DR. GUNDRY’NİN “BESİN PARADOKSU” ve KANDİDA

Kandida yolculuğum başka bir evrim daha geçiriyor ve yeni bir bakış açısıyla yeniden ele aldığım anti-Kandida Protokolü’nü gönül rahatlığıyla sunmaya karar verdim. Elbette ki tüm protokolü ve protokolün temel aldığı bilimsel ve deneyimsel her şeyi bir ya da bir kaç makaleye sığdırmam imkansız. Fakat en güncel haliyle (Kandida Bye Bye kitabı çıkana dek!) mümkün olduğunca içeriğini paylaşmaya çalışacağım.

2014 yılından bu yana kandidiyazis ile nasıl başa çıktığımı, hatalarımı ve başarılarımı güncel durumumla birlikte paylaştım. Aslında kandidiyazis savaşım 2014 yılından öncesine dayanıyordu: Doğduğum ilk güne. Doğduğumla birlikte “pamukçuk” diye bilinen ama aslında ağızda görülen Kandida enfeksiyonu ile mücadele ederek geçmişti ilk aylarım. Hayatımın sonraki yıllarında ise ağız aftları, sindirim sorunları ve genital rahatsızlıklar peşimi bırakmamıştı. Tabi ki bunların “kandidiyazis” olduğunu hiç kimse akıl edemedi… ne doktorlar ne de etrafımdakiler. Zira pek çok insan gibi yaşadığım bu sağlık sorunlarını tek tek ele almışlardı ve birbirleriyle bağlantılı olduklarına dair kimsenin en ufak fikri dahi yoktu. Bu bağlantıyı anlamam ve sağlığımı yeniden kazanmam için 28 sene boyunca pek çok sağlık sorunu yaşamam ve neredeyse aklımı yitirmem, daha da fazlası, tüm bu çılgınlığın içerisinde “Beslenme ve Diyet Terapisi” eğitimi almaya ve konuya dair derinlikli bir araştırmaya başlamam gerekiyordu.

Anti-Kandida Protokolü’nü yazmaya ve “Beslenme ve Diyet Terapisi” eğitimime başlamadan dahi önce Kandida enfeksiyonu ile ilgili pek çok bilgiyi öğrenmekle kalmamış, olası pek çok diyet ve yöntemi de bizzat denemiştim. Sonunda “kandidiyazis” için en etkili yöntemleri bir araya getirdim ve deneyimlerimi de ilave ederek bu rahatsızlığın etkilerinden sıyrıldım. Fakat beslenme konusunda uzmanlığımı yaptığım süre içerisinde (ki anti-Kandida diyetini hala uyguluyordum) önemli bulduğum birkaç konuyu rafa kaldırmıştım… vakti geldiğinde tam anlamıyla harmanlayıp damıtmak üzere. Bugünlerde raflardaki bilgileri indiriyor ve bu bilgileri özellikle anti-Kandida Protokolü sonrası (2 sene öncesine denk geliyor) ve öncesi deneyimlerimle birleştirerek yeni bir bakış açısına geçiş yapıyorum. İşte bu yazıda da size bu bakış açımdan bahsetmek istiyorum.

Kandida enfeksiyonu kurtulmak için 3 sene boyunca (2014-2017) uyguladığım anti-Kandida diyetinin sorunlu parçalarını fark etmem, Beslenme ve Diyet Terapisi yükseğimi yaparken okuduğum Rudolph Ballentine’in “DIET & NUTRITION: A Holistic Approach” kitabını okuduğum günlere rast gelir. Ballentine, tahıl ve bakliyatlardaki “lektin” denilen bir çeşit proteinin hayvan (ve insan) bağırsağı ve dolayısıyla da beden sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine vurgu yapar. Fazla uzatmadan konunun özüne gelirsem, aşırı lektin alımı bağırsakların delik deşik olmasına neden olur (evet! karşınızda geçirgen bağırsak!) ve dolayısıyla kana karışan pek çok besin ve toksin insan sağlığını tehdit eder. Yani lektin aslında tam da Kandida mantarı gibi çalışır! Kök salmaz fakat bağırsak yüzeyine yapışır ve floranın bozulmasına neden olur. 2 sene önce bu bilgiyle pek çok şeyi sorgulamama rağmen neden tahıl ve bakliyatlara yeniden geçiş yaptığımı sorarsanız, protein ağırlıklı beslenmenin çöküşünü yaşamaya başlamıştım ve bildiğim daha iyi bir yöntem yoktu (artık var!). Amacım “dengeli” bir diyet oluşturmak, eti azaltmak, tahılların hepsini değil sadece qinoa ve pirinç yemek, bakliyatları ise sadece çimlendirerek tüketmekti. Çimlendirilmiş bakliyatlardaki lektin oranının kat ve kat arttığını ne yazık ki birkaç gün önce öğrendim. Bu nedenle çimlendirilmiş hiçbir bakliyatı önermiyorum artık.

