DERİN İLİŞKİLER KURMAK

couples-love-love-pretty-quotes-Favim.com-5591601

İlişki kurmak, cinselliğin ve paylaşımın var olduğu, çekim dolu bir dinamik sizi cezbediyorsa, aşk ve sevginin ilişki boyutunda nefes almayı seçiyorsanız ve kişisel gelişimin ilişkilerdeki tezahürünü merak ediyorsanız muhtemelen bu makaleyi seveceksiniz. Baştan söylemeliyim ki amacım ilişkilerin gerekliliğini savunmak değil. İlişki kurmayı tercih ediyorsak, ilişkilerde derinliği, samimiyeti, yakınlığı ve sürekliliği nasıl sağlayabileceğimiz üzerine bir kaç kelam etmek niyetindeyim.

İlişki dediğimiz dinamik sadece keyfi ve mutluluğu ve zevki ve hafifliği paylaştığımız bir yer değil, aynı zamanda da kirli (!) bağırsaklarımızın yüzümüze vurulduğu değerli alanlardan biri diye düşünüyorum. Hafifsenemeyecek kadar öğretici, derinleştirici, büyütücü ve yaratıcı olabilen ilişkiler, sanıyorum ki (benim deneyimime göre) iletişimin de en zorlu olduğu alanlardan biri.

Bu neden böyle peki?

Bir kişiyle ilişki içerisine girdiğimizde, yakınlık kurduğumuzda, derin temas ettiğimizde (özellikle duygusal olarak) genellikle utanç/suçluluk/korku nedeniyle kullanmayı seçtiğimiz maskelerimizi –ki bu maskeler çocukluğumuzda hayatta kalmak için geliştirdiğimiz stratejiler- zamanla, ufak hareketlerle de olsa bırakmayı ya da kısa aralıklarla indirmeyi seçiyoruz. İlişkinin ilk zamanlarında bu maskeler çok daha güçlü kimliklerle ilişkiye yön veriyorlar, sonra zamanla güvende olduğumuzu düşünerek gerçek yüzümüzü (yani yaralarımızı) göstermek için cesaret buluyoruz. Bu etapta çoğu ilişki sarsılmaya başlıyor, zira ortaya çıkan yaralarla baş edecek gücümüz genelde olmuyor. Gücümüzün olmaması bir yana, bu yaralarla ne yapacağımızı dahi bilemiyoruz. Kendi yaralarımız zaten acımaya ve hayatımızı yönetmeye devam ederken bir de karşımızdaki insanın yaralarını görmek biraz fazla geliyor. Buralar en çok kaybolduğumuz, ne yapacağımızı bilemediğimiz yerler. Buralar kurtarılmayı beklediğimiz ya da kurtarmaya çalıştığımız yerler. Buralar duygusal olarak dağıldığımız, sonu bitmeyen tartışma ve kavgalarla yorulduğumuz, karşılanmayan ihtiyaçlarımızla öfkelendiğimiz ve yarım gönülle evet dediğimiz, kendimizi ve partnerimizi yok saydığımız yerler. Buralar hiç bilmediğimiz yerler aslında. Biz buralarda ne yapacağımızı, nasıl yol alacağımızı hiç öğrenmedik. Bazılarımız el yordamıyla keşfetti, bazılarımız yolun başında pes etti, bazılarımızın gücü kalmadı, bazılarımız da çaresizlik içerisinde arayışta hala. Biz buralarda çok zaman ve enerji tükettik.

Her ne kadar hiç bilmediğimiz yerler desek de, ilişkiler özellikle de bu yüzyılda bizim en büyük büyüme araçlarımızdan biri haline geldi. Elbette ki bu herkes için böyle olmak zorunda değil. Bazılarımız polaritenin (kutupluluğun) olmadığı bir hayatı seçebilir ve yalnızlık ya da dostluklar böyle hayatların büyüme alanları haline gelir. Bazılarımız içinse ilişkiler olmazsa olmaz, en derin büyüme potansiyeli taşıyan alanlar oluyor, hepsi bu. Bunun nedeni de baskın cinsel özlere sahip olunması. Tabii ki bu başka bir makalenin konusu 🙂 Konumuza geri dönersek…

