KADIN PSİŞESİNİN ARKETİPLERİ- 3: SAVAŞÇI

Savaşçı arketipi tam anlamıyla bir Amazon karakterdir. Eril gücü yüksektir ve eğer sağlıklı bir şekilde hayat bulabilirse kadının gözlem ve algı yetilerini derinleştirir, onu bilgeleştirir ve hayat içerisinde kendisiyle bağlantısı güçlü bir şekilde ilerleyebilmesini sağlar.

Savaşçı, eylem getirir. O, aynı savaş meydanında kendinden vazgeçerek ilerleyen, kendinden daha büyük bir varlığa teslim olabilen, kendini adayan bir nefer gibi nefes alır ve hakiki olanı korur, kollar. Onun hedefi, yaşam amacıyla bütünleşmektir. Savaşçı arketipi, kadının en derin animus erkidir.

Fakat Savaşçı’nın aydınlık yanı olduğu kadar gölge/karanlık yanı da mevcuttur.

Peki bu kadın nasıl doğar?

Savaşçı arketipi “baskın” kadınlarının aile yapıları farklı şekillerde olabilir. Örneğin babaları puer olabilir. Alkolik, bağımlı ya da dünyevi alandan ve bedenden kopuk yaşayan babalara sahip olabilirler. Sağlıksız Puer babaya sahip bir kadın babadan utanç duyacak ve babanın sunamadığı erkekliği sahiplenerek kendisi “erkek gibi” olmaya çalışacaktır. Annelerinin ise yine bir Amazon/Savaşçı olma ihtimali vardır.

Ayrıca, her varlık kendi zıttıyla birleşmeye meylettiğinden, bu kadınların “puer” eş seçme olasılığı yüksektir. Puer eşlerinde eril gücü göremeyen bu kadınlar kendi içlerinde öfkeyle birlikte eril baskın bir tavır geliştirirler. Böyle bir anne-baba ilişkisine tanık olan kız çocuğu hem anneye hem de babaya direnç göstererek “Öyle erkek olunmaz, böyle olunur!” diyebilir ve isyankâr bir yapıya bürünebilir. Bu kadın anne ve babasının olamadığı her şey olmaya çalışacaktır. Bu kadın erkeklere güvenmez (aynı babasına da güvenemediği gibi), babayı içten içe yargılar (onu çok sevse dahi) ve hatta babayı çok duygusal ve zayıf bulabilir. Bununla beraber, farkında olmadan annenin babaya karşı eleştirilerini ve tavırlarını bilinçsizce sahiplenebilir. Bu kadının annesinin aile içerisinde baskın, şiddetli ya da/ve depresif olma ihtimali çok yüksektir. Sonuç olarak karşımızda anne ya da/ve babaya direnç ile meydana gelen bir karakter durmaktadır. Anne ve/veya baba eksiktir. O zaman onların olamadığı her şey olunmalıdır.

Başka bir anne-baba örneği de Senex bir baba ile Demeter ya da Persephone bir anne olabilir. Güçlü baba karakteri kız çocuğunun “ideal” ve “tanrısal” imgesi haline gelir ve kız çocuğu hayatı boyunca bu ideal babayı arar. Onun için babası mükemmeldir ve hiçbir erkek babasıyla yarışamaz. Burada baba-kız arasındaki (psişik) ensest ilişkiyi yok saymak olmaz elbette. Puer babalarla kızları arasında da böyle bir olasılık vardır. Fakat Senex babaları idealize eden kız çocuklarıyla babaları arasındaki ilişkiler gerçekten de göze görünür şekilde açıktır. Baba-kız psişik ensest ilişki annenin psişesini de etkiler ve anne-kız arasındaki ilişkiyi de olumsuz etkileyebilir.

