ERİL ARKETİPLER – 1: KRAL/BABA

Erkeğin psişesine doğru keyifli bir yolculuk… ve bu yolculuğu kolektif bilinçdışının “arketip”lerini ziyaret ederek yapacağız.

“Kral” ile başlıyoruz. Bu arketipin ve diğerlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için Robert Moore ve Douglas Gillette’in nitelikli ve incelikli bir şekilde ele aldıklarını düşündüğüm arketipsel anlatımı temel alacağım ve kendi görüşlerimi, sezgilerimi ve analizlerimi takip ederek kapsamlı bir anlatım sunmaya çalışacağım. 

Moore ve Gillette, “King, Warrior, Magician, Lover” kitabında her arketipi iki şekilde incelerler: Tam potansiyeli ve bipolar gölgeleriyle. Her bir makalede konu olan arketipin kendi aydınlık (tam potansiyel) ve gölge yanlarını işleyeceğim.

Gelelim “Kral”a… nam-ı diğer “İlahî Çocuk”a.

Robert Moore ve Douglas bu arketipin özünde İlahî Çocuk olduğunu söylerler. Bu oğlan çocuğu büyüdüğünde Kral’a dönüşür.

Çocuk, sembol olarak yeni ve hayat dolu enerji anlamına gelir. Rüya sembolizminde oldukça önemli bir yeri vardır ve rüyasında bebek ya da küçük çocuk gören kişilerin yeni, yaratıcı, taze bir enerji alanına geçiş yaptığı söylenir.

İlahî Çocuk, Kral enerjisine öncülük eder. O, “Bebek İsâ”dır, Freud’un “id” olarak tanımladığı, Jung’un ise Benlik dediği tanrısal ve ilkel benliktir. O, hayat kaynağıdır; psişenin (ruhun) temelidir. John. W. Perry bu arketipin psişede merkezde yer aldığını söyler.

Kral arketipi “Baba” ve “Tanrı” ile ilişkilendirilir ve erkek psikolojisinde temel iki işleve sahiptir: Düzen sağlamak ve kutsamak (bolluk, bereket ve huzur sağlamak). O, Eski Mısır’da Ma’at, Hindistan’da Dharma, Çin’de ise Tao olarak ifade bulur. Lao Tzu, Tao Te Ching’de bir kralın dünyaya ve halkına nasıl düzen getireceğine dair öğütlerde bulunur, Tao’yu (Yol) anlatır.

Eski medeniyetlerde Kral, “Tanrı’nın Kralı”ydı ve kişilik ötesi bir enerjiye sahipti. O, tacını taktığı an itibarıyla sadece ve sadece Tanrı’ya hizmet ederdi. Amacı halkına huzur, düzen ve yaşam vermekti. Kral’ın amacı insanların çoğalıp sağlıklı bir şekilde gelişebilmeleri için gereken her şeyi sağlamaktı. O, “Baba”ydı; koruyan ve kollayan, karar veren, kaynak sağlayandı. O, insanlarını ve topraklarını kutsardı; halkını, savaşçılarını, Kraliçe’sini “görür” ve onurlandırırdı. O, oğlan çocuklarını kutsardı ve onların erkekliğe geçişlerinde önemli bir role sahipti. Moore ve Gillette şöyle der: “Kral enerjisiyle kutsanmayan oğlanlar kendilerini, yaşamlarını toparlayamaz, büyüyemezler ve şifalanamazlar.” Kutsanmak, “görülmek ve bilinmek”tir; varlığın onurlandırılmasıdır. Kutsanma aslında psikolojik bir etkiye sahiptir, kişiyi “bütün” hale getirir. Çocuğun vaftiz edilmesi veya kulağına isminin dua ile okunması birer kutsamadır. Bu sayede psişe “bilinir” ve “görülür”; birey dünyaya gelmiştir ve bu birey bilinmek ister. Zira bireyin sorusu şudur: “Var mıyım?” Bir Kral, baba ya da bir din insanı çocuğu gördüğünde orada ilahî bir olay gerçekleşir: Birey kendini bilir; tanrısal özünü (Benlik) bilir.

