“KİŞİSEL GELİŞİM” ÇALIŞMALARININ TEHLİKELERİ

“Nitelikli psikoterapistlerin en hakiki ruhsal (spiritüel) eğitmenler olduğu kanaatine vardım. Çünkü nitelikli psikoterapistler derindeki malzemeyi öyle bir çalışıyorlar ki, olası malzeme netleşip dönüştüğünde gerçekten de ruhsal görüşümüzü genişletiyorlar. Pek çok modern ruhsal (spiritüel) eğitmen, dayanıklı ve daimî bir dönüşüm oluşmadan önce derinlikli bir şekilde sahiplenilip çalışılması zorunlu olan asıl malzemeyi (konuyu) geçiştiriyorlar… Batı dünyasında bizler üstünlük bağımlılığını ruhsal olgunlukla karıştırıyoruz. Varlığın derinliğini çalışmak, dayanıklı ve daimî bir dönüşümün anahtarıdır.” Jeff Brown

 

Bu makaleyi yazmaktaki amacım, her tür kişisel gelişim aracının tehlikelerine değinmek. Bize her ne kadar “iyi” hissettirseler de liderlerin ve açtıkları alanların hangi zemin üzerine inşa edildiğini sorgulamak ve öğrenmek, bireylerin özgürce ve bilinçli seçim yapmalarını sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Fakat daha da derinlere inmeden önce niyetimi de belirtmek istiyorum: Amacım, bahsedeceğim alanlara liderlik eden kişileri eleştirmek, aşağılamak ya da küçümsemek değil, bu alanlara ve yapılan çalışmalara katılan kişilere farkındalık getirmektir. Bununla birlikte, insan olduğumdan ve özellikle de bahsedeceğim tüm alanlarda yaşadığım pek çok olumsuz deneyimden mütevellit, bir nevi eleştiri hissedilirse de affoluna.

Bir süre (bundan yaklaşık iki yıl) önce, Türkiye’de (ve Dünya’nın pek çok farklı yerinde) popülerliği iyide iyiye artan, “kişisel gelişim” çerçevesinde yer alan pek çok çalışmaya karşı büyük bir tepki duymaya başladım. İlk başka bu tepkinin asıl nedenini tam olarak anlayamamakla birlikte, bir süre sonra bu tepkinin ne ve neye olduğuna dair fikir edinmeye başladım. İlk başta yoğun duygularla (özellikle öfke) ortaya çıkan bu tepki süreç içerisinde bana rehber oldu ve bu güçlü tepkinin aslında ne kadar değerli bir yerden geldiğini anlamaya başladım: Kendimi ve başkalarını gözetme. Öfkemin arkasında sınırlarımın tahrip edilmesi yatıyordu ve bununla yüzleşmek büyük bir üzüntü, acı ve yas duygusu getirdi.

Genç yaşta (18-19 yaşlarımda) “Yeni Çağ” (New Age) akımı olarak bilinen dalgaya dahil olan pek çok ruhsal (spiritüel) çalışmaya katılmaya başladım. Sevgi, barış, birliktelik ve birlik mesajlarıyla bir araya gelen insanların içerisinde o zamana dek hissetmediğim güveni, kabulü ve sevgiyi hissediyordum. Birlikte “çember”e oturup şarkılar söylemek, herkesten gizlediğim korkuları paylaşmak, liderlerin rehberliğinde kendi duygusal sınırlarımı zorlamak, “şifalanmak” ve doğanın içerisinde dans etmek, yoga yapmak, kıskançlık ve maddi dünyaya bağımlılıktan kurtulmak adına çalışmalar yapmaktan daha anlamlı bir şey yoktu benim için. Çünkü “bütün” olmak istiyordum. İsteğim, “sınırlarımın ötesine geçmek”, “koşulsuzca sevmek ve sevilmek”, “duvarlarımı ve düşünce kalıplarımı yıkmak”tı ve bunun mümkün olabileceği her alana ilgi duymaya başladım. Sistemin dışında hayatını sürdüren her türlü “alternatif” ve hatta “aykırı” sayılabilecek spiritüel/New Age grubun içerisinde yer almaya başladım. Fakat ne yazık ki bu yıllar boyunca pek çok ruhsal/zihinsel/bedensel taciz ve istismara tanık oldum. Bardağımı taşıran son damla, uluslararası “spiritüel, şamanik ve cinsel” bir okulun sunduğu çalışmalardan birinde liderlerden birinin “HIV virüsünü kapacağınızı düşündüğünüz için kaparsınız. Eğer bu virüse inanmazsanız korunmadan da cinsel ilişkiye girebilirsiniz,” demesiydi. Bu tanıklığımdan bir süre sonra aynı okulun bir çalışmasının ardından genç bir kadının intihar etmesi ve Amerika’daki hocalarından birinin cinsel taciz ve istismar nedeniyle gözaltına alınması beni şaşırtamamıştı. Bir şeyler yanlıştı.

