler ve bu, erkeğin ödünü koparır; erkek bu kadınla başa çıkamaz.”
C. G. Jung

Aşk, gölgeler konusunun en can alıcı konusu olabilir, zira konu aşka gelince işin içerisine bilinçdışının diğer kahramanları, anima ve animus, arketipler ve anne/baba karmaşası da giriyor. Âşık olduğumuzda karşımızdaki kişinin bizi tamamlayacağına, bizi olduğumuz gibi kabul edeceğine ve içten içe, çocukluğumuzdan beri özlem duyduğumuz birlik halini onunla deneyimleyeceğimize inanıyoruz. Fakat aşk dediğimiz şey aslında basit bir yansıtma oyunu gibi görünüyor.

Âşık olduğumuzda birlik ve iç içe olma hissiyatını deneyimleriz; nerede başlayıp nerede son bulduğumuzu ve aşık olduğumuz kişinin nerede başlayıp nerede son bulduğunu kavrayamaz hale geliriz. Kısacası, aşk gözümü kör eder. Ayaklarımız yerden kesilir, aklımız başımızdan gider ve kanatlarımız olsa uçacakmışız gibi hissederiz. Bununla beraber, âşık olduğumuz kişinin gerçekliğini de göremez hale geliriz. Âşık olduğumuz kişinin bizim diğer yarımız olduğunu düşünürüz. Aslında bu doğrudur. O kişi bizim diğer yarımız gibi gelir, çünkü ona bilinçdışımızı, yani diğer yarımızı, anima veya animusu yansıtırız. Bu yansıtmaya gölge aktarımı da denilir. Eğer bu yansıtma iki taraflı gerçekleşirse karşılıklı aşka, tek taraflı gerçekleşirse de platonik aşka dönüşür.

Güçlü ve karşılıklı bir gölge aktarımı yaşanırsa ortaya tutku, ateş ve savaş çıkar. Yani gölgeler ve yansıtma ne kadar güçlüyse, aşk da o kadar büyük olur. Jung, aşkı “nöbete tutulup kendinden geçmek” olarak niteler[1]. Jung psikolojisi açısından bakıldığında nevrotik bir durum olarak dahi ele alınabilen aşk, bilinçdışının kolektif gölgeleri olan anima ya da animusun başka bir kişiye yansıtılmasından başka bir şey değil gibi görünüyor.

Kadın ve erkek arasındaki aşk süreci (anima-animus dinamiği) dört aşamada gerçekleşir[2]:

1. aşamada kadın ve erkek arasında bilinç düzeyinde bir etkileşim gerçekleşir. 2. aşamada erkeğin bilinçdışı (anima) ve kadının bilinçdışı (animus) aktive olmaya başlar ya da uyanır. 3. aşamada erkeğin animası ile kadının animusu arasında etkileşim başlar ve 4. ve son aşamada ise kadının bilinci ile erkeğin bilinçdışı (anima) ve erkeğin bilinci ile de kadının bilinçdışı (animus) karşı karşıya gelir. Bu noktadan sonra aşk (ya da nefret) kendini çok güçlü şekilde göstermeye başlar, çünkü kadının animusu ile erkeğin bilinci, erkeğin animası ile de kadının bilinci karşılaşır.