Gözlemim ve deneyimim o ki, ilişkide derinleşmek çoğumuz için imkansız ya da çok zor görünebiliyor. Bazen dünya üzerinde cenneti yaratıyoruz, bazen de iki kişinin yandığı bir cehennemi. Çizmeyi bilmediğimiz sınırlarla savruluyor, kuramadığımız iletişimle yerle bir oluyor, sanrılar ve var sayımlarla da olanı tüketmeye başlayabiliyoruz. Gerçekten yakınlaştığımızda canımız acımaya daha meyilli hale geliyor. Çünkü orada çıplağız. Kırılganız. Yaralarımız açık. “Gel, bak ne var,” dediğimiz bi’ yer orası. Öylece durduğumuz, bütün kutularımızı açtığımız yer orası. Biz bu yerde, böylesine derin ve yakın bir yerde nefes almaya başladığımızda delicesine kıskanabiliyor, obsesif olabiliyor, tahmin dahi edemeyeceğimiz şekilde öfkelenebiliyor ve onca ruhsal çalışmalarımızın içerisinde işe yaramaz bir halde kalabiliyoruz. Bu derinlikte boğulabileceğimiz bir gerçek. Bununla birlikte bu derinlik bizim farkındalık ve dönüşüm alanımız olabilir. Peki bize bok gibi görünen şeyi değerli bir komposta[2] çevirebilir miyiz? Korkunun ve utancın kalbimizi açmasını sağlayabilir, sevilmediğimizi düşünürken sevgiye açılabilir, bize verilmediğini düşündüğümüz şeyi bir başkasına, partnerimize verebilir miyiz?

İlişkilerin, analiz edilip üzerine düşünülecek alanlar olmadıkları fikrindeyim. Düşüncelerin ve duyguların türbülansına kapılıp, yargılayıp, tüm senaryonun kurban rolünü kendimize biçip hükme varmak kolay iş.

Peki son dediğimiz yer, dönüşümün ve asıl yolculuğun başlangıç noktası olabilir mi?

Kimin haklı kimin haksız olduğunu düşünmeyi bıraktığımız yerde tüm olasılıklara ve şefkate açılan kalbimizi buluruz. Kalple bağlantı kurduğumuzda ise hoşumuza gitmeyen, rahatsız olduğumuz durumların içerisinde başka bir hazine keşfetme şansı yakalayabiliriz. Bu yer, belki de hayatımızda hiç deneyimlemediğimiz kadar derin, konforsuz, acı verici ve yok edici olabilir. Burası kendi öz benliğimizle burun buruna durduğumuz, kendi gözlerimizin içerisine baktığımız, kendi öz hikayemizi duymaya yakın olduğumuz yer olabilir. Yakın ve derin bir ilişki, bize hayatımızda hiç deneyimlemediğimiz bir keşfi sunabilir. Burası çırılçıplak olduğumuz, inandığımız her şeyin anlamını yitirdiği, tutunabileceğimiz hiç bir düşünce ya da kalıbın olmadığı bir yerdir. Burası sıfır noktasıdır. Burası tarafsız bölgedir. Burada haklı ve haksız yoktur. Burası büyüme alanıdır. Burada tek başınızasınızdır.

Ruhsal bir yolculukta ilerliyor ve meditasyon içerisindeyken duygularımızla oturuyor olabilir ve olan bitenin de gayet farkında olabiliriz. Bununla beraber gerçek derin bir ilişki, kendimizle ve duygularımızla mıyız yoksa onları yok mu sayıyoruz, bu sorunun cevabını çoğu zaman ruhsal yolculuklardan çok daha kısa sürede bulmamızı sağlayabiliyor. Derin ilişki, her iki kişinin de ilişkideki yanlışların içerisindeki doğruları araştırmaya kalbî bir merak duymasıyla başlıyor diye düşünüyorum. Kalbî merak bizi yargılardan merkezimize getirir, doğru ve yanlış bildiğimiz her şeyi merakla sorgulamamızı sağlar. Bu sayede ilişkinin eksileri olarak gördüğümüz her şeyi, bizi geleceğe ulaştırabilecek artılara dönüştürme fırsatımız doğabilir. İlişkiye farklı şekilde yaklaşarak hayatımızı zenginleştirecek keşiflere alan açabiliriz. Bazen yolumuzu bulmak için yoldan çıkmak gerekir. Bazen de en çok işe yarayan şey, işe yaramadığını düşündüğümüz şeylerle biraz zaman geçirmektir.[3]

İlişkiler ve kendimizle alakalı o kadar sabit fikirlere sahip olabiliyoruz ki. Sınırlarımızı bildiğimizi zannediyor ve aslında anne babamızdan aldığımız yargılarla olağan şekilde tespitlere varabiliyoruz. Partnerimiz ve ilişkimiz hakkında, çoğu zaman kararlarımızı biz dahi vermiyoruz. Burada aidiyet ihtiyacımız ağır basıyor, utanç-suçluluk-korku duygularımızla hareket etmeye başlıyoruz, kararlar alıyoruz. Aslında yönümüzü geçmiş hikayelerimiz belirliyor. Kararlarımızı özgürce aldığımızı düşünüyoruz. Ne de olsa yetişkiniz. İstediğimiz ve istemediğimiz şeyler var. Kabul edebileceğimiz ya da edemeyeceğimiz şeyler var bu hayatta. Peki ya bu istekler ya da kabuller sizin geçmişiniz, aileniz, yakın dostlarınız ve travmalarınızla şekilleniyorsa? Bu durumda aldığınız kararlar size mi ait olur yoksa başkasına mı? Çoğumuz hayatımızdaki kararları hangi motivasyonla aldığımızı bilmiyoruz. “Ben yükselmek, başarılı olmak istiyorum!”, “Ben insanları iyileştirmek, onlara yardımcı olmak istiyorum!”, “Ben aile kurmak, sevgi dolu bir ev yaratmak istiyorum!”.