Yıllar içerisinde pek çok kişisel gelişim alanında farklı boyutlarda cinsel ve ruhsal istismara uğradığımı terapi ve (Jungiyen) analiz seanslarına başladığımla birlikte fark edebilmeye başladım. Rüyalarımda sürekli taciz ve tecavüz sahneleri görmeye başlamıştım: Ben ve başka kadınların öfkeleri ve yardım çığlıkları rüyalarımı dolduruyordu. Bu rüyalarla birlikte içimde bastıramadığım duygular yükselmeye başladı. Anlayamadığım bir şekilde, çok derinlere kök salmış öfke duygusuyla baş başa kaldım.

Öfkemin bana çok önemli bir şey söylediğini daha sonra anlayabildim: Sınırlarım bir şekilde işgal edilmiş ve ediliyordu; bedenime ve ruhuma tecavüz edilmiş ve ediliyordu. Öfkem sadece beni ve diğer kadınları istismar edenlere değil, buna izin veren bana ve diğer kadınlaraydı da.Sahnenin ve rüyalarımın dışına çıkıp nesnel bir şekilde olana baktığımda başka bir şey görmeye başladım:

“Spiritüel birlik”, “koşulsuz sevgi” ve “ruhsallık” içeren çalışma ve alanlara katıldığımda bir nevi “büyülenme” (fascination) deneyimliyordum. Çünkü bu uygulama alanları ya da topluluklar insanlara “birlik” duygusunu getiriyorlardı. Jung, insan psişesinin ayrılık (split) yaşadığını (bilinç ve bilinçdışı olarak ayrıldığını) ve insannın hayatı boyunca yeniden bir psişik birleşme oluşturmaya çabaladığından söz eder. İnsanın bu “birlik” duygusunu yaşadığı yerlerden biri aşktır. Âşık olduğumuzda ve o kişiyle bir araya geldiğimizde “diğer yarımız”la birleşmiş gibi hissetmemizin nedeni, bilinçdışımızdaki diğer yarımızı (anima/animus) âşık olduğumuz kişiye yansıtmaktır (projeksiyon). Spiritüel pek çok grup da bize buna benzer bir duyguyu verir. Ait hisseder, bir grubun parçası olduğumuz için mutlu oluruz.Fakat “aidiyet” ihtiyacımız karşılandığında hissettiğimiz duygular (aşk, coşku, sevinç, vb.) bizi öyle bilinçsizleştirebilir ki (çünkü aslında bu duygular psişenizde çok güçlü bir kompleksin açıldığına delalettir! Mesela anne kompleksinizin! Ve bir kompleks tetiklendiğinde bilinciniz artık işlevsizdir ve gruba dahil olmak adına bazı gerçekleri (liderin bir insan olduğu, öğretilerin aslında doğru olmadığı, bilimsel gerçeklerden uzak ve tehlikeli öğretilerin sunulabildiği) yok sayarız.

“Dışarıda” hissetmemek adına ve hep hayalini kurduğumuz ahenk dolu aileyi deneyimleyebilmek için içimizdeki pek çok soru işaretini ve liderler tarafından uygulanan istismarları göz ardı ederiz. Liderin (eğitmen, terapist, kolaylaştırıcı, vs.) psikolojik sürecini ve aldığı eğitimi önemsemez, sorgulamaz ve sormayız. Kısacası çok şeyi yok sayarız ve bu aslında bizim de insanın psikolojik dinamiklerinden ve kendi psikolojik sürecimizden bi haber olmamızdan kaynaklanır. Yani “bilinçsizce” ve bilgisizce seçim yapar ve çoğu zaman da bu açılan alanlarda uygulanan yöntemler aracılığıyla komplekslerimizin açılmasını ve öylece ortada bırakılmasını sağlarız.