3 senelik protein ağırlıklı beslenmemin ardından (çünkü anti-Kandida diyeti bunu gerektiriyordu! Unutmayın ki Kandida şeker ve karbonhidratla beslenir!) odaklanma ve hafıza güçlüğü ile ani ruh hali değişiklikleri yaşamaya başlamıştım. Bu nedenle tahıl ve bakliyat ağırlıklı vejetaryen diyete geri dönmeye karar verdim (2017’nin başında). Kanımca karbonhidrata ihtiyacım vardı. Çok çalışıyordum ve odaklanamıyordum, sanki beynim gerekli işlevini yerine getiremez hale gelmişti. Ben de bunu aşırı hayvansal protein tüketmeme ve karbonhidrat azlığına (ne de olsa karbonhidrat ve şeker bize beyin gıdası diye öğretilmişti di mi!) bağladım. Karbonhidratı arttırmamı takip eden birkaç ay içerisinde enerji seviyem yükseldi, hafıza ve odaklanma güçlüğü sona erdi ve duygusal olarak daha stabil biri oldum. Fakat bunlarla beraber yetişkin sivilceleri ve âdet kanamalarımda düzensizlik başladı. Aklım karışmıştı. Bir yeri yaparken bir yeri bozuyordum! Yoksa Kandida yeniden güçlenmişti de bu defa semptom olarak sivilceler mi baş göstermişti?

Elbette bundan başka bir sebep de olabilirdi. Olası en büyük neden poliplerdi, ya da ben öyle düşünüyordum. Rahimdeki poliplerin neden oluştukları hakkında hala tam bir gerekçe gösteremeyen doktorların yine de birkaç varsayımı vardı ve bunlardan birisi de östrojen fazlalığıydı. Özellikle 30 yaşını geçmiş ve doğum yapmamış kadınlarda polip oluşumu riski artıyordu. Rahmimde polip olduğunu 2017’nin sonuna doğru öğrendim. İlk öğrendiğimde çok korktum, zira hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Öyle ki, üç ay boyunca korkudan araştırma dahi yapamadım. Yeni yıla girerken derinlemesine bir araştırma yapabilmek için cesaret toplayabildim ve kendime yeni bir protokol yazdım. “Polip Protokolü” JYetişkin sivilcelerimi poliplere, dolayısıyla da olası bir hormonal dengesizliğe bağladım ama yine de kıssadan hisse sonuca varmamak adına kapsamlı bir hormon testi yaptırdım. Sonuç normaldi! Poliplerin oluşumu hormonal bir dengesizliğe bağlı değildi yani. Stresten başka görünen hiçbir neden bulamadım (elbette ki organik dahi beslensem aldığım her gıdadan yeteri kadar hormon/antibiyotik/kimyasal aldığımı göz ardı edemem!). Hormon ve kan değerlerimin optimum seviyede olduğunu öğrendikten sonra moralim biraz yerine gelmiş de olsa sivilcelerim de poliplerim de oradaydı! Fakat bundan birkaç ay sonra iyi haberi aldım, yaklaşık 1 sene bu protokolü uyguladıktan sonra 3 polip de yok oldu. Fakat yetişkin sivilcelerim hala benimle!

Kan değerlerim ve hormon seviyelerimin optimum seviyelerde olmasına rağmen, 2 yıl önce diyetime tahıl-bakliyatı soktuğumdan bu yana bedenimde yolunda gitmeyen (sivilceler!) bir şeyler var ve açıkçası nedenini bulamamıştım. Fakat şimdi, yani geçtiğimiz birkaç gündür kendime şu soruyu soruyorum: Yetişkin sivilcelerimin ve âdet düzensizliklerimin nedeni Ballentine ve Gundry’nin bahsettiği lektin zehirlenmesi olabilir mi?

