İLİŞKİNİN JUNGİYEN PSİKOLOJİSİ

 “Derinlikli her aşk deneyiminin içerisinde Benliğin de mevcut olduğu bir deneyimden söz edebiliriz çünkü aşkın içerisindeki tutku ve karşı konulmazlık Benlik’ten gelmektedir.

Marie-Louise von Franz,
“Alchemy: Introduction to the Symbolism and the Psychology”, p. 202

İlahi olanın bir ifadesi olarak aşk, zıtlıkların birleşiminde ortaya çıkan, Benliğin fark edilmesine aracı olan bir olgudur. Aşk, her ne kadar basit bir yansıtma gibi görünse de aynı zamanda da bireyleşme sürecinin kolaylaştırıcısı rolünü hak ediyor gibi görünüyor.

Jung şöyle der: “Hayatın başlangıç dönemindeysen, yani zihnin ergen döneminde, animus tarafından -ya da erkeğin durumunda anima tarafından- ele geçirilmezsin ve Benlik bilincine sahip değilsindir çünkü her ikisi de projekte edilir. İşte o zaman… bu değerlere sahip biri tarafından ele geçirilmeye meyledersin; hazinelerinin görünen sahiplerinin gücü altına girersin ve bu elbette ki bir çeşit büyü gücüdür. Büyünün etkisi altına ne kadar girersen o kadar hareketsiz kalırsın… Artık zindandasındır, kelimenin tam anlamıyla mahkumsundur.

İnsanlar işte bu nedenle birbirlerinden korkarlar -birilerinin onları zindana koyabileceğinden korkarlar. Çok sayıda insan bağlanmaktan ölesiye korkar… sanki en öz değerleri tehdit altına alınacakmışçasına.”[1]

Bu “zindana düşme” korkusu nedeniyle âşık olmaktan ve ilişkiye girmekten korkarız fakat ilişki olmadan da bireyleşemeyiz. İlişki, eros alanıdır ve psişik bütünleşme için zaruridir. “Kimse tek başına Everest’te bireyleşemez,” der Jung, doğrudur. Sadece logos ile, yani düşünme, bilgi, akıl ile hayatı kavrayamaz, kendimizi tanıyamayız. Eros, ilişki ve bağ kurma yetimizdir ve çoğunlukla da en cılız kasımızdır. Fakat eros ile ilgili zorluk şudur: ilişkiye girdiğimiz anda projeksiyon kaçınılmazdır -özellikle de anima-animus. Bu da “büyülü” bir ortamı zorunlu kılar, zira bu iki büyük arketip tarafından ele geçirilmişizdir. Jung’un “zindan”dan kastı da budur. Başka bir deyişle bu duruma “participation mystique” (mistik katılım) denir. Burası ben ile seni ayırt edemediğim, “bir” olduğumuz yerdir. Sınırlarım kaybolmuştur, birey olmaktan çıkmışımdır ve seni “diğer yarım” olarak gördüğüm, ilahi (arketipsel) duygulara kapıldığım yerdir. Bu bazı insanlar için baştan çıkarıcıdır bazıları içinse (haklı olarak) korkutucu. İlişki, bağlanmayı bir yerde zorunlu kılar. Fakat asıl psişik bağımsızlık ise bu bağlılığın içerisinden geçerek ve Eros ejderhasıyla karşılaşarak mümkündür:

“Yakalanacağın gerçeğini kabul edebilirsen elbette ki zindana düşersin, fakat diğer yandan, bu olduğunda kendi hazinelerini sahiplenme şansını da elde edersin. Şundan başka yol yoktur: Âtıl kalır ve vahşi bir köpek gibi ortalıkta koşturursan kendi hazinelerini asla sahiplenemeyeceksin.”[2]

PROJEKSİYON: ARKETİPLERİN/GÖLGENİN YANSITILMASI

Bilinçsiz ilişkilerde partnerler birbirlerine bağımlıdır ve “bütün”hissederler -aynı nedenden dolayı da birlikteyken güvende ve mutlu hissederler. Fakat bütünlük hissini (participation mystique) getiren birliktelik aslında kişileri bir arada tutan bir kabuk gibidir ve kırıldığında bireyler kendi başlarına, yarım ya da eksik kalırlar.

Projeksiyonların geri çekilmesi işin en zorlu kısmıdır. Bu olduğunda, aslında yapayalnız olduğumuzun farkına varırız. Tüm eylemlerimizin ve duygularımızın tek sorumlusu vardır: Biz.

Projeksiyonlar geri çekildiğinde üç şey olur:

  • Karşımızdakinin gerçekliğiyle yüzleşiriz.
  • Kendi gerçekliğimizle yüzleşiriz -yansıttıklarımız bize aittir.
  • Yalnız olduğumuzu fark ederiz.

Marion Woodman, projeksiyonla ilgili şöyle der: “Projeksiyonlar, bilinçli ego tarafından özümsenene dek arketipsel enerjiyle doludurlar.Miras aldığımız doğamız ve çocukluğumuzda deneyimlediğimiz bireysel durumlar bizi belirli bazı arketipsel örüntülerle temasa geçmeye zorlar; bu örüntüler, içerisinde yaşamlarımızın örüldüğü kilimlerdir. Onlarla nasıl ilişki kurduğumuzsa bizim seçimimizdir. Bir örüntüye boyun eğdiğimizde onu kör bir şekilde yaşarız, başka bir deyişle, kim olduğumuzu sorgulamayız bile; doğamıza yabancı bir örüntüyle de özdeşleşebiliriz ve sonuçta kendimizi canlı canlı gömeriz; apaçık görünen kaderimize karşı çıkabilir, böylece, bilinçdışından olumsuz bir tepkinin uyanmasına da neden olabiliriz (kronik ikilemler, kazalar, hastalık gibi); ya da kendi kişisel parametrelerimizi kabul edebilir ve olduğumuz gizemi kutlayabiliriz.”[3]