“Kişisel gelişim” topluluklarının bireylere “ütopik” bir hayat sunmaya yatkın olduklarını göz önünde bulundurmak, önemli ve sağlıklı bir perspektifi korumamızı sağlar. Genel toplumun içerisinde yaşadıklarınızın aksine kabul gördüğümüz, ait hissettiğimiz ve “sağlıklı” olduğunu düşündüğümüz kişilerce farklı uygulama ve çalışmalara sokuluyoruz. Bu topluluklar içerisinde duygusal ve ruhsal süreçlere girmemiz bekleniyor. Bunun içinse bizden genelde ilk beklenen şey “teslim olmak, güvenmek, kendimizi sürece ve olana açmak ve bırakmak”. Bu topluluklar bize şifa/iyileşme için destek sunarlar ve bu destek, belki de hayatımız boyunca hakiki ailemizden alamadığımız destektir. En sonunda ait hissettiğimiz yeni bir aileye sahibizdir. Aslında bu ailelere yakından bakarsak, negatif anne ve baba komplekslerinden dolayı “ait olamayan” ve toplumda yer bulamamış veya yer bulmakta zorlanan, “farklı” hisseden bireylerden oluştuklarını görürüz. Yani bu grupları oluşturan bireylerin çoğunlukla ortak bir psikopatolojik konusu ya da kompleksi mevcuttur ve grubu bir arada tutan da budur. Belki ilk bakışta sorun gibi görünmeyen bu madalyonun bir de diğer tarafı vardır: Muhtemelen bu alanı açan liderin asıl konusu, açtığı gruba dahil olan katılımcılarınkiyle örtüşür. Bunda da sorun yokmuş gibi gelebilir -fakat asıl sorun, liderin bu katılımcıları bilinçsizce, kendi kompleksini iyileştirmek için kullanma olasılığıdır. Bu olasılığın yanında başka bir sorun ise yine liderin bilincinde olmadan grubu bir kompleks (katılımcıların ortak kompleksi) aracılığıyla sömürmesidir. Örneğin: “anneye direnç” temelli negatif anne kompleksine sahip bireyler, “anneye direnç” gösteren bir kadın liderin -yani bir Amazon kadının- etrafında toplanarak kendi sahip olamadıkları “Amazon anne”yi bu kadın lidere projekte eder ve onu sahiplenirler. Fakat bu, bireylerin psikolojik gelişimlerini durdurabilecek ve katılımcıların kendi psişik iyileşmelerine engel olabilecek bir durumdur. Lider bunun farkında değilse ve ona sunulan projeksiyonları bilinçsizce kabul ediyorsa bu çok daha büyük bir tahribata neden olur.

Bunun gibi grup dinamiklerinde genelde olan şudur: Lider kişi Olimpos dağının zirvesine oturtulur ve dokunulmazlığa sahip olur. O, “öğretmen”dir; “Tanrı/Tanrıça”dır; “Her şeyi bilen”dir. Buradaki en büyük tehlike, lider konumundaki kişinin bu rolü üstlenme eğilimidir. Pek çok lider, ağır bir psikolojik terapi sürecinden geçmemektedir -yani bir analiz ya da terapi sürecinden geçerek kendi büyük komplekslerinin içerisinde yol almadan lider olmaya karar verirler. Sonuç olarak, ego gücü sağlıklı olmayan pek çok lider ya da rehber onlara verilen bu gücü bilinçsizce kullanır: Sömürürler (maddi/manevi), istismar ederler, bireylerin biricik ihtiyaçlarını yok sayar ya da onları kendileri için (fark etmeden/bilinçsizce) kullanırlar.Böyle bir durum, katılımcılar için facia ile sonuçlanabilir. Grup çalışmaları, bireysel çalışmalardan daha çok psişik dinamik içerir ve eğer lider, gruptaki her bireyin dinamik sürecini izleyemiyorsa kesinlikle grup çalışması yapmamalıdır. Bir gruba derin ve psikolojik (duygusal) bir alan açarken her katılımcının duygusal sürecinden haberdar olmanız gerekir ve en ufak gerilimin (tension) dahi farkında olmanız önemlidir. Büyük grup büyük sorumluluk getirir.Olayları, nevrozları ya da tetiklenmeleri engelleyemezsiniz fakat olayların gelişimini önceden görmeli ve sezmelisiniz. Grup yöneticileri her bireye adeta iplikçiklerle bağlı olmalıdır ve en ufak duygusal (yani komplekse, yani arketipsel alana ait) hareketi gözden kaçırmamalıdır. Aksi halde daha büyük bir felaketin önünü açarsınız. Eğer o alanı lider olarak açıyorsanız lider olarak grubun tüm sorumluluğunu aldığınızın farkında olmalısınız. Eğer bu kadar büyük bir grubu yönetemiyor ve alanı tutamıyorsanız o zaman grup çalışması yapmamalısınız.