Kral tüm potansiyeliyle hayat bulduğunda erkeğin psişesine düzen, netlik, bütünlük getirir. O, duyguların (bilinçdışının) kaosu içerisinde kaybolmadan gerçeği görebilir, merkezinde nefes alarak kişiye (krallığa) huzur ve sakinlik sağlar. Bu sayede mevcut enerjiler (duygular) bastırılmaz, ifade bulabilirler ve kişi yaşamı çekilecek bir çile ya da kontrol edilmesi gereken bir şey değil, coşkuyla deneyimlenecek ve paylaşılacak bir alan olarak algılar. Yani Kral sayesinde erkek, hayat amacı yolunda yürüyebilmek için gereken iç düzeni bulabilir.

Kral, diğer üç arketiple bağlantısı güçlü olduğunda kendi potansiyelleriyle daha nitelikli bir şekilde buluşabilir. Herhangi bir tehdit ya da kaosla başa çıkması gerektiğinde Savaşçı’yı, ayırt etmesi ve bilgelikle yol alması gerektiğinde Sihirbaz’ı, şefkat ve empatiyle bağlantı kurması gerektiğinde ise Âşık’ı çağırır. Bu sayede özenli ve güçlü biçimde liderlik yapabilir. Moore ve Gillette, “İyi bir Kral aynı zamanda iyi bir Savaşçı, olumlu bir Sihirbaz ve muhteşem bir Âşık’tır,” der. Bir erkek kendi içindeki bu dört arketipin gücünü keşfetmeye başladığında her bir arketip diğerini destekler, birliklerinden güç doğar.

Kral enerjisi bir erkeğin hayat içerisinde yol alma gücüdür: Ailesine, topluma ve insanlığa liderlik etme yetisidir; içindeki ve dışındaki karmaşaya düzen getirme kapasitesidir; kendini ve başkalarını gözetme kabiliyetidir.  O, olduğu her yere netlik, kararlılık ve güç getirir. O, huzuru ceza ile değil gerçeği ortaya çıkararak sağlar; düzeni gücünü kötüye kullanarak değil, şefkatle sağlar. O, kutsal kitaplarda adı geçen Çoban’dır; O, ilahî aşk şiirlerine ismini veren Bahçıvan’dır.

Kral olmadığında kraliyete kaos hâkim olur. Haksız rekabet, güçsüz olanın yerilmesi, kıtlık ve hastalıklar baş gösterir. Bununla beraber, eğer Kral sağlıksızsa karşımıza baskıcı ya da zavallı ve güçsüz biri olarak da çıkabilir. Eğer Kral sağlıksızsa, yani gölgedeyse, narsistik bir kişilikle karşı karşıyayız demektir: O ya talepkâr bir Zorbaya da pasif-agresif bir Güçsüz olarak hayat bulur.

GÖLGE KRALLAR

Moore ve Gillette, kitaplarında Kral’ın gölgelerini bipolar (iki kutuplu) şekilde ifade ederler: Zorba (Tiran) Kral ve Güçsüz Kral. Zorba Kral çocukken El Üstünde Tutulan Prens’tir, Güçsüz Kral ise Güçsüz Prens.

Kral arketipi bilinçsizce yaşandığında, yani arketip bizi ele geçirdiğinde “ego inflation”, yani ego şişmesi yaşanır ve bu Zorba’yı doğurur. O’nu reddettiğimizde ise arketip işlevsizleşir ve Güçsüz Kral canlanır. Daha da ötesi, sahiplenilmeyen Kral yansıtılacaktır: Politikacılara, hükümdarlara, yöneticilere, patronlara, babalara… Ve Kral yansıtıldığında tek bir şey olur: Kişi güç (hayat) kaybeder.

El üstünde tutulan bir oğlan çocuğu kendisini “özel” ve evrenin merkezinde görmeye başlar. Her şey ve herkes onun ihtiyaçlarını karşılamak için nefes almaktadır. Çok küçük yaşta büyüklenme/kibir edinir ve bu ona zarar verir, çünkü kendisini herkesten daha yüce, daha büyük, daha zeki, daha güçlü görür. O, kibir sahibi ve acımasız bir tirana, yani Zorba’ya dönüşür. Narsistik bir yapı geliştirerek bencil bir kişiliğe bürünür, başkalarını önemsemez. Aslında Zorba’ya dönüşmüş olan bu adamın derinde yatan bir güç kompleksi vardır. O her daim gücü elinde tutmak ister ve bunun için ne gerekiyorsa yapar. Çünkü başka türlü güvende hissetmez.

