JUNG VE DİN


JUNG VE DİN: Jung’un Dini Deneyimlerinin ve İnancının Özeti*

1. Tüm insanlarda dini bir içgüdü vardır – insan gücünü aşan biriyle ya da bir şeyle (daha yüce bir güç veya varlık) bir ilişki kurmaya yönelik içsel bir çaba.

2. Jung’un dinin evrenselliği konusundaki inancı, dini, kolektif bilinçdışının bir tezahürü olarak görmesine yol açtı. Dini pratik de dini deneyim de kaynağını kolektif bilinçdışında buldu. Dini deneyim, kendisini rüyalar ve vizyonlar aracılığıyla açığa vuran NUMINOUS[1](ilahi ile doğrudan temas) idi. İnsanları bu kadar doğrudan bir numinous deneyimin muazzam gücünden korumak için dinsel pratik (ritüeller ve dogmalar) gerekliydi.

3. Jung’un dinin irrasyonel oluşu hakkında söyleyecek bir şeyi vardı: Modern insanlar, rasyonel düşünce ve teknolojinin gücüne karşı neredeyse dinsel bir inanca sahipti. İrrasyonellikleri nedeniyle dini fenomenleri reddetmeleriyse bir hataydı.

4. BİREYLEŞME süreci Jung’un psikolojisinin merkeziydi. Bireyleşme, hayatın ikinci yarısında gerçekleşir, ancak öyle olsa bile, herkese göre değildir. Yaşamın ilk yarısında birey, EGO’nun (kahraman) dönemi olan toplumda (iş, ev, aile) yerleşmeye çalışır. Ancak, birey gücünü gösterip eş bulduğunda, belki de bu ‘kahramanın’ ölümü yaşamın dönüm noktasıdır. Ego, iktidar koltuğundan vazgeçer ve yaşamın ikinci yarısı başlar. “Başarılı” ve “meşgul” insanlar, genellikle hayatın ikinci yarısının medeniyetini ihmal ederler. Ancak Jung, bireyleşme sürecinin temelde dinsel bir kavram olduğunu kabul eder. BİREYLEŞME sürecinde, gerçek benliği ortaya çıkarmak için kişi, benliğin maskelerinden sıyrılır.

5. BİREYLEŞME süreci yoluyla benliğin keşfi doğal olarak Jung’un Tanrı kavramına yönelik tutumuna ulaşır. Jung, bireyin, yalnızca egodan daha yüksek bir otoriteyi tanıyarak kendisini cinsellikten, güç arzusundan ve dünyanın diğer tüm dürtülerinden yeterince ayırabileceğine inanıyordu. Tanrı olmadan kişi başka bir şeyden bir Tanrı yaratacaktır - seks, güç veya aklın kendisinden. Jung şöyle yazar: 'Ruh, Tanrı ile ilişki yetisini, yani benzeşmeyi/karşılıklığı kendi içinde içeriyor olmalıdır, aksi takdirde bir bağlantı asla kurulamazdı. Bu benzeşme/karşılıklılık, psikolojik terimlerle, bir Tanrı-imgesinin arketipidir.' (Psikoloji ve Simya)
6. Daha genel bir ifadeyle, din, arketiplerin dilini sunduğu için bilim tarafından asla yeri değiştirilemez. Bilinçteki o derin örüntülenme, yani arketipler (ilk biçimler), ancak dünyanın dini kültürlerinde büyük bir bolluk içerisinde bulunan mitolojik dille ve dini sembolizmle adlandırılabilir.
7. Jung’un din ve kötülük üzerine düşünceleri - Jung'un kötülük kavramı hakkında söyleyecek çok şeyi vardı. O Kilise’nin privato boni - iyinin yokluğu olarak kötü- doktrinini çok eleştiriyordu. Jung'un, babasının kendi dini kriziyle nasıl başa çıkmaya çalıştığını gördükten sonra bekleneceği üzere, bizi olduğumuzdan daha iyi olmaya çalışmak karşısında uyarır. Zorlama 'iyilik' için değil, bilinçlenmek için çabalayın. Koruyamayacağınız ideallerden yola çıkarak değil, dengeyi tek başına koruyabilecek bir iç merkezden yola çıkarak yaşayın. İyi olmaya çabalamak ve kendi karanlığını göz ardı etmek, varlığını inkâr ettiğimiz içimizdeki kötülüğe kurban gitmektir. 'Gölge', Jung’un kişiliğimizin karanlık, istenmeyen, korkulan tarafı için kullandığı terimdir. Reddedilen nitelikler, doğrudan ifade edilmedikleri için yok olmazlar. İçimizde ikincil bir kişilik, yani 'gölge' biçiminde yaşarlar. Gölge kişilik aynı zamanda yaşanmamış yaşam olarak da düşünülebilir. Şeytan, insan ruhunun bastırılmış yönlerinin kişileştirilmesidir. Jung gölgeyi Tanrılığa dahil etmek istedi. Tanrı'nın bütünlüğünü konuşacaksak, Üçlü Birliğin bir quaternioya dönüştürülmesi gerekir.


8. İsa Mesih figürü – Bir Benlik Sembolü olarak İsa Mesih benliğin arketipini örneklemektedir. Jung, “mükemmel” bir Mesih’i anlamsız buldu. Mesih mükemmel olsaydı, “bütün” olamazdı. Bütün ya da kutsal olmak için kişi, kişiliğinin gölge tarafını yeniden bütünleştirmelidir. Eğer ki anti-Christ (Mesih-karşıtı; Şeytan) içeride tanınmazsa, dışarıdan kötücül bir biçimde görünecektir. Buda da benliğin bir sembolü olarak görülebilir. Mesih dünyayı fedakârlık yoluyla, Buda ise iç barış yoluyla dünyayı kurtardı. 

9. Jung, her canlı yaratıktaki en derin dürtülerin kendini gerçekleştirmek olduğuna inanıyordu. Din, gerçek akıl sağlığı için gereklidir.

Çeviri: Didem Çivici  – Copyright ©2021

*8 Aralık 2015 by Amy Trumpeter
Kaynak: https://www.philosophyzer.com/jung-on-religion/


[1] İlk defa Rudolf Otto tarafından ifade bulmuş olan dini terim. Otto, yirminci yüzyılın ilk yarısında din konusunda en etkili düşünürlerden biriydi. Kendisi, tüm dinlerin altında yatan deneyimi analiz etmesi ile tanınır. Bu deneyimi "numinous" olarak adlandırdı ve üç bileşeni olduğunu söyledi ki bu üç bileşen Latince bir cümle ile belirtilir: “mysterium tremendum et fascinans”. Numinous, sıradan hayatta deneyimlediğimiz her şeyden tamamen farklıdır; aynı zamanda gizemli bir tremendumdur ve dehşet uyandırır çünkü kendisini ezici bir güç olarak sunar. Ve en sonunda da kendisini merhametli ve merhametli fascinans olarak sunar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s