Grup çalışmalarındaki en büyük tehlikelerden bir diğeri de liderin, açtığı alanın, çalışma sonrasında nelere aracı olabileceğinin ve neleri tetikleyebileceğinin ön görememesidir. Bireysel seanslar, terapist ya da danışmanın gözlemini ve bağlantı kurmasını daha güçlü şekilde desteklerler. Örneğin, nevrozun ne olduğunu, nasıl bir dinamik süreci olduğunu ve nasıl baş edileceğini bilmeyen kişi kesinlikle bir grup ya da kişisel alan dahi açmamalıdır. Duygulara yönelik her çalışma psikolojik bir çalışmadırve ciddi bir dikkat ve bilgi gerektirir. Nevroz, eğer dikkat ve özenle yaklaşılmazsa kişiyi psikoza ve intihara sürükleyebilir.

Diyeceğim o ki, girdiğiniz herhangi bir çalışma ya da eğitim aslında eğitmenin ya da liderin grubun dinamiklerini göz ardı etmesiyle birlikte yıkıcı bir güç haline gelebilir. Bunun nedenlerini özetlemek oldukça zor, zira konu insanın tüm varlığını, iç dinamiklerini, psişesini (ruhunu) ve bedenini kapsıyor. Tehlike sadece fiziksel boyutta değil ve basit de değil ne yazık ki. Fakat makalenin geri kalan kısmında bunun nedenlerini elimden geldiğince basitleştirmeye ve anlatmak istediğimi şeffaflıkla paylaşmaya çalışacağım.

Öncelikle sorunun ne olduğuna bakalım.

Günümüzde popüler olan ve olmaya devam eden “ruhsal” (spiritüel) ve kişisel gelişime yönelik grup çalışmaları bireyin yapısını (ruhsal/psişik bütünlüğünü) bir hamlede kırmaya ve yıkmaya muktedirdir.

Çünkü grup çalışmaları bireyin biricik psişik dinamiklerini yok sayar -grubun dinamiğine odaklanır. Grup çalışmaları bilinçsizce yürütüldüğü takdirde (yani bireylerin kişisel psikolojik sürecini yok saydığı takdirde) bireylerin psişelerinde daha büyük yaralar açabilir.

Katılımcıların ego güçleri ve ruhsal sorunları (psikolojik ve fizyolojik) hakkında bilginiz ve farkındalığınız yoksa, hangi aracı/uygulamayı uyguluyor olursanız olun tahribat yaratma riskiniz yüksektir. Ve her katılımcının geçmişini bilmeniz imkansızdır. Bu da bir lider/eğitmen/rehber olarak sizi zayıf ve istismarcı kılmaya yeterlidir. Bilinçsizce açılan her ruhsal alan istismarı olası kılar.

Rehber ve liderlerin genelde gözden kaçırdıkları en büyük detay şudur:

İNSAN PSİŞESİ KIRILGAN VE KARMAŞIK BİR YAPIDIR.

Şimdi bu yapının içeriğine ve bu yapıya bilinçsizce yaklaşmanın neden risk taşıdığına bakalım.

