JUNG’UN “YAĞMUR YAĞDIRAN” HİKAYESİ

Kiau Tschou’nun yağmur yağdıran hikâyesi, Jung’un anlatmaktan en keyif aldığı hikâyelerden biriydi ve sıklıkla da anlatırdı. Jung, hikâyeyi doğrudan Richard Wilhelm’dan dinlemiştir. Wilhelm, hikâyede geçen olaya, Çin’de bulunduğu zaman, bizzat tanık olmuştur. Richard Wilhelm (1873-1930) önemli bir sinologdu ve 1923’te yayınladığı I Ching çevirisiyle Doğu bilgeliğini anlama konusunda Batı’ya önemli bir katkıda bulunmuştu.

Jung, Taoizm’e oldukça meraklıydı ve Wilhelm’ın çevirisi eline ulaşmadan önce de konuyla ilgili araştırmalar yapmaktaydı. Jung, Wilhelm’ın çevirisinin 1950 basımına bir önsöz yazmıştı ve Doğu felsefesiyle ilgili kendi duruşunu da bu önsözde detaylı şekilde ifade etmişti.

“Yağmur yağdıran” hikâyesi, arketipsel dünya (kolektif bilinçdışı) ile ilgilidir ve tüm varoluşun köklerini bu dünyada gören Jung’un yakın çevresine bu hikâyeyi sıklıkla anlattığını da biliyoruz: Meslektaşı ve biyograflarından olan Barbara Hannah’a, her dersinde bu hikâyeyi anlatmasını tavsiye etmişti. İlk Amerikalı analistlerden olan Max Zeller, Jung’un, etrafında birileri bu hikâyeyi yeniden duymak istediklerini söylediklerinde sıkılmadan anlattığını belirtir. Akşam yemeği için bir araya gelindiğinde Jung, “Yağmur yağdıranın hikâyesini duydunuz mu?” diye sorar, diğer herkes de “Hayır! Hiç duymadık!” diye bağırarak hikâyeyi anlatmasını isterlermiş ve Jung, hikâyeyi yeniden anlatırmış…

***

“Wilhelm’ın yaşadığı yerde çok büyük bir kuraklık hüküm sürmekteymiş; aylar boyunca bir damla dahi yağmur düşmemiş ve durum, bir felakete dönüşmüş. Katolikler processions yapmışlar, Protestanlar dua etmişler, Çinliler buhurdanlar yakmışlar ve kuraklık şeytanlarını korkutmak için ateş etmişler fakat hiçbir şey işe yaramamış. En sonunda Çinliler şöyle demişler: Yağmur yağdıranı çağıralım. Ve başka bir taşradan, yaşlı mı yaşlı bir adam getirmişler. Adamın sorduğu tek şey sessiz küçük bir kulübeymiş ve kendisini oraya üç gün boyunca kapatmış. Dördüncü gün bulutlar toplanmaya başlamış ve hiç kar beklenmeyen yılın o mevsiminde bir kar fırtınası başlamış. Hem de olağanüstü şiddette. Tabi, tüm köy bu adamla ilgili dedikodularla dolmuş ve Wilhelm gidip bu adama ne yaptığını sormuş. Tam anlamıyla Avrupai bir tutumla şöyle demiş: “Sana yağmur yağdıran diyorlar. Peki söyler misin nasıl kar yağdırdın?” Küçük Çinli adam cevap vermiş: “Ben kar yağdırmadım. Bundan ben sorumlu değilim.” Wilhelm, yine merakla sormuş: “Peki bu üç gün boyunca ne yaptın orada?” Adam şöyle demiş: “Ah, bunu açıklayabilirim işte. Ben, her şeyin düzende olduğu bir ülkeden geliyorum. Burada şeyler düzende değildi; cennetin ağır silahlarıyla yönetilmiyorlardı. Bu nedenle de tüm ülke Tao’nun dışında ve ben de şeylerin doğal düzeninde değilim çünkü artık düzeni olmayan bir ülkedeydim. O yüzden, yeniden Tao’da olana dek üç gün boyunca bekledim. Sonra da yağmur doğal şekilde geldi.”

Doğu’nun düşünme şekli budur işte: Nedenden muaf. Adam, basit bir şekilde Tao’ya geri döndü. Bakın, bu odadaki atmosfer ne zaman yanlış hissettirse, biraz Tao restore ederim ve o hal anında, hemen büyüyen bir ağaç gibi dallarını her yere uzatarak yayılır. Tao, odanın kendisidir ve yanlış hiçbir şey olamaz. Bu, benim senkronisite (eş zamanlılık) dediğim şeydir işte. Bizler, Batı’nın nedenselliği varsayımına göre düşünürüz: bir şey başka bir şeyi beraberinde getirir. Fakat bu, kendi içinde sihirli bir fikirdir; nedenlere sihirli bir değer atfederiz ve bir şeyin kaçınılmaz olarak başka bir şeye neden olduğunu düşünürüz. Gerçekte, sadece muntazam cümleler görmekte ve nedensellik hipotezini yaratmaktayızdır; nedensellik erdemini bir nesneye/şeye atfeder ve bu sihirli hipotez tarafından yaratılan olaylar dizisini bununla açıklarız.