Aşk, güçlü bir yansıtmadır ve aşkı sevgiden kati surette ayıran da bu yansıtmanın içeriğidir. Aşk, sevgiden farklı olarak abartı, yansıtma ve güç içerir. Âşık olduğumuzda hayalimizdeki ebeveyn ya da tanrı/tanrıça imgesini yansıtırız ve âşık olduğumuz kişi bize tanrısal, kutsal ya da olağanüstü görünmeye başlar. Bu, karşımdaki kişiyi “kurtarıcı” ya da “ilham perisi” ilan ettiğim andır. Bir erkeğin çıka gelip hayatımı kökten değiştirmesini, ayaklarımı yerden kesmesini ya da bir kadının çıka gelip bana koşulsuz şefkat, sevgi ve ilham sunmasını beklerim. Aslında çocuklukta karşılayamadığım tüm ihtiyaçlarımı partnerimin karşılamasını beklerim; beni aydınlığımla ve karanlığımla, gölgelerimle ve egomla tamamen kabul edebilecek sevgiliyi ararım. Fakat bu yansıtma, yansıtılan kişi için ağır bir yüktür ve bu sorumluluğun yükünü çoğu kişi kaldıramaz. Zaten her birimiz kendi içimizde bir ebeveyn (koşulsuz sevgi ve mevcudiyet) arayışındayız ve kendi yaralarımız ve hikâyelerimizle yol almaya çalışıyoruz. İşte tam da bu sebeple aşkın bir ömrü vardır. En başta her iki kişi de birbirine kendi tanrı ve tanrıçasını yansıtırken her şey yolunda gibi görünmektedir. Cennetsi bir dünya yaratılır. Sonra bir zaman gelir ve bir şeyler kırılmaya başlar. Aşk biter. En başta bize çok çekici gelen özellikler bir zaman gelir bizi yoran ve tüketen özelliklere dönüşür. Başlangıçta bizi olduğumuz gibi kabul ettiğini ve her daim edeceğini düşündüğümüz kişinin bizi (yaralarımızın oluşmasında rol oynayan) başka insanlar (aile, toplum, arkadaşlar…) gibi eleştirdiğini gördüğümüzde yer yerinden sarsılır: “İnanamıyorum! Benim istediğim (hayal ettiğim) kişi bu değil!” Karşımızdaki ilah artık bir insana dönüşmüştür. Bunu fark etmeye başladığımızda ilişki ya hemen oracıkta biter ya da kaos ve çatışma başlar. Gölgeler savaşa başlamıştır; “Gölge Boksu”[3] zamanıdır.

Pek çoğumuz ilişki içerisinde günü kurtarmaya, duruma ya da eşimize katlanmaya veya tatmin olmasak da ilişkiyi sürdürmeye çabalıyoruz. İlişki sığ da gelse, daha samimi ve derin bir ilişki arzulasak da bunu nasıl yapacağımızı bilmiyor, kendimizle yüzleşmeye de cesaret edemiyoruz. Bazılarımız da ilişkilerden bıkıyor ve “Hayat tek başımayken daha rahat!” diyerek yol alıyor ve kurtuluşu ya kendisini kişisel gelişime adamakta ya da birden çok partnerde ya da yalnızlıkta arıyor. Farkında olmadığımız yaralarımızdan kaçınmaya çalışarak, incinmekten korkuyor ve ilişkilerden kaçıyorsak ya da yine aynı nedenlerden dolayı birden çok partnere koşuyorsak bilinçdışımızın, hikâyelerimizin, yani anima ve animusun yönetiminde ilerliyor olma ihtimalimiz çok yüksek.

Yansıtmayı başka bir şekilde de deneyimleriz: Partnerimizin bastırdığı, kabul etmediği gölgeyi sahiplenerek. Psikolojide “projektif kişileştirme” denilen, partnerimin gölgesini sahiplendiğim bir durumdur bu. Örneğin bir erkek, çocukluğunda depresyonda olan annesine çok üzülmüş olabilir. Bununla beraber anneye (mesela onu zayıf görmesinden ya da ihtiyacı olan ilgiyi alamamasından dolayı) gizli bir öfke geliştirmiş olması ve bu öfkeyi bastırmış olması muhtemeldir. Bu erkekte anne karmaşasının ortaya çıkması çok yüksel ihtimal olmakla birlikte, böyle bir durumda bu adamın eşi erkeğinin öfkesini fark etmeden sahiplenir[4]. Elbette ki bu sahiplenme bilinçsizce yapılır. Biz bu adamı dışarıdan mülayim ve sakin biri olarak, kadını ise sürekli sorun çıkaran, saldırgan biri olarak görürüz. Adamın sahiplenmediği öfkeyi de sahiplenen kadın gün geçtikçe daha öfkeli, daha tartışmacı biri haline dönüşür. Psikoterapist Dr. Harriet Lerner, kendi duygularımızın dışında karşımızdakinin duygularını da sahiplenme durumuna aşırı yüklenme der[5]. Aşırı yüklenen biri varsa, orada muhakkak ki yetersiz yüklenen biri vardır, diye de ekler. İlginçtir ki, okuduğum pek çok kaynakta[6] kadınların psikologlarına ya da danışmanlarına şuna benzer şeyler söylediklerini okudum: “Bana ne oldu anlamıyorum! Ben böyle biri değildim! Evlendikten sonra agresif bir kadına dönüştüm!” Robert Bly şöyle diyor: Evlilik merasimi esnasında değiştirilen tek şey yüzükler değildir; yüzükle birlikte erkeğin animası (anne/anima) da geline verilir[7].

