KÖKTEN DEĞİŞİM İÇİN KÖKLERE İNMEK

Köklerim, daha derinlere uzanın!
Kollarım, göğün sonsuzluğunda yer bulun!

         İnsanın vahşi özü ve kökü ile bağlantıya geçmesi, kendi potansiyellerini ifade edebilmesi adına büyük önem taşır. İnsan bedeninde kök, alt dan tien[1] bölgesine ya da alt üç çakraya denk gelir; pelvis ve tüm genital alanı kaplar. Farklı bir bakış açısıyla da kök, toprak altına, karanlığa, bilincin ve ışığın dışında kalan alana denk gelir.

         Kök ile yeniden bağlantıya geçmek, yaşamla bağlantıya geçmek için ilk adımdır. Yolculuğun bu ilk kısmında uzun süredir bilinçsizce tuttuğum, yaşamdan beslenmeme engel olan ve tekrar eden duygularla ve zihinsel davranışlarla (düşünce kalıplarıyla) yüzleşmeye hazırlanırım. Bu yolculuğun uzun, meşakkatli ve yorucu olabileceğini unutmadan, zihin-duygu-beden bütününde ilerlemeyi her zaman önemli bulmuşumdur. Özellikle bedeni dışarıda bırakmadan, onun iletilerini okumayı öğrenerek ilerlemenin kişiye bu yolculukta çok fayda sağlayacağı kanısındayım.

         Kök, fizyolojik bedene baktığımızda pelvistir. Pelvis, duygularımızla doğrudan bağlantılı olan bağırsaklara ve aynı zamanda da yaratıcı günümüzün bulunduğu tüm genital organlara alan tutar. Pelvisi ve omurgayı, bedendeki eril alan olarak ifade ederim. Omurga, bedeni merkezinde, güçlü ve dik tutarken, pelvis ise yaratıcılığa (üreme organlarına) alan tutar. Bu nedenle bedenimin bu sistemlerini sağlıklı tutmaya özen gösteririm. Kök ne kadar sağlamsa, gövde ve dallar da o kadar güçlü bir şekilde uzayabilir ve meyvelerini sunabilirler. Fakat doğadan ve dolayısıyla fiziksel hareketten bizi uzak tutan bir sistem yarattığımızı hatırlayacak olursak, günümüzün çoğunda hareketsiz kalan bedenlerimizin deforme olması kaçınılmazdır. Pek çoğumuz uzun saatler boyunca bilgisayar karşısında oturuyoruz ve ihtiyacımız olan hareketten mahrum kalıyoruz. Bu duruma bir de besin değeri az gıdalar tüketmek ve kötü kalitede hava solumak da eklenince er ya da geç fiziksel rahatsızlıkların baş göstermesi kaçınılmaz olabiliyor.

         Pelvis rahatsızlıklarının nedenleri sadece fiziksel de olmayabiliyor. Özellikle kadınlarda görülen kronik pelvik ağrısının nedeni çoğunlukla psikolojik ve duygusaldır. Özellikle kadınların pek çok sebepten kaynaklanabilen pelvik alan sorunları yaşıyor olması şaşırtıcı değildir. Alt omurga, sakrum ve pelvis ağrıları çoğunlukla kroniktir ve kökeninde ise duygusal etkenler yatmaktadır. Yıllar içerisinde gözlemlediğim ve araştırdığım kadarıyla özellikle kadınların pelvis ve alt omurga kaynaklı ağrıları ile bedenlerinde, hayatın içerisinde güvensiz hissetmeleri arasında bir ilişki vardır. Bu konuda güçlü araştırmalar yapan Dr. Christiane Northrup, “Kadının Bedeni, Kadının Bilgeliği” kitabında şu ifadelere yer veriyor[2]:

         “Kronik pelvik ağrı çeken kadınların genellikle karmaşık psikolojik ve duygusal bir geçmişleri olmaktadır. Çalışmalar bu kadınların ilgisiz somatik şikayetlerle ilgili tedavi arayışında olduklarını, daha fazla sayıda cinsel partnerleri bulunduğunu ve geçmişte önemli psikoseksüel travma geçirmiş olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu tespit etmiştir. Fiziksel ağrıları da eski ya da mevcut eşleri ya da işleriyle ilişkilerinde henüz bitmemiş duygusal acılar, cinsel istismar, duygusal istismar ya da tecavüzle (herhangi bir seviyede olabilir) bağlantılı olabilmektedir. Bir kadının kişisel ya da mesleki hayatında yer alan ve kadının çözümsüz olarak algıladığı duygusal stres pelvik ağrıda büyük rol oynar.