Zorba, başkalarından da kendinden de mümkün olmayanı başarmalarını ister. Onun tam bir düzen takıntısı vardır: Belirsizliğe, kaosa, tutarsızlığa tahammülü yoktur. 

Zorba Kral gölgesiyle yaşayan bir adam daha çok para kazanmak için gecesini gündüzüne katar, hayatı erteler ve ihtiyaçlarını yok sayar, hayatı keyif alacağı bir yer olarak değil de zorunlulukların yerine getirilmesi gereken bir yer olarak algılar. Zorba Kral’ın boyunduruğuna giren bir adam bu titanın kölesi olur. Hayat sadece Zorba Kral’ın dediklerinin yerine getirileceği bir yer haline gelir. Fakat bu köle haline gelen adam önemli bir detayı göremez: Zorba Kral asla tatmin olmaz.

Bu adam asla merkezinde nefes alamaz ve hiçbir eylemi merkezinden, kalbinden gelmez. O sakin ve dingin kalamaz, her daim tetikte ve rahatsızdır. Zorba’nın yönetiminde olan bir adam yapıcı değil yıkıcıdır. Hayatı siyah-beyaz görür ve tek doğru onun doğrusudur. Başkalarının görüşlerine değer vermediği gibi kendi bildiğinden dışarı da çıkmaz ve başkalarını istismar edebilir. Acımasız ve bencildir, etrafıyla bağlantısı yoktur. Çünkü bu adamın içindeki Zorba, Âşık arketipini ya öldürmüştür ya da zindana atmıştır. Bu nedenle de kişinin kendisiyle ya da başkalarıyla bağlantıya geçmesi mümkün olmaz. O, kendi yarattığı bir dünyada tek başına yaşar ve başkalarının güçlü olmasına, başarılı olmasına, mutlu olmasına tahammül edemez. Bu tahammülsüzlükse kendi içindeki korkudan ileri gelir: Bu adam kendi yalnızlığından, kendi zayıflığından, kendi yetersizliğinden korkar ve bir zorbaya dönüşür.

Zorba’nın hakimiyetinde olan bir adam kendi çocuklarının başarısını, enerjisini, kabiliyetlerini dahi kıskanabilir. O, yeni ve hayat dolu olan her şeyi yok etmek ister. Bildiği yolların dışına çıkmaz çünkü “en iyi yol bildiğim yol” diyerek kendini güvende tutmak ister. Farklılıkları kutsamaz ya da onurlandırmaz, onun yerine yıkar ve parçalar. Zorba Kral takdir etmez, yerer, yargılar, küçükser, eksik bulur, yok sayar ya da yok eder. O, kendi çocuklarını istismar edebilir, hatta cinsel olarak da zarar verebilir, çünkü güzel olana, genç olana, parıldayan ve enerjiye sahip olan hiçbir şeye tahammül edemez. O, aslında Dişil Olan’a tahammülsüzdür; O, aslında “Eros”a tahammülsüzdür. Bu nedenle de dişil özü, yaratıcı özü, kadını yok etmeye çalışır. Zorba için Dişil Olan sadece kaos getirir.

Zorba Kral sürekli kendini över: Başarılarını, kazançlarını, gücünü… Fakat eleştiriye gelemez. Zayıf olduğu fark edildiği anda öfke patlaması yaşar ve saldırganlaşır. O aslında kendi kırılganlığını, duygularını, özünü saklamaya meyillidir. Başkalarından ve dahi kendinden saklamaya çalıştığı şey, gölgedeki diğer karanlık arketiptir: GüçsüzKral.

Güçsüz Kral özgüven yoksunudur ve bir hiç olduğunu düşünür. Bu adam muhtemelen babası ya da oğlanlar, otorite, eril güç tarafından çokça aşağılanmış ve yerilmiştir. Sonuç olarak karşımızda ileri derece olumsuz baba kompleksine sahip bir paranoyak durmaktadır. Merkezinden kopuk, kendine güveni olmayan, kendisini her daim kurban ve zavallı olarak gösteren bir pasif Kral’dır bu. O, sessizliğiyle manipüle eder ve her durumda masum ve zavallıyı oynar, herkesi de buna ikna eder.