Jung’un bu durumu anne kompleksi açısından incelemesine baktığımızda “anneye direnç” kavramıyla karşılaşırız ve karşımıza iki alt karakter çıkar: “Savaşçı Prenses” ve “Süperstar”. Bu kadının eşiyle çatışması ve sınırları konusunda aşırı duyarlı olması olasıdır. Öz-disiplin (aşırı disipliner ya da disipline olamayan), özgüven, (öz)saygı konularında sorunlar yaşar. Babaya güvenemediğinden dolayı liderlere karşı da güvensiz hissedebilir ve asileşebilir. Dolayısıyla ilişkilerinde de sürekli güç savaşı olacaktır, zira bu kadının ana kompleksi “güç”tür. Güç, aslında eril özü temsil eder ve böyle bir kadınının güç kompleksi kendi animusu ile, yani babasıyla ilişkisi üzerine kuruludur. Bu nedenle, “Savaşçı” arketipi aktif bir kadının (ki her kadın bu arketipe sahiptir, aynı diğer arketiplere sahip olduğu gibi) “güç” kelimesinden ne anladığıyla çalışması çok önemlidir. Bilinçdışında ne varsa dışarıya o yansıtıldığından, animusun özellikleri de (çünkü animus kadının bilinçdışı imgesidir) erkeklere ve otoriteye (patron, grup lideri, devlet lideri, vs) yansıtılacaktır (projekte edilir). Kadının erkeklerle ilişkisi, kendi animusu ile ilişkisini, dolayısıyla kendi animusunun karakterini anlatır. Eğer bir kadın genelde erkekleri ve otoriteyi suçluyor, yok sayıyor ya da yargılıyorsa bu kadının Savaşçı arketipinin gölgede olduğunu söyleyebiliriz. Yaptığı projeksiyonu fark etmeyen ve suçlamaya devam eden bir kadın, gücünü her daim erkeğe ve otoriteye vermeye devam edecektir.

Gölgelerimizi ve gölgelerimizin davranış ve karakter özelliklerini görebilmek ve anlayabilmek, gücümüzü geri alma -ve bireyleşme- yolculuğundaki en önemli ilk adımdır.

Babanın (animusun) asıl görevi kızı annenin korumacı alanından almak ve hayatın gerçeklerine doğru rehberlik etmektir. Fakat pek çok babanın bu sağlıklı eril alanı oluşturamaması nedeniyle kadın (ve erkek) bu rehberliği alamaz ve psişede yaralar alarak büyür. Bunun nedeni ise babaların (erkeklerin) de kendi yaralarının olmasıdır! Kendi animası (dişil ruh imgesi) ile birleşememiş ve bireyleşme sürecini tamamlayamamış olan baba, kızına sağlıklı bir rehberlik yapamaz.

Unutmamak gerekir: Bireyleşme sürecini tamamlamak için çoğu zaman hayat yetmez! Sonuç: Yaralarımızla rehberlik etmeye ve almaya devam edeceğiz. Önemli olan bunun farkında olmak ve kendi alanımızda kendi bireyleşme sürecimizi tamamlamaya adanmaktır.

Savaşçı’ya geri dönecek olursak, bu karakter sağlıksız olduğunda (psişede entegrasyon olmadığında / gölgede kaldığında) erili över, dişil olanı ise yerer, diyebiliriz. Savaşçı tarafından ele geçirilmiş kadınların çoğunlukla Vizyoner arketipi karanlık şekilde ortaya çıkar (daha sonra “Vizyoner” makalesinde daha derinden inceleyeceğiz). Kısacası bu kadınlar güçlü eril-ego geliştirirler, idealisttirler ve çoğunlukla da dişil kalplerinin etrafı korumacı kabuklarla örtülüdür -Eros zayıflamıştır. Çünkü şöyle bir kök düşünceye sahiptirler: “Hayatta kalmak için güçlü ve erkek gibi olmalısın! Burada kırılganlığa, duygulara ve dişil zamazingolara yer olamaz!” Oysaki daha derinlere indiğimizde karşımıza oldukça net bir tablo çıkar: Bu kadın acıdan, incinmekten, reddedilmekten, terk edilmekten korkar. Bu kadının aptallığa, zayıflığa, kırılganlığa, güçsüzlüğe tahammülü yoktur. Ve aslında bu tahammülsüzlüğü (ve öfkesi) kendi animusunadır fakat bunu fark etmediği sürece hıncını erkeklerden ya da otoriteden almaya çalışacaktır. “Kadının gücü” adı altında feministliğe soyunacak ve sağlıksız erilin oynadığı oyunun benzerine hizmet edecek, devlet liderlerini sonsuza dek yargılayacak ve yetersiz bulacak ya da erkekleri zayıf ve güçsüz görerek “tek başına” ve “kendine yeterli” bir hayat kurmaya çalışacaktır. Bu kadın kendi kalbinin etrafına duvarlar örerken aynı zamanda bedeninin etrafına da görünmez duvarlar örer -bazen de bu duvarlar görünür olur ve bedeni fazladan yağ biriktirebilir! Bedeni dişilliğini kaybeder, zevk alamamaya başlar. Kadınsı tavırlar yiter, cinsellikten keyif almamaya başlar. Bununla beraber yaratıcılığı da sona erer ve ilişki kuramamaya başlar – yani tüm Eros özelliklerini yitirir. Eril (logos) baskın hale geldikçe dişil (eros) kaybolur. Savaşçı’sı baskın kadının hayatında cinsel sorunlara, istenmeyen gebeliklere, düşüklere, annelik unsurlarının gelişememesine, rahim ve menstruasyon sorunlarına, kısırlığa, gebelik komplikasyonlarına rastlamak mümkündür.