         Bir çok kronik pelvik ağrı vakasında hiçbir fiziksel sebep bulunamaz ve bu nedenle tıp mesleği bunu ciddiye almaz. Ancak geçmişe ait çözümlenmemiş duygusal ağrıdan gelen kronik pelvik ağrı gerçektir -kişinin sadece ‘kafasında’ değildir. Ağrı, fiziksel ve kimyasal olarak sinir, bağışıklık ve endokrin sistemlerimizde şekillenir ve depolanır; beden-zihindedir.”

         Hayatımızı zorlaştıran her türlü yapıyı (düşünceler, bağımlılıklar, travma sonrası depresyon, vs.) dönüştürmenin olası olduğunu düşünürüm. Bununla beraber, bütünsel sağlığı korumak için dikkatli bir hazırlığın (kendi araçlarım, dışarıdan alacağım destek, duygusal hazırlık, vs.) ve devamlılığın da gerekli olduğu fikrindeyim.

         Kök derken, bedenimin dışında kök inançlarımı, kök düşüncelerimi, kök duygularımı da kastediyorum. Hayatımı zorlaştıran her şeyin kaynağını köklerimde bulabilirim ve kök bilgimi değiştirmek içinse hem düşüncelerimi, hem duygularımı, hem hikayelerimi, hem de bedenimin iletilerini hesaba katarım. Sürecin içerisinde ilerlemek, kök hikayelerimi ve alışkanlıklarımı çepeçevre incelemeyi, sabırlı ve disiplinli biçimde çalışmayı gerektirir. O nedenle kendime şu soruyu sıkça sorarım:

       Önce ben kendim için mevcut olmaya ve bu yolculukta sabırla ilerlemeye istekli miyim?

         Hayatlarımız fatura ödemek, yıllık izin alarak tatile çıkmak, masrafları karşılamak, çocuğu okutmak ve daha iyi mevki sahibi olup daha iyi ev ve araba sahibi olmak ya da daha iyi hissetmek, daha mutlu hissetmek, daha özgür hissetmek ve daha ruhsal ve daha aydınlanmış olmak için çalışmakla geçiyor. Yaşamlarımız çoğunlukla gelecek için endişe etmek üzerine kurulu. Konu bedenle ilgili tutumumuza gelince de güzellik ve estetik kazanmak için dış görünüşümüzü değiştirmek, kokumuzu parfümlerle saklayarak ya da değiştirerek karşı cinsi ele geçirmek, daha fit görünmek için diyet yapmak arasında tükeniyoruz. Bizler yüzeysel varlığımızla yüzeysel hayatlar yaşamaya ve yüzeysel ilişkilerle yüzeysel zevkler almaya kendimizi adamış gibiyiz.

         Fakat çalışmalarıma katılan hemen hemen herkesten duyduğum ve beni çok etkileyen güçlü bir ifade var:

“Ben derinlikli bir hayat ve derin bir ilişki yaşamak istiyorum!”

         Anlam, samimiyet, yakınlık, aidiyet, sevgi, dürüstlük, şeffaflık: “Derinlik sizin için ne demek?” diye sorduğumda bu kelimeleri duyuyorum. Derin ilişkiler ve derinlikli bir yaşam istiyoruz. Peki kaçımız yaşamını derinlikli yaşamayı göze alıyor? Derinlik derken neden bahsettiğimizi gerçekten biliyor muyuz?