ANNE-BABA PROJEKSİYONU

İlişkilerde genellikle bir süre sonra bilincinde olmadığımız bir anne-oğul ya da baba-kız konstellasyonu (dizilimi)oluşur ve çatışma/cinsel istek azlığı başlar. Bunun nedeni ensest tabusudur. Kişi bilinçsizce partnerinde anne ya da babasını görür ve psişenin parçası olan beden buna tepki gösterir. Fakat ilişki içerisindeki huzuru bozmamak için ses çıkarılmaz ve derin sular kaotik hale gelir. Sonuç: Aldatma. Dışarıda erotik bir partner arayışı başlar.

Diğer bir olasılık ise erkeğin ilişkiyi kadın üzerinden kurduğunda aslında ilişkiyi kadının üzerinden tanımlamasıdır. Bu durum da oğul-anne ilişkisi yaratır: İlişki konforludur ve fazla bir şey talep etmez fakat çocukçadır ve ego bağımlıdır. Erkek, kadına güven, kabul ve beslenme açısından bağımlı hale gelir çünkü kadın anne yerine konur. Bunlardan biri dahi karşılanmadığında erkek ya saldırır/baş kaldırır ya da geri çekilir. Bunun için erkeğin kendi içindeki oğlanı feda etmesi zaruridir. Bu sayede olgun bir erkek doğabilir. Anneden bağımsızlaşmamış bir erkek kadını bir nesne olarak görmekten öteye gidemez: O, tüm ihtiyaçları karşılayacak bir nesnedir ve buna cinsel ihtiyaçlar da dahildir.Fakat bu cinsellik sadece nesnel ve bedensel hazla ilişkilidir ve ruhla bağlantısı yoktur. Bu nedenle de içi boş, kalbi temastan uzak ve besleyici değil kurutucudur.

İLİŞKİNİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

İlişki içerisinde arketipsel örüntülere (komplekslere) mahkûm olunduğu sürece “Seni olduğun gibi seviyorum,” cümlesi anlamsızdır.Bireylerin ilişki içerisindeyken kendi kompleks ve psişik yapılarını tanıyor olmaları ilişkiyi sağlıklı bir seviyeye taşır.Kompleks merkezli, manipülatif davranışların yerini bilinçli bir merkez almaya başladığında bireyler hakiki olmaya ve daha az projeksiyon yapmaya başlarlar.

“Devam eden bir ilişki içerisinde, her bireyin psikolojik olarak gelişebilmesi için eski beklentilerin feda edilmesigereklidir. Bu, çokça tatminsizlik, iniş çıkış, üzüntü ve yasla sonuçlanabilir.Ölüm ve yasın en azından bir amacı vardır ve ilişkide yenilenmeye izin verir. Eski beklentilerle, ne kadar acı verici olursa olsun, yüzleşmediğimizde ilişki zaten ölür.”[4]

Eşlerden her ikisi de kendi asıl merkezlerinden (Benlik) iletişim kurmaz, dürüstlükle kırılganlıklarını açmazlarsa kadının animus fikirleri erkeğin anima hallerini tetikler ve her ikisi de kendi psişik dinamikleri içerisinde sıkışır kalırlar.

Velhasıl, ilişkilerin dönüşebilmesi için bireylerin kendi bütünleşmelerinde yol almaları önemli hale gelir: LOGOS + EROS birlikteliği gereklidir: Eril (Güneş) bilinç + Dişil (Ay) Bilinç.

“Peki, ya erillik? Bir erkeğin tam olabilmesi için ne kadar dişiliğe (efeminenlik) gerek duyduğunu biliyor musun? Bir kadının tam olabilmesi için ne kadar erilliğe (maskülenlik) gerek duyduğunu biliyor musun? Kadınlarda dişiliği, erkeklerde erilliği arıyorsun. İşte bu yüzden her zaman yalnızca erkekler ve kadınlar var. Peki, insanlar nerede? Sen erkek, kadınlarda dişiliği arama, onu kendinde ara ve kabul et çünkü ona en başından beri sahipsin. Oysa erkekliği oynamak hoşuna gidiyor çünkü bu o bildik düzgün yolda gitmek demek. Sen, kadın, erkeklerde erilliği arama, onu kendi içinde üstlen çünkü ona en başından beri sahipsin. Oysa bu seni eğlendiriyor ve dişiliği oynamak kolay, sonuçta erkek seni küçümsüyor çünkü kendi dişiliğini küçümsüyor. Oysa insanoğlu eril ve dişildir, yalnızca erkek ya da kadın değil. Ruhunun cinsiyetini kolaylıkla söyleyemezsin. Oysa yakından bakarsan en eril erkeğin dişil ruhu olduğunu, en dişil kadınınsa eril ruhu olduğunu görürsün. Ne kadar erkeksi olursan, kadının gerçekliği de senden bir o kadar uzak olur çünkü içindeki dişilik sana yabancıdır ve seni hor görmektedir.”

C. G. Jung, Red Book: “Liber Novus” – Liber Secundus; 8/9

Didem Çivici – Copyright ©2020

 

[1]The Visions Seminars, 1930-1934, p. 504.

[2]Jung, The Visions Seminars, 1930-1934, p. 504.

[3]“Pregnant Virgin” (p. 154)

[4]NANCY QUALLS-CORBETT  “THE SACRED PROSTITUDE: Eternal Aspect of the Feminine”

İLİŞKİNİN JUNGİYEN PSİKOLOJİSİ” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s