Peki, yansıtma oyunu olmanın dışında aşk bize başka bir konuda da rehberlik ediyor olabilir mi?

Zürih’teki C. G. Jung Enstitüsü’ndeki eğitimime devam ederken Enstitü’nün saygı değer hocalarından biri olan Dr. Marianne Meister’aşu soruyu sormuştum:

“Âşık olmanın, anima ya da animus ile bağlantı kurarak, hikâyelerimizi ve geçmişimizi iyileştirme çabamız olduğunu söyleyebilir miyiz?”

Sorunun cevabı evetti. Âşık olmak ya da anima veya animusun yansıtılması aslında kişinin kendi iç bütünlüğünü arayışı olarak açıklanabilirdi. Bir başka deyişle aşk, kişinin bireyleşme sürecinde kendi benliğini yeniden bulma arayışıydı. Aşk, psişenin (ruhun) yeniden birleşme arzusuydu.

Öyleyse aşkı ve ilişkileri, kişisel gelişimin en önemli parçası olduğunu düşündüğüm gölge çalışması olarak ele alabilir ve ilişkilerimi tekrar ve tekrar hezimet yaratan döngüler şeklinde yaşamaktansa, onları kendimi tanıma yolculuğuna dönüştürebilirim. Çocukluğumdan taşıdığım hikâyelerimi ilişkilerim aracılığıyla yeniden yaratmaya çabalayan gölgelerimi farkındalıkla görerek, mümkün olduğunca her biri ile yakın bağ kurarak ve gölgelerimi düşman olarak algılamak yerine onlarla iş birliği yaparak ilişkilerimin niteliğini de değiştirebilirim. Hatta bununla da bitmiyor, ilişkilerimde sorun olarak gördüğüm her şeye farklı bir şekilde bakmayı seçebilirsem, hayatıma ve başkalarının hayatlarına da pek çok armağan sunabileceğimi düşünüyorum. Kesinlikle kabul edilemez ya da imkânsız gibi görünen şeyleri fırsat ve yol gösterici olarak almayı öğrenebileceğimizi, kısacası yaşamın içerisinde ve ilişkilerde derinleşebileceğimizi düşünüyorum.

Suçlamadan, yargısızca ve kalbî bir merakla baktığımızda âşık olmanın, iki insanın birbirleriyle tamamlanmaya çalışmasından ibaret olduğunu söyleyebilir miyiz gerçekten? Göremediğimiz bir boyutta gölge, çocukken ebeveynlerimizle yaşadığımız dinamiği yeniden oluşturacak, aşina olduğumuz bir alan hazırlıyor olabilir mi? Gölgeler bilinmek ister, demiştik. Acaba aşk dediğimiz şey bilinçaltımızın bilinmek ve bireyleşme sürecine katkıda bulunmak için yarattığı bir kurgu olabilir mi?

Eğer bu açıdan bakarsak, bizi derinden yaralayan ilişkilerin çok önemli bir misyonu olmalı: Animayı ve animusu ortaya çıkarmak ve görülmelerini sağlamak. Öyleyse aşk, Benlikiçin muazzam bir hizmetkârdır, diyebiliriz. Başka bir deyişle aşk, gücümüzü geri almamızı sağlayabilir.

Didem Çivici – Copyright ©2018

“VAHŞİ KADIN’IN YOLCULUĞU: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!” kitabından alınmıştır >>> https://didemcivici.com/vahsi-kadinin-yolculugu-kendinle-ve-yasamla-baglantiya-gec/

 

[1]Maskülen, s. 132

[2]Jung Institut,17.02.2018 tarihli Dr. Marianne Meister “Animus and Anima” ders notlarından.

[3]Connie Zweig, Ph.D. & Steve Wolf, Ph.D., Romancing the Shadow

[4]M. L. von Franz, Man and His Symbols

[5]Dr. Harriet Lerner, Öfke Dansı

[6]Jung’un incelemeleri, Robert Bly’ın ve Zweig ve Wolf’un kitabı bunlardan sadece birkaçı.

[7]Robert Bly, A Little Book on The Human Shadow

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: