KANDİDA’YI ANLAMAK

KANDİDA MAYASI MANTARA NASIL DÖNÜŞÜR?

Kandida, elverişli şartlar oluşmadığı takdirde maya şeklinde yaşar. Eğer uygun şartlar oluşursa (bağışıklık sistemi zayıflar, şeker ve karbonhidrat tüketimi artar, stres artarsa…) şekil değiştirerek mantar (fungus) haline dönüşür ve sistemi tehdit etmeye başlar. Bu şekil değiştirme hali ona dimorfik (iki kimlikli/şekilli) bir organizma olma özelliği kazandırır. Maya halindeyken basit bir canlı gibi görünür fakat mantar formuna geçiş yaptığında rhizoid denen kökler geliştirerek dokulara kök salabilecek bir canlı haline gelir. Bu kökler (rhizoidler) mukoza dokularında çalışır. Örneğin, eğer bağırsağın mukozal yüzeyi yararlı bakterilerin (Lactobacillus acidophilusve Bifidobacterium bifidum, vs.) ürettiği biotingibi kimyasallar tarafından korunuyorsa Kandida rhizoidleri bağırsak dokusuna yerleşemez. Fakat eğer bağırsaktaki iyi bakteriler yok olmuşsa (beslenme, antibiyotikler, vs. nedeniyle) o zaman Kandida’nın gelişebilmesi ve kolonize olması için fırsat yaratılmış olur. Hal böyle olunca da “leaky gut” denilen geçirgen bağırsak sendromuna da ortam sağlanır. Aslında Kandida’nın mantar haline gelmesiyle birlikte bağırsaklar bir nevi “delik deşik” hale gelirler. Böylece besinler de toksinler (zehirler) de oldukları gibi, işlenmeden, büyük ölçekte ve büyük moleküller şeklinde kana karışırlar.  Peki bu besin ve toksinler kana oldukları gibi karıştığında ne olur?

Kan dolaşımına katılır ve beyine ulaşırlar. Bu durum pek çok ruhsal rahatsızlığa neden olabilir. Kişi depresif bir ruh hali edinebilir, ruh hallerinde ani değişiklikler oluşabilir ve hatta şizofreni belirtileri dahi gösterebilir[1]. Ayrıca, tam olarak hazmedilmemiş gıdadan kana karışan moleküller bedenin bağışıklık sistemi tarafından “yabancı” olarak algılanır ve bağışıklık sistemi defansa geçer ve gereksiz yere fazla mesai yapar. Bu durum uzun süre boyunca devam ettiği takdirde bağışıklık sistemini olumsuz şekilde etkilemeye başlar. Biz bu sürecin sonuçlarını “alerji” olarak tanımlarız genelde. Beden bir nevi tepki vermeye başlar: cilt alerjileri, kaşıntı atakları, solunum yolu sorunları, astım atakları ya da kronik yorgunluk…

KANDİDA İLE NEDEN BAŞA ÇIKAMIYORUZ?

Bedenin bağışıklık sistemi aynı anda pek çok faktörle baş etmeye çalıştığında iş yükü bağışıklık sistemine ağır gelebilir ve genelde durum başarıyla sonuçlanmaz. Unutulmamalıdır ki bedeni strese sokan sadece virüs ya da bakteriler değildir: Besin değeri yetersiz beslenme, yetersiz egzersiz ve hareket, aşırı şeker ve karbonhidrat alımı, yetersiz uyku, duygusal stres, hormonal dengesizlikler, hormon ilaçları ve antibiyotik kullanımı da bedene gereksiz stres yükler. Tüm bu stres faktörleri uzun süre devam ettirildiğinde bir yerden sonra bedenin savunma mekanizması yetersiz kalacaktır ve kişinin bedensel hassasiyetine bağlı olarak fiziksel semptomlar baş gösterecektir. Tabi ki bunlara kirli hava, kimyasallar (kıyafet, mobilyalar ve kozmetik ürünlerinden aldığımız), manyetik kirlilik ve duruş bozuklukları ve nefes düzensizlikleri gibi alışkanlıkları etkenleri de eklemeliyiz. Ayrıca, genetik faktörleri de hatırlamakta fayda var: Bazı kişilerin bağışıklık sistemi diğer kişilere göre çok daha zayıf olabiliyor.

KANDİDA “KAPILIR” MI?

Kandida mayasının doğal floramızda neredeyse doğumumuz itibarıyla bulunduğunu göz önünde bulundurduğumuzda Kandida’nın dış bir kaynaktan “kapılamayacağını” rahatlıkla söyleyebiliriz sanıyorum. Bununla birlikte, cinsel temasla ancak ve ancak yeni suşlar[2]edinilebilir, diyor Chaitow[3].