JUNG’A GÖRE RUHSAL (PSİŞİK) YAPI

PSİŞE ÇİZİM

Bu çizimden çıkarılacak notlar:

  1. İnsan psişesi “bilinç” (conscious) ve “bilinçdışı” (unconscious) içerir.
  2. Bilinçdışı materyali ikiye ayrılır: kişisel ve kolektif.
  3. Ego, bilincin merkezinde yer aldığı gibi aynı zamanda da kişisel ve hatta kolektif bilinçdışına da “taşar”. Yani Ego’nun tamamı bilinçte değildir: Bilincinde olduğumuzu sandığımız şeylerin bir kısmı bilinçdışındadır -farkındalığımızda değildir.
  4. İnsan psişesinin (ruhunun) çoğu “bilinçsiz” alandadır. Yani insan kendi varlığının, eylemlerinin, duygularının çoğunun bilincinde (farkında) değildir.

İnsan ruh bilimine dair kısa bir giriş yaptığımıza göre şimdi bir adım daha atabilir ve bu yapıların birbirleriyle ilişkilerine ve dinamiklerine de göz atabiliriz:

Bilinçdışı, Ego’nun reddettiği her şeydirve büyüme sürecinde (2.5 yaş itibarıyla) doğal olarak meydana gelir. Bilinçdışının oluşması “hayatta kalmak” için gereklidir -çünkü topluma (aileye ve kültüre) ayak uydurmak ve uyum göstermek hayatta kalmamız için elzemdir. İnsan, çevresine uyum gösterdiği ölçüde hayatta kalabilir (ki bu başka bir makalenin konusu olmalıdır!).

Buradaki en önemli husus, “bilinçdışı materyal” dediğimiz kaynağın yoğunluğu ve büyüklüğüdür.Bilinçdışı, CG Jung’a göre sadece bireyin kişisel yaşam deneyimiyle ölçülemez. Jung, yıllar süren çalışmaları sonucunda şu kanıya varmıştır: Her birey, tüm insanlığın bilgisini taşır. Bu, ortak bir havuzdur ve yadsınamaz. Örneğin, “güdüsel” bilgi bu alana aittir -yani aynı hayvanlar gibi, genetik (fizyolojik) ya da ruhsal olarak taşıdığımız bir bilgi vardır. Bu bilgi oldukça yararlıdır: İnsanın hayatta kalmasını ve gelişimini sağlayan en önemli ve kalıtsal (güdüsel) enerji aktarımıdır.

Bilinçdışından bahsederken elbette ki karşımıza iki kavram çıkar: Gölge ve Arketip.

Gölge, kişisel bilinçdışında oluşurken arketipler tüm insanlığa dair enerji kaynaklarıdır. Arketip dediğimizde, toplumlar ya da topluluklar (hatta tüm insanlık) için “anlamlı” olan bir ifadeden bahsederiz ve arketipler, bilinçdışının derinliklerine ait kavramlardır. Aynı okyanusun ya da uzayın derinliklerine ait olan, hala daha kavranamamış varlıklar ya da cisimler gibi. İnsan, arketiplerin çalışma mekanizmalarını anlamak adına masallar, mitler ve efsaneler yaratmış, bir şekilde bilinçdışı materyalin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Fakat özellikle kolektif bilinçdışı alanla ilgili dikkate alınması gereken şey, bu enerji kaynaklarının yoğun, hatta (insan egosu için) tehlikeli olduklarıdır. İnsan, gelişmek ve büyümek için bilince ve egoya ihtiyacı duyar. Konumuzla ilişkili olarak altını çizelim: Bireyi, kendi ego kompleksini sarsacak, psişesini tetikleyecek bir alana (çalışmaya) sokarsanız, bireyin yaralarını açmaya başlarsınız ve kişi bu açılan alanlardan ortaya çıkan enerjilerle (duygular, kompleksler ve en önemlisi de arketiplerle) baş edecek ego gücüne sahip olmayabilir. Kişinin, baş edemeyeceği nevrotik bir alanla karşı karşıya gelmesi için sadece duygusal alanına dokunmanız dahi kafidir.Haliyle, bahsi geçen çalışmaların ne boyutta tahribatlara neden olabileceğini sanırım biraz olsun hayal edebiliriz.