Dr. Gundry’nin kitabını okuduktan (ve Ballentine’nin ifadelerini hatırladıktan) sonra sanırım yıllar süren beslenme yolculuğumun en verimli ve en mantıklı/güvenilir bakış açısını yakalamış olabilirim. Vejetaryen, vegan, anti-Kandida, GAPS ve Ketojenik olmak üzere pek çok yaklaşımı denedim fakat hiçbiri uzun vadede sağlık getirmedi, bir yeri düzeltti diğer tarafı göçertti. Özellikle anti-Kandida diyetiyle protein ağırlıklı ve karbonhidrat ile şekeri (ve dolayısıyla glüteni) yasaklayan bir protokolle çok iyi hissetmiş olsam da uzun vadede (2 yıldan sonra) böyle bir diyetin insan bedenine çok iyi gelmediği fikrindeyim (deneyimle sabit!). Şimdi ufukta yepyeni ve dengeli bir yolculuk görünüyor: “Besin Paradoksu” (orijinali “The Plant Paradox”, yani “Bitki Paradoksu”dur fakat Türkçe’ye “Besin Paradoksu” ismiyle çevrilmiştir -Yakamoz Yayınları).

“Besin Paradoksu” programı bir diyet değil, bir yaşam tarzı ve bağırsak florasını güçlendirmek için çok güçlü ve temel yöntemleri ve bilgileri büyük basitlikle harmanlıyor. Genel yapısından memnuniyetle bahsedeceğim fakat en başta özellikle ifade etmek istediğim bir şey var, o da ağır kandidiyazis vakaları için bu programın biraz elden geçirilmesinin iyi olacağı. Bunların neler olduğundan daha sonraki günlerde bahsedeceğim.

Beni çokça heyecanlandıran “Besin Paradoksu” programına geçtiğimiz birkaç gündür çok daha fazla eğilmiş durumdayım ve erişebildiğim tüm kaynaklara erişerek bu bilgilerin sonuçlarını araştırmakla kalmıyor, aynı zamanda da kendi bilgim dahilinde terapi olarak nasıl kullanılabileceğine de kafa yoruyorum. Tabi ki sadece bununla yetinmiyorum, çünkü benim için değerli olan bilgi, deneyimden geçen bilgidir. O nedenle de bu programı kendim bizzat deneyimlemeye başladım. Açıkçası sonuçlarını tahmin edebiliyorum zira anti-Kandida Protokolü kapsamında ve sonrasında kısa süreli olarak buna benzer bir yöntem uygulamıştım ve sonuçlarının olumlu olduğunu hatırlıyorum. Dr. Gundry’nin iddiası (ve deneyimi!) ise böylesi bir yaşam tarzının kişiyi gittikçe gençleştirebileceği ve olası tüm hastalıklardan ve hastalık risklerinden bertaraf edebileceği!

 “Besin Paradoksu” nedir?

Elbette ki tüm konuyu burada anlatamayacağım (lütfen kitabı okuyun!) Fakat kısaca “Besin Paradoksu”, en sağlıklı bildiğimiz bazı gıdaların şaşırtıcı şekilde bize aslında zarar verdiği gerçeğidir.

Bu zarar ise içerdikleri “lektin” denilen bitki proteininden geliyor. Lektin, aslında bitkilerin böcekleri felç etmek için kullandıkları bir tür savunma stratejisi. Konu insan olunca elbette bizi felç etmiyor fakat uzun vadede bedende büyük bir yıkıma neden oluyor (Kanser, Parkinson, Alzheimer ve diyabet bunlardan sadece birkaçı!). Dr. Gundry, bu hastalıkların özellikle 1950 sonrası artmasını lektinin her gıdamıza sızmasına bağlıyor (ve bence de doğru!). Nüfusun artmasıyla beraber hayvan besiciliğinde mısır ve tahıl (lektin) kullanılmaya başlanması, paketli gıdalardaki katkı maddelerinin ham maddesinin bitkiler olması (ve lektin!) ve üstüne bir de “tam tahıllı” modasıyla birlikte hayatımız tam anlamıyla lektin bombardımanında. Neden mi? Çünkü lektin, özellikle tahıl ve bakliyatlarda bulunmakla birlikte bu bitkilerin kabuklarında yoğunlaşır. “Hayvanlar ne alaka!?” diyorsanız da hatırlamakta fayda var: “Siz, sadece yediğiniz şey değilsiniz, ayrıca da yediğiniz şeyin yediği şeysiniz!” diyor Dr. Gundry.