Elbette ki Avrupalı şöyle diyecektir: Adam, yağmur gelene dek bekledi ve yağmur zaten yağacaktı. Üçüncü gün olmasa dördüncü gün yağacaktı -ya da altıncı gün. Fakat yağmur yağdıran Tao’ya girdi, bunu kimse inkâr edemez ve sadece Tao’ya girene dek bekledi. Hiç kimse bu adamın bir üçkâğıtçı olduğunu da söyleyemez çünkü adam, yağmuru ürettiğini de asla söylemedi; o, kendi içinde doğruyu bulduğunda yağmur yağdı. Bu, ancak nedenselliğin satır aralarını okuyabilen biri için bir mucizedir. Fakat eğer kişi psikolojik olarak düşünürse, şeylerin doğal olarak tam da bu şekilde meydana geldiğinden tamamıyla emin olacaktır. Eğer kişi doğru bir tutuma sahipse, doğru şeyler olur. Kişi onu doğru hale getirmez, o şey zaten doğrudur ve kişi, onun tam da o şekilde olması gerektiğini bilir. Bu, sanki kişi, şeylerin içindeymiş gibi hissettirir. Eğer kişi doğru hissediyorsa o şey ortaya çıkar, ola gelir. Kişi sadece yanlış tutuma sahipse şeyler uymaz ya da mahvolurlar. Eğer biri bana, etrafında hep yanlış şeyler olduğunu söylerse şöyle derim: Yanlış olan sensin, Tao’da değilsin; Tao’da olsaydın şeylerin tam da olmaları gerektiği gibi olduklarını hissederdin. Elbette ki bazen kişi karanlıklar vadisinde bulur kendini; karanlık şeyler meydana gelir ve bu karanlık şeyler tam da oraya aittirler ve olmaları gerekir; onlar da Tao’dadırlar.

(The Visions Seminars, pp. 333-35)

Kiau Tschou’lu yağmur yağdıran hikâyesini her daim düşünürüm. Eğer ki bu arkadaş Tao’ya girmemiş olsaydı, yağmur yağmayacaktı ama bu iki olay arasında nedensellik de bulunmamaktadır; bu iki durum basit bir şekilde birbirlerine aitler. Düzen, sadece ama sadece düzen oluştuğunda kurulabilir. Bu adam, kaosun içerisindeki, cennet ve dünyanın ahenksizliği içerisindeki düzeni tecrübe etmek zorundaydı ve eğer ahengi yaşamamış olsaydı yağmur yağmayacaktı. İşte bu, Doğu felsefesi; bu büyük paradoksu size açıklayabilmemin imkânı yok. Şöyle devam edelim:

Hekim, kendini iyileştir: işte o zaman hastanı da iyileştirmiş olursun. Hastanın, kendisini bir bütün haline getirdiğini kendi gözleriyle görmesi onun için en iyi tedavi olacaktır.

Nietzsche, tam da bu noktada belirli hakikatleri fark ediyor, ki bu hakikatler psikolojik bir bakış açısından bakıldığında çok önemliler. “Doktor, kendini iyileştir” ifadesi, geç Hristiyanlık için özellikle iyi bir öğreti. Görüyorsunuz ki gerçek şifanın, en çok ihtiyaç duyulan yerde ve zamanda olabileceğini söylüyor. Bu, Kiau Tschou’lu yağmur yağdıranınki gibi. O, toprağı lanetlemiyor ya da cennete, yağmur yaratsın diye dua etmiyor. O, kendisine, kendi köyünü terk ettiğinde iyi hissettiğini fakat buraya geldiğinde kötü hissettiğini söylüyor. Burası, düzenden yoksun ve bu nedenle de iyi olmayan şey kendisi; yanlış olan onda ve bu kaotik durum için bir şey yapmak istiyorsa, yapılacak şey o adamın içerisinde -kendisine en yakın nesne yine kendisi. Sonuç olarak, kendisi için küçük bir ev istiyor ve kendini oraya kapatıp kendisi üzerinde çalışıyor – ta ki doğru düzene girene kadar ve sonra durumu iyileştirmiş oluyor: Tao kuruldu. Bu tam olarak aynı fikir. Yani, herhangi biri için en iyi tedavi, tedaviyi uygulamayı düşünen kişinin kendini tedavi ettiği zaman gerçekleşir; kendisini tedavi ettiği ölçüde başkalarını tedavi edebilir. Eğer kişi Tao’daysa, Tao’yu kurmuştur ve her kim o kişiyi seyrederse, Tao’yu seyreder ve Tao’ya girer. Bu oldukça Doğulu bir fikirdir. Batılı fikirse -özellikle de geç Hristiyanlık fikri- elbette ki komşunu iyileştirmektir, “Yardım eden kim?” sorusunu sorgulamadan ona yardım etmektir… Bugünlerde topluluklara katılan pek çok insan var ve bu insanlar sorumluluk üstleniyorlar. Fakat ben diyorum ki, “Sorumluluğu üstlenen kim?”… Herkese yardım eden o insanların yardıma ihtiyaçları var. Eğer bu insanlar hekimse, önce kendi nevrozlarını tedavi etmeliler, aksi halde sadece vampirler ve diğer insanlara sadece kendi ihtiyaçlarından ötürü yardım etmek istemektedirler.”

(Zarahustra Seminar, pp. 824-25)

İtalik Giriş & Çeviri: Didem Çivici
İlham: “The Earth Has A Soul” – Meredith Sabini

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s