Sağlıklı kadınların %20’sinde vajinada Kandida kültürüne rastlanırken, toplumun %50’sinden fazlasının bağırsaklarında da Kandida’ya rastlanabiliyor. Vajinal enfeksiyon ya da vajinit (vajinal mukozanın iltihaplanması) yaşayan kadınlarınsa yaklaşık %60’ında Kandida bulunuyor. Yani vajinal şikayetlerin (kaşıntı ve akıntı gibi) hepsinin nedeni Kandida değil. Sorununuzun bakteriyel ya da farklı organizmalar nedeniyle de gelişmiş olma ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Vajinanın pH değeri normalde 3.8-4.5 arasındadır ve asidiktir fakat bakteriyel durumlarda bu değer 4.5’in üzerine çıkabilir ve vajina alkali (bazik) hale gelerek Kandida ve bakterilerin daha da çoğalmasına elverişli hale gelir, dahası, vajina içinde farklı enfeksiyonlara da ön ayak olur.

Bakteri ve mantarların vajinada rahatlıkla gelişmesini sağlayan başka bir etken de yukarıdaki söz konusu durumun ters şekilde oluşmasıyla gelişebilir: Vajinanın doğal florası bozulur (laktobasiller, yani doğal floral bakteriler azalır) ve alkali olan vajina, istilacılara açık hale gelir.

KANDİDİYAZİSİ TETİKLEYEN BAZI FAKTÖRLER

  • Genetik faktörler
  • Kan grubu
  • Diyet: Yüksek miktarda basit şeker ve basit karbonhidrat alımı
  • Antibiyotikler
  • Hormon içeren tüm gebelik önleyici araçlar: Doğum kontrol hapları, spiraller…
  • Hormon ilaçları (özellikle yüksel östrojen içeren)
  • Steroid içeren ilaçlar
  • Gebelik (hormonal değerler değişir, floral yapı bozulabilir)
  • Amalgam dolgular (Cıva zehirlenmesi[4])
  • Yaş (Yaş ilerledikçe bağışıklık sistemi zayıflar)
  • Otoimmün (Bağışıklık sistemi) hastalıklar
  • Bağışıklığı bastırıcı ilaçlar
  • Radyoterapi
  • Mide asidi azlığı
  • Mide asidini dindirici ilaçlar
  • Yağ oranı yüksek diyetler
  • Hayvansal gıdalarda (et/süt/yumurta) bulunan antibiyotik ve hormonlar
  • Sebze ve meyvelerde bulunan zirai ilaçlar
  • Su kaynaklarına karışan ilaçlar
  • Hava kirliliği
  • Sentetik kumaşlar
  • Beyazlatılmış tuvalet kâğıdı (İçerdiği kimyasallar genital florayı bozar)[5]
  • Beyazlatılmış pamuk/sentetik içeren pedler
  • Uzun süren stres dönemi
  • Hijyen eksikliği
  • Çoklu cinsel partnerlik
  • Sıklıkla cinsel partner değiştirmek

“BUGÜN YEDİĞİN HURMALAR…”

Kısacası Kandida, bedenimizde muhtelif ve ona uygun alanlarda pusuda yatar ve herhangi bir zayıflık anında atağa geçer. Bu bilgiyi hatırımızda tutarak hasta olmayı ve olası bir Kandida istilasını beklemeden hali hazırdaki fiziksel direncimizi korumak için harekete geçmek sanıyorum ki yarınlarımız için maddi ve manevi en iyi yatırım olacaktır.

Kronik Kandida’yla yıllarca mücadele etmiş biri olarak söyleyebilirim ki Kandida bir kere kronik hale geldi mi yeniden sağlığınızı kazanmak için dökeceğiniz para, zaman ve emeğin haddinin pek de hesabı yok. Yarattığı stres ve semptomların yarattığı olumsuz ruh halini söylememe gerek dahi yok sanıyorum. Eğer bu rahatsızlığı ciddiye almazsanız sizi binlerce TL tutan anti-Kandida protokolleri ve psikolojik destek seansları bekliyor olacak. Yani bugün içtiğiniz sigaranın, alkolün, yediğiniz sağlıksız gıdaların ya da yapmadığınız egzersizlerin size su, doğalgaz ve elektrik olarak geri döneceğinden emin olabilirsiniz!

Didem Çivici – Copyright ©2019
(“Kandida Bye Bye” kitabından)

[1]Leon Chaitow, Candida Albicans; 2003, Thorsons.

[2]suş İng. Strain; Bir bakteri veya virüsün farklı alt türlerinin, aralarında genetik farklılıklar bulunan grupları. (TDK)

[3]Leon Chaitow, Candida Albicans; 2003, Thorsons.

[4]Goldberg B. Chronic Fatigue, Fibromyalgia and Environmental Illness, Tiburon, CA: Future Medicine, 1998.

[5]https://eng.mst.dk/media/mst/69117/34.pdf

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s