Bu kadınları ilişkiler içerisinde de -hayatta olduğu gibi- eşleriyle sürekli mücadele ederken görürüz. Erkek şöyle der: “Rahat batıyor sana! Bir türlü mutlu olamıyorsun!” Bu kısmen doğrudur. Savaşçı kadınların en iyi bildiği şey mücadele etmektir. Aksi halde hayatla bağlantı kuramayacaklarını sanırlar. Fakat aslında içlerini korku ele geçirmiştir: Güçlerini kaybetmekten korkarlar. Bu da onları kurban (çocuk) rolüne sokar.

Savaşçı, dişil olanı, duyguları, bedeni zayıflık olarak görür. Her ay kanamak onun için çiledir; erkekler daha şanslıdır! Bedeninin objeleştirilmesine tahammül edemez ve her daim eşitliği arar. O, “yin” unsurların gücünden bi’ haberdir. Eylemde kalarak hayatta kalacağını öğrenmiştir. O her daim kadında da erkekte de “eksik” bir şeyler bulabilir. Bir erkek ya çok katı ve duygusuzdur ya da duygularına kapılmaktadır veya çok güçsüzdür ya da bedeniyle takıntılı bir ilişkisi vardır; duygularıyla bağlantısı yoktur ya da sürekli dram yaratır. Bu kadın erkeklere daima kendi karanlık animusunu yansıtır. Bu kadın gizli ya da açık öfke yaşar ve aslında bu öfkesi kendi güçsüz animusunadır: “Daha güçlü olmalısın!” Bu nedenle de hayatı daimî bir mücadeleye dönüşebilir, kendine sürekli zorluklar yaratabilir.

Başka bir Savaşçı karakteri ise babasının veya annesinin olamadığı her şey olmaya çalışırken görebiliriz… bilinçsizce. Aşırı disiplinlidir ve idealleri vardır. O, her şeyden özgürleşmeyi arar. Aslında özgürleşemediği şey özgürlük düşüncesinin kendisidir ve bunun farkına varamaz. İlişkiler, aile kurmak ya da bir patron altında çalışmak bu kadınlar için çiledir. “Kendini gerçekleştirmek” bu kadının hayat amacı gibidir ve eğer kör bir şekilde bu amaç uğruna ilerler ve bu amacının altındaki hikayeleri tam anlamıyla göremezse kadınlığını terk etmeye meyleder. Savaşçı, karanlıklarda hüküm sürdüğünde annelik bastırılır, dişillik bastırılır, eros bastırılır. Anne arketipi yerilir, hatta zindana kapatılır. Savaşçı’sı gölgeye düşmüş kadınlar için annelik aşağılık ve utanç verici dahi olabilir. Kadın dediğin erkekler dünyasında güçlü olmalıdır!

 

SAĞLIKLI SAVAŞÇI ARKETİPİ

Aslında Savaşçı arketipinin kadına mesajı şudur: “Ortaya çık! Mevcudiyetini koru! Gücünü eline al!”

Savaşçı arketipi bizim liderlik ettiğimiz ve liderlikle ilişkilendirdiğimiz alanlarda kendisini gösterir. Erkekle ilişkimiz, babayla ilişkimiz aslında Savaşçı arketipimizin de karakterine ve alışkanlıklarına ışık tutar.

Savaşçı cesaret, mevcut olmak, eyleme geçmek, onurlandırmak, saygı duymak, hitap gücü ve rehber olmak ile ilişkilidir. Bununla beraber, sağlıklı Savaşçı aslında içinde Bilge ve Şifacı arketiplerini barındırır. Kendinden vazgeçmek ve teslimiyet onu derinleştirir ve güçlendirir.