Oğlan çocukları ebeveynleri tarafından yetiştirilirken çok fazla el üstünde tutulduğunda tiranlaşma olasılığı artarken bu oğlan çocukları ebeveynleri tarafından istismara uğradıklarındaysa Kral arketiplerinin zayıfladığına şahit oluruz. Kral’ı zayıflayan bir oğlan kendi içindeki ilahiliği, yüceliği bastırır. Çünkü çevresi tarafından işe yaramaz, zavallı ve beceriksiz olarak görülmüştür. Bu çocuk doğal olarak hayatını sürdürebilmek için ilahi benliğini bilinçdışına itecek, dışarıya ise silik bir kişilik olarak görünerek uyum sağlamaya çalışacaktır. Fakat gölgelerle ilgili her fırsatta dile getirdiğim gerçeği bir kere daha ifade etmekten geri durmayacağım: Bilinçdışına itilen hiçbir şey yok olmaz. Haliyle bu çocuğun diğer bir gölgesini ilerleyen yıllarda Zorba olarak görme ihtimalimiz artar. Yani Kral’ı gölgede olan bir adam aslında her iki gölge karakteri de barındıracaktır. Yeri geldiğinde Zorba, yeri geldiğinde Güçsüz Kral sahneye çıkacaktır. Bu ikili gölgenin ifade bulması tüm arketipler için geçerlidir. 

Silik kişilik geliştiren ve Güçsüz Kral’a dönüşen bir adamın pasif agresif bir kişiliğe bürünmesi çok olasıdır. Ve eğer tetiklenirse, yani sınırları zorlanır, tehdit edilir ve ölümcül (fiziksel/duygusal/zihinsel) bir durumla karşı karşıya kalırsa içindeki Zorba açığa çıkacaktır.

KRAL’I UYANDIRMAK

Arketiplerle çalışırken asıl amaç arketipe bürünmek değil, arketipin gücünü sağlıklı şekilde kullanabilmek için o arketipi onurlandırmak ve canlandırmaktır. Bu kolay ve tehlikesiz bir iş değildir. Jung, arketiplerin çok büyük enerji ve güç kaynakları olduğunu her fırsatta dile getirmiştir. Ve bu nedenden dolayı da Jung psikolojisinde büyük bir hassasiyet ve dikkatle yaklaşılan bir konudur.

Arketipleri onurlandırdığımızda, onların enerjilerini sağlıklı bir şekilde doğurabildiğimizde kendi iç krallığımızın (psişenin) gücünü ve huzurunu geri kazanmış oluruz. Kral arketipi canlandığında bu, hayatı, insanları, emeği, canı ve varoluşu onurlandırmak anlamına gelir. Kral enerjisi hayatımıza düzen ve canlılık, disiplin ve güç getirir. Kral, kraliyetin (psişenin) tümünü bütünlük içerisinde yönetebilme kapasitemizi geliştirir. O, bedenin hükümdarıdır, kalbidir. Buradan yola çıkarak şunu diyebiliriz: Kişiye gücü ve huzuru getiren Kral’dır, yani İlahî Çocuk’tur.

Kral’ın sahiplenilmesi gerekir; tüm arketiplerin sahiplenilmesi gerekir. Kral, kraliyette olması gereken yere getirildiğinde kişi O’nun hizmetkarı olmayı seçer. Aslında diğer tüm arketipler O’nun hizmetkarı olmayı seçerler:

Savaşçı O’nun hizmetindedir ve sınırları gözetir…

Sihirbaz O’nun hizmetindedir ve O’na danışmanlık yapar…

Âşık O’nun hizmetindedir ve amacını unutmamasını sağlar…

Kral hak ettiği yere geldiğinde kişi cesaret kazanır, bilinç yükselir, farkındalık artar; Ego desteklenir ve güçlenir. Bu sayede kişi kendisini ve başkalarını gözetebilir, onurlandırabilir.

Kral hak ettiği yere geldiğinde adanış ve teslimiyet mümkün hale gelir, zira kraliyette, içeride, psişede huzur ve güven sağlanır.

Didem Çivici – Copyright ©2018 (Düzenleme: 2020)

ERİL ARKETİPLER – 1: KRAL/BABA” üzerine bir yorum

  1. Okurken bile canlanıyor arketipler 😍emeğine sağlık. Kral’ın kutsaması bizimle olsun 🔥♥️

    Eril arketiplerin makalelerine kendimi daha yakın hissediyorum🥂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s