Kararlarımızın pek çoğunu, içimizdeki çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için aldığımızdan bi’ haber yola devam ettiğimizi söylesem ne derdiniz? Bu noktada içimizdeki çocuğun hikayesini dinlemeye başlıyoruz. Hatırlayın: Şu âna hükmeden duygularımız şu âna değil, geçmişe aitler. Ben şu ân aldığım kararların nereden geldiklerini göremiyorsam kararlarım beni geçmişimdeki hikayelerle buluşturmaya devam edecektir. Hikayelerimi, çocuk benliğimi, yaralarımı keşfedip onlarla yeteri kadar zaman geçirip sürecimi ve iç dünyamı anlamadıkça BEN ÖZGÜR DEĞİLİM. İyi biri olmaya, başarılı biri olmaya, sevecen biri olmaya, takdir gören biri olmaya devam edebilirim, ancak tüm bu çabamın kökleri geçmiş yaralarıma uzanıyorsa, kalbî refahı bulamam. Bu da beni daimi bir arayışa sokacaktır. Tatmin olamadığım bir arayışa. Yaralarımla aldığım her karar beni aynı acı duygulara ulaştıracak. Bu nedenle hayatımdaki her karar, her arzu ve her isteğin köklerine merakla bakmayı kıymetli buluyorum. Bu yolculuğun ise tamamıyla bireysel bir yolculuk olduğuna inanıyorum. Bu yolculuğun gerçek kişisel gelişim yolculuğu olduğuna inanıyorum. İşte benim için “Vahşi Yolculuk” bu demek.

Velhasıl-ı kelam, ben önce kendi yolculuğumu anlamaya dönüyorum yüzümü. Arayışım sadece keşif olabilir mi? Beklenti yerine anlayış, sempati yerine empatiyi koyabilir miyim? Derin ve güçlü bir ilişki yaratmak ise niyetim, yaralarımı ve travmalarımı utanç, korku ya da suçluluk kaynakları olarak değil de, dönüştürücü birer zenginlik kaynağı olarak kabul edebilir miyim? Bir ilişki içerisinde buna alan açabilmek için öncelikle bu kabulü kendi bireysel yaşamımda yaratmak önceliğim olduğunda, bu yaratımı ve işleyişi ilişkilerime çok daha kolay ve güçlü bir şekilde aktarabileceğimi düşünüyorum. Her iki partnerin de sorunları fırsatlar ve güç kaynakları olarak görebilmesi, derin ilişkinin birincil şartı sanıyorum. Ve önce ben kendi hikayelerimi öğrenip, geçmişimle yüzleşip kendi içimdeki çocukla buluşabilir miyim? Sonra da bunu ilişkimde yapmaya da istekli miyim? Bunlar çok önemli sorular. Bununla beraber diğer bir önemli konunun da, bir ilişkide beslenmediğim ve ilişkiyi besleyemediğim halde bu ilişkide çok uzun süre kalmak olduğunu düşünüyorum. Bireysel yolculuğu ilişki yolculuğuna aktarmayı sadece ben istediğimde, süreç olabileceğinden daha da zor bir hale gelebiliyor. O zaman tek başına yürüme vakti. Bazen birlikte yürümeye hazır olmuyoruz. Bunu kabul ederek, aşktan ve sevgiden vazgeçmeyerek, aşkımı ve sevgimi geri çekmeyerek, kendi hikayemin armağanlarıyla buluşmayı seçmek, kendi hayatıma verebileceğim en derin ve kıymetli armağan olabilir. Bazen kendime şu soruları soruyorum ve dürüstçe yanıtlamaya çalışıyorum:

Bu ilişki kalbime ve vizyonuma gerçekten de hizmet ediyor mu?

Ben ne istiyorum?

İlişkimde neyin var olmasını, neyin hayat bulmasını istiyorum?

Eğer ki soruların yanıtları ruh halimle değişkenlik gösteriyorsa, aldığım yanıtlar güvenilir değildir diyorum. Ben burada derin kalp gerçeğimi arıyorum.

Kendime sık sık hatırlatmayı seçiyorum:

Ben ve partnerim birer birey olarak nefes alamıyorsak, gerçek bir bağlantı kuramayız. Ben ve partnerim birer birey olarak kendi hikayelerimizle bağlantıda değilsek ve yaralarımızın hikayelerini duyamıyor ve farkındalıkla hareket edemiyorsak, birlikte olmak yıpratıcı olabilir.