Savaşçı’nın amacı gücü doğruya kullanmak, dürüst olmak, disiplinli şekilde hareket etmek, gerçek olmak ve pratikliktir. O, sağlıklı şekilde iletişim kurmayı hedefler ve bunun için de sağlıklı sınırlar oluşturur. “Ben nerede başlıyor, nerede bitiyorum?” Savaşçı’nın sorusudur.

O hem ağaç hem metaldir. Ağaç gibi esnek ve gelişmeye meyillidir ve aynı zamanda da metal gibi keskin ve kararlıdır. O, sorumluluk alarak kendi gücünü eline alır. Yaşam enerjisini (Qi) doğru kullanarak bedeninin, zihninin ve duygularının farkındalığını güçlendirir ve kendisiyle ve çevresiyle, yaşamla ve ölümle bağlantısını derinleştirir. O, kendisini güçlendirirken başkalarını da güçlendireceğini bilir ve başkalarına katkı sunmak istiyorsa bunun yolunun kendisini “büyütmesi” olduğunun farkındadır. Bunun için de kendi içindeki Anne ile bağlantı kurması elzemdir. O’nun, Anne’ye ihtiyacı vardır.

O ortaya çıkarak, kendi gücünü eline alarak, liderliğini kazanarak, yani aslında “görünür” olarak kendini gerçekleştirir. Sağlıksız Savaşçı görünür olmaktan korkar, kendini gerçekleştiremez ve bunun sorumlusu hiç bir zaman kendisi değildir -başkalarıdır! Ya eşi ona kendini gerçekleştirme fırsatı vermemiştir ya da içinde yaşadığı toplum. Savaşçı karanlıktaysa kadın kendi gücünü eline alamamasının sorumlusunun kendisi olduğunu göremez ve aslında kendi karanlığında kendi gölgeleriyle savaşır.

Onun fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak kendisi için orada olmaya, mevcut olmaya ihtiyacı vardır. Kendisiyle nasıl bağlantı kuracağını, kendi biricik yolunu keyfettikçe sağlıksız Savaşçı sağlıklı bir karaktere dönüşür. Kendisiyle diyalog kurmayı öğrendikçe, empatiyi geliştirdikçe başkalarıyla da iletişimi derinlik kazanır ve dolayısıyla hitap gücü artar. O, liderlik kapasitesini ancak bu şekilde güçlendirebilir: Kendine empatiyi öğrenerek. Kelime seçimi, ses tonu, beden dili ve eylemlerinin sözleriyle örtüşmesi onun öz güvenini ve öz saygısını yüceltir.

Savaşçı’nın hayatın içerisinde sıklıkla kendisine sorması gereken sorular şunlardır:

“Nerede duruyorum? Ne için duruyorum? Kim için duruyorum?”

O bu soruların yanıtlarına ulaşabildikçe kendi sınırlarını, kendi alanını ve mevcudiyetini güçlendirir ve hayatına ve kendine dair farkındalığı artar.

Savaşçı eğer sağlıklıysa, Kraliyet Masası’ndaki hakkı olan yeri lâyıkıyla yerine getirebiliyorsa, tam bir güç abidesine dönüşür. O öz disiplini, özgüveni ve özsaygısı sayesinde mükemmel bir lider olur, kendini ve başkalarını gözetir, kendi gölgelerini sahiplenir ve kendi hikayeleriyle başkalarına saldırmaz. Öfkesiyle bağlantı kurar ve kendini tanımaya adanmıştır. O şunu bilir:

Hayattaki en büyük mücadele kişinin kendisini tanıma yolculuğudur.

Savaşçı sağlıklıysa duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak nasıl hayatta kalacağını sezgisel olarak bilir. O, yol göstericidir ve kadına ve erkeğe gerçek gücü keşfetmeyi öğretir. Bu kadın başkalarına güçlerini nasıl geri alacakları konusunda sevgi dolu bir lider olabilir. Nettir, şeffaftır, hakikidir, kendisiyle ve çevresiyle bağlantıdadır. Eğer kendi dişil özü (eros) ile buluşabilirse ve Vizyoner arketipi ve Anne arketipi ile iş birliği yapabilirse güçlü bir kişiliğe dönüşür. Onu ruhani bir rehber, nitelikli bir danışman ya da kitleleri harekete geçiren sevgi dolu bir lider olarak görürüz. Cesareti ve derinliği, teslimiyeti ve kararlılığıyla insanlara ilham kaynağı olur.

Didem Çivici – Copyright ©2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s