Peki lektin dolu besinler hangileri?

GLÜTENSİZ BESİNLER!
Evet, yanlış okumadınız JTek problemimiz glüten değil! Glüten, “lektin” olarak bilinen bitki proteini ailesinin sadece bir üyesidir ve glütensiz olarak piyasaya sürülen gıdalar mısır, pirinç ve soya içerirler ve bu gıdalarsa en yüksek lektin oranına sahiptirler! Yani yağmurdan kaçarken doluya tutunursunuz.

MEYVELER
Neredeyse meyvelerin tümü (avokado, papaya ve mango hariç) yüksek lektin oranına sahiptirler -özellikle de kabuklarında ve çekirdeklerinde. “Besin Paradoksu” programı meyveleri yasaklar. Bunun nedeni sadece lektin de değildir: Meyveler sadece yazın olur ve insan fizyolojisi doğaya endekslidir. Doğanın döngüleri dışına çıktığımız anda yaşlanmaya ve hastalanmaya başlarız.

Not: Domates, biber, patlıcan, kabak, fasulye, bezelye ve salatalık sebze değil meyvedir. Türk mutfağına hayırlı uğurlu olsun 🙂

TAHIL VE BAKLİYATLAR
İşte en zor bölüm de bu sanırım, özellikle vegan ve vejetaryenler için. Ne yazık ki en yoğun lektin oranı bu iki türde, özellikle de çavdar, buğday, yulaf ve arpada. Bakliyatların düdüklü tencerede en az 1 saat pişirilmesi kısmen lektinleri yok ediyor fakat “kısmen”! Bu nedenle zorunda olmadıkça tüketilmemesi öneriliyor.

TAHIL VE BAKLİYAT TÜKETEN HAYVANLAR VE ÜRÜNLERİ
Yani arpa, mısır, soya ile beslenen her canlı (buna çiftlik balıkları da dahil) ve onların ürünleri: Süt, peynir, yoğurt ve yumurta. Hatırlayalım: Yediğimiz şeyin yediği şeyiz.

Dr. Gundry, kitabında sadece yasaklı gıdalara değil, aynı zamanda da tarımda kullanılan kimyasalların, geniş spektrumlu antibiyotiklerin, mide ilaçlarının, ağrı kesicilerin, GDO’lu ürünlerin, “doğal ve sağlıklı” ürünlerin ve doğaya özdeş yaşamamanın insan bedeninde yarattığı tahribatlara da çokça yer veriyor. Bunlara çok fazla değinmeyeceğim, bence kitabı okumanızda fayda var. Tüm bunlara “Kandida Bye Bye” blogunda da yer vermek istedim çünkü anti-Kandida diyeti için bence mükemmel bir zemin hazırlayan güçlü bir yaklaşım “Besin Paradoksu”. Belki, daha önce de ifade ettiğim gibi, kandidiyazisin durumuna göre ince ayar gerekebilir (fermente ürünler ve kuruyemişlerin bir süreliğine çıkarılması gibi).

Önümüzdeki günlerde lektin ve sağlığımız üzerindeki etkilerine daha çok değineceğim. Bunun yanında da Dr. Gundry’nin kabul edilebilir ve kabul edilemez besin tablosunu da Türkiye’ye uyarlayarak yeni bir liste çıkarmaya çalışıyorum, haberini vermek isterim (Tüm bunların yanında, kandidiyazis ve beslenme konusunda diğer paylaşımlarıma yeni instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz: https://www.instagram.com/diyetterapisi/). Ayrıca, sorunları tam anlamıyla gördükçe çözümlere de odaklanacağız 😉 Zira herkesin kafasında o büyük soru: “PEKİ AMA NE YİYECEĞİZ!”

Son söz olarak… Açıkçası insan bedeni sağlığı konusunda bu kadar geniş kapsamlı, piyasadaki diyetlerin ve pek çok yaklaşımın neden işe yaramadığını böylesine genişlikle ve derinlemesine inceleyen, araştıran ve sunan başka birine denk gelmedim şimdiye dek. Ne yalan söyleyeyim, artık benim de gurum var! Dr. Gundry 🙂

Didem Çivici

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s