Bu durumda ben, birlikte yol almak yerine, sağlıklı bir benlik, yetişkin bir benlik oluşturuncaya kadar yalnız olmayı tercih ediyorum. Bir ilişkide nefes almak beni besler, bununla beraber benim için vazgeçilmez değil. Benim için vazgeçilmez olan şey, sağlıklı ve yetişkin bir benlik ile nefes almaya devam edebilmek. Benim için vazgeçilmez olan şey, önce kendi içimde derin bir ilişki yaratmak… eril ve dişil özümle.

Cinselliği romantize ederek, ruhsallaştırarak ya da cinselliğe tantrik veya metafizik kavramlar yükleyerek, onu “daha kutsal” bir şeye dönüştürmeye çalışarak manipüle edebiliyor ve olası derin bir bağlantıyı mahvedebiliyoruz. OLUŞların içerisine kavramları ve anlamları yerleştirdiğimizde doğallıktan uzaklaşabiliyoruz. Biz bunu yaptıkça ise olmakta olan yok olabiliyor. Şimdi olan her ne varsa onda derinleşmek yerine gelecekte olmasını ümit ettiğimiz bir gerçekliği hayal ederek beklenti içerisinde kıvranmaya başlıyoruz. Cinselliğe “daha ulvî” anlamlar yükledikçe “ulvî” beklentiler yaratabiliyoruz. Yükselmeyi aradıkça “aşağı”yı yaratıyor, kendi içimizde şiddeti doğuruyoruz. İçinde bulunduğumuz ânın “daha” olmasını, sevgilimizin “daha” olmasını, hayatımızın “daha da!” olmasını bekleyip duruyoruz.

Cinsellik, “daha ulvî” arayışlardan sıyrıldıkça derinleştirici bir alan haline gelebilir. Derin güven, derin tutku, derin sevgi, hakikilik ve sonuca odaklanmaksızın oluşa-odaklı bir varoluş haliyle cinselliğin armağanlarını keşfedebileceğimizi düşünüyorum. Cinsellik bir kurtuluş yolu olduğunda ya da uzak durulacak bir olgu haline geldiğinde doğallığını ve armağanlarını yitirmeye başlar. Stratejiler ve beklentilerle yönlendirildiğinde sığlaşır. Cinsellikte amaç seks yapmak değil, hali hazırda derinleşen aşk ve sevgiye alan açmak. O zaman bu alan kalbî merak ve açıklığı getirebilir; O zaman bu alan köklenmeyi, sağlamlaşmayı, büyümeyi ve olgunlaşmayı sunabilir; O zaman bu alan vahşiliği ve ilahiliği bir arada doğurabilir. O zaman cinsellik bizi ruhsal olarak yükseltecek, bizi daha iyi hissettirecek bir araç olmaktan çıkar, aşkın kendisi olur. Böylesine derin bir cinsellik bizi derin bir bağlılığa ulaştırabilir ve derin bağlılık ise bizi böylesine derin bir cinsellik alanına ulaştırabilir.

Derin bağlılık nedir?

Öncelikle derin bağlılık ne değildir, ona bakalım:

Söz vermek değildir.

Teminat vermek değildir.

“Biz”i devam ettirmek adına “ben”den vazgeçmek değildir.

Kendi geçmişinin ve hayat örüntülerinin esiri olarak ilişkiye devam etmek değildir.

“İdare etmek” değildir.

Derin bağlılık öncelikle kendimizle derin bağlılığı gerektirir. Kendi hikayelerimizle samimi olmayı, davranış ve ifade alışkanlıklarımızın köklerine merakla bakarak ilerlemeyi, şefkatte ve merhamette nefes almayı, kapsayıcı ve verici olmayı, güvende hissetmeyi gerektirir. Derin bir ilişki için derin bir bağlantı gerekir. Derin bağlılık içinse derin bir bakış gerekir.

Derin bağlılıkta, ânda gerçek olan ile hakiki bir bağ kurma hevesi vardır ve bu heves derin kalpten gelir. İki kişi kendi yaşamlarına ve diğerinin yaşamına merak ve şefkat ile bakabildiğinde, hikayelerini kabullenerek ve dönüşümü isteyerek evet dediklerinde derin bağlılık çıka gelir. Burada derin mevcudiyet vardır. Burada acıya ve olmakta olana açılmak vardır. Burada seçim yapmak vardır. Burada sınırlar vardır ve sınırlar olgunlaşmamış bir ilişkiye kısıtlayıcı görünürken, olgunlaşmış ve derin bir ilişkiye özgürleştirici görünür. Burada ilişki bir simya kazanına dönüşebilir. Burada genişleme, büyüme ve bağımsızlaşma olasılığı vardır.