         Her ne kadar derinlik anlayışımız bireysel olarak farklılık gösterebilecek olsa da, kendi ifademle bir kaç yorum yapabilmek isterim:

         Derinlik, köklerdir. Derinlik, karanlıktır. Derinlik, dişildir. Derinlik, gölgeler barındırır. Derinlik, çocukluktur ve derinlik bazen acı dolu hikayelerdir. Derinlik, bilincimizle göremediğimiz ve çoğunlukla da içerisine dalmaktan korktuğumuz şeydir. Okyanus derindir ve derinlikleri bilinmezdir. Derinlere indikçe nefes almakta zorlanırsınız ve derinlik daha çok basınç demektir. Bazense derinlik, ölüm demektir. Derinlere inmek istiyorsanız derinliğin getirdiği her şeyi de beraberinde kucaklamanız gerekir: Karanlığını, hikayelerini, kaosunu, gölgelerini ve bilinmezliğini.

         Derinlikli bir hayatı hayal ediyorsam, derinliği her şeyiyle kabul edebilmeyi diliyorum. İşe köklerden başlıyorum. Kökler yindir, yani dişil bir öze sahiptir. Derine inerken yavaşlıkla ve hassasiyetle ilerlemelisiniz. Derine inerken bedeninizin farkında olmalı, onun tüm iletilerine uyanık olmalısınız. Bir anda derine inerseniz vurgun yiyebilirsiniz. Bu nedenle derinlere inerken sezgilerim açıktır; bedenimle ve etrafımla bağlantıda olmak için tüm dikkatimi ve gücümü toplarım. Ve eğer derinlik arayışında değilsem, yaşamı yüzeyde geçirmek istiyorsam bunda da sorun yoktur. Derinlere inmek sadece bir seçimdir. Bazen bizi cezbeden şey bilinmeyendir, karanlıktır.

         Kendime sıklıkla hatırlatırım:

Derinlik senin cesaretini ister.
Derinlik, senin karanlığını ister.
Derinlik, senin her şeyini ister.
Derinlik, senin ölümünü ister.

         Hayatının sadece bir kısmını feda ederek derinliği kucaklayamazsın. Hayatının bir kısmında derinliği deneyimlerken diğer kısmında yüzeyde yaşamaya devam edemezsin. Eğer derin bir dönüşüm ve derin bağlantı istiyorsan, hayatın içerisine bütünlüğünle adım atmalı, kökleri keşfetmelisin. Hayat sen ona ne kadarını adarsan, sana o kadarını verir.

         Birey, kendi özüne doğru yolculuğa çıkmaya karar verdiğinde yüzleşeceği ve dinleneceği ilk yer, köküdür. Kökleri onu geçmişe, atalarına, kendisinden önceki kadınların ve erkeklerin hikayelerine, yaşamlarına, acılarına, karanlıklarına götürür.

         Kişi, kendi kökünde kolektif bilincin ve bilinçsizliğin izlerini taşır veancak kökü ile yeniden bağlantı kurduğunda kendini yeniden ve daha sağlıklı bir şekilde doğurabilir. Ve ne zaman ki bir erkek ya da bir kadın kendi özüyle sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenir, işte o zaman toplumlar bu dünyayı yaşanır bir yere çevirebilir. Kadının ve erkeğin kendi kökü ile yeniden buluşması, kendisiyle bağlantı kurması işte bu nedenle önemlidir. 

Didem Çivici – Copyright ©2018
“Vahşi Kadın’ın Yolculuğu: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!

 

 

[1](Dantian, dan t’ian, dan tien ya da tan t’ien) “iksir alanı”, “chi denizi” ya da “güç merkezi” denilen alan; bedende üç dan tien bulunur: Jing (alt), Qi (orta) ve Shen (üst). Jing, yani alt dan tien göbek deliğinin bir kaç santim altında bulunur, maddeyle ve dünyayla olan bağı simgeler ve üst güç merkezlerine çıkmak için gerekli olan gücü sağlar. Bu merkezin güçlenmesi hem fiziksel bedenin hem de bağışıklık sisteminin güçlü olmasını sağlar.

[2]s.190

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s