Söz konusu çalışmalar, özellikle “grup” çalışmalarıdır ve “pratik” ya da “egzersiz” içerirler, yani uygulamalıdırlar. Bu uygulamalar çoğunluklayetkisiz (insan psişesi konusunda kapsamlı bir eğitim ve deneyimden geçmemiş, terapist ya da analist olmayan) kişiler tarafından yönetilmektedirler. Özellikle son yıllarda git gide artan kısa dönemli “kolaylaştırıcı, danışman, koçluk, şamanlık” eğitimleriyle gruplara ve bireylere liderlik yapan kişilerin artması gerçekten de korkutucudur. İnsan psişesinin yapısını ve işleyişini derinlemesine incelediğinizde bireylerin psişelerinde kolaylıkla tahribat oluşturabileceğinizi anlarsınız. Bu nedenle diyebiliriz ki, söz konusu çalışmalar ne yazık ki çoğunlukla cahilce ve duyarsızca yürütülmektedirler.

Sorun şu ki, bir grup çalışmasına mahal verdiğinizde ve özellikle de bir analist, terapist ya da psikolog/psikiyatr gibi bir uzmanla çalışmayan insanları bir araya getirdiğinizde kişilerin hangi komplekslerini ve dolayısıyla hangi derin psişik dinamiklerini tetikleyeceğinizi bilemezsiniz. Elbette ki hayat içerisinde en ufak bir ifade dahi bireyin pek çok yarasını hızlı şekilde açabilir -fakat özellikle grup çalışmaları (ve özellikle de yukarıda söz ettiğim alanlar) bu yaraların daha derinden ve çabucak -ve hazırlıksız!- tetiklenmesine ve psikopatolojik vaka yaratılmasına yol açabilir.

Velhasıl… Bir lider/kolaylaştırıcı/yönetici olarak açtığınız yeni bir grupta kimin nasıl bir geçmişi olduğunu bilemezsiniz. İnsan psişesi sandığımızdan çok daha karmaşıktır (RÜYA MANİFESTOSU) ve hassasiyetle yaklaşılması gerekir. Son yıllarda iyiden iyiye artan, birkaç haftalık ya da birkaç aylık eğitimlerle sertifikalanan pek çok kişi bilinçsizce “alan” açmaktadır ve eylemlerinin neler doğurabileceğine dair de en ufak fikirleri yok gibi görünmektedir. Fikirleri olmaması da gayet doğaldır çünkü pek çok çalışma ve araç (neredeyse her türlü kişisel gelişim aracı) sunulurken insanın psişesinin çalışma metodolojisi öğretilmemekle birlikte, uygulayıcılar da uzun (yeterli!) süreli bir bireyleşme/terapi/olgunlaşma sürecinden geçmemektedirler. Kendi yaralarını dahi henüz tam anlamıyla tanımayan, sadece bir süredir (eğitimler, atölye çalışmaları ya da sertifikalı programlar aracılığıyla) kendi ruhsal hikayelerini çözümlemeye çalışan kişiler aslında bilinçsizce insanların hayatlarıyla oynamaktadırlar. Ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde bu uygulamaların bilinçsizce sürdürülmesini engelleyen herhangi bir önlem de alınmamaktadır. İşte tam da bu nedenle, insan ruhunun odalarını keşfettikçe ve sistemin nasıl işlediğini anladıkça bu çalışma ve uygulamalara çok daha şüphe dolu bir şekilde ve dikkatlice yaklaşmaya başladım. Yıllar önce açtığım Akademi’yi kapatmamın ve açtığım “inziva”ları sona erdirmemin nedeni de tam olarak budur: İnsan hayatı kıymetlidir ve kendisiyle yeteri kadar uzun ve incelikli şekilde çalışmamış hiç kimse başka insanlara “çember” dahi açmamalıdır. Bunu rahatlıkla söyleyebilmemin en önemli nedeni de kendi deneyimimdir. Henüz 28 yaşında, hiçbir psikolojik analiz ve terapiden geçmeksizin kadınlarla çalışmaya başlamamın ne kadar yanlış bir girişim olduğunu kabul edebilmem için bir hayli zaman geçmesi gerekti. Fakat sadece zaman değildi bana bunu gösteren, aynı zamanda da insana duyduğum sevgi ve saygıyla birlikte bu işi hakkıyla yapabilmek adına Jung analistliği eğitimine de bu nedenle başladım. En az 5-6 yıl süren bu eğitim sürecinin en önemli kısmının “training analysis”, yani “eğitim analizi” denilen kısmın oluşturması elbette ki tesadüf değil. En az 300 saat kişisel analizden geçmeniz beklenen bu eğitim süreci aslında analist adayının kökten dönüşümünü ve kendisini ve psişik dinamiklerini tamamıyla tanımasını ve anlamasını amaçlar. Aksi halde Jungiyen bir analist olmanız olanaksızdır.

İnsanla çalışmak büyük sorumluluk ve en küçük hata dahi başkasının hayatına büyük tahribat verebilir. Bu düşüncemden mütevellit, mesleki sorumluluğumun da katkısıyla birlikte, bu çalışmaların sorgulanması gerektiğini düşünüyorum ve elimden geldiğince, bahsi geçen çalışma ve eğitimleri talep eden bireyleri bilinçlendirmek adına paylaşımlarda bulunmaya çalışıyorum. Tanık olduğum, deneyimlediğim ya da haberdar olduğum pek çok yöntemin ne kadar tahrip edici olabileceğini yadsımak istemiyorum artık. Yeniden vurgulamam gerekirse: İnsan psişesinin dinamiklerini, işleyişlerini bilmeyen, kendi psişik alt yapısını incelikli ve dikkatli şekilde çalışmamış olan kişilerin açtıkları alanlar ve kullandıkları araçlar tehlikelidir çünkü açtıkları alan sadece kişisel değil, kolektif bilinçdışıyla da ilişkilidir ve ne ile çalıştıklarına dair en ufak fikirleri yoktur.Zannımca, zaten buna dair ufacık fikirleri olsa çoğu uygulamacı, rehber ya da “alan açan” kolaylaştırıcı ya da koç, yaptıkları işi bir an önce bırakırlardı.

Diyeceğim o ki: Bilinçlenin. Bilinçlenmek için öğrenin, okuyun, sorun ve sorgulayın. Psişeniz (ruh ve bedeniniz) sizin her şeyiniz. Kimsenin elini kolunu sallayarak alanınıza ve hayatınıza girmesine izin vermeyin.

Ve önemli bir detay daha:

Sorun söz konusu çalışmalar, uygulamalar ya da araçlar değil, bunları sunan insanların bilinçsiz yaklaşımları ya da uygulamalarıdır.

 

NOT:

Kişisel gelişim alanında yapılan herhangi bir grup çalışmasına katılmaya karar verirken şunları düşünün:

– Dışarıda bir kurtarıcı mı arıyorum? Hayat hikayem ve psişik dinamiklerim neler? (Hayat hikayeniz size arketipsel hikayenizi anlatır ve kendinizi nasıl sabote/istismar ettiğinizin ip uçlarını verir. Dışarıda ne aradığınızı anlamak ve projeksiyonlarınızı görmek kendi gücünüzü yeniden kazanmanızı ve sağlıklı bir birey olmanızı sağlar.)

– Eğitmenin/uygulayıcının terapi konusundaki deneyimi/eğitimi nedir? (Özellikle Aile Dizimi/konstelasyon ya da drama terapi söz konusu ise uygulayıcının TERAPİST olduğundan emin olun! Ve unutmayın: Her psikolog terapist değildir!)

– Eğitmenin/uygulayıcının kendisinin daimî bir psikolojik destek/analiz alıp almadığından emin olun!

– Uygulayıcı/eğitmen terapist ya da uzman dahi olsa İNSAN olduğunu unutmayın! Uygulayıcıya projekte ettiğiniz “kurtarıcı” rolünü fark edin ve kendinizi her daim gözetecek TEK KİŞİnin kendiniz olduğunu hatırlayın!

– Her ne yolda ilerlerseniz ilerleyin mutlaka uzman bir psikolog/terapist/analistiniz olsun!

– Kendinizi gözetme yollarını öğrenin! (Shadow work, Şiddetsiz İletişim, Jungiyen rüya yaklaşımı, Jung aktif imajinasyon yöntemleri, beden terapisi vs.)

 

Didem Çivici
Yazar & Eğitmen & Beslenme ve Diyet Terapisi Uzmanı
Writer & Instructor & Master in Nutrition and Diet Therapy (specialized in Anorexia Nervosa and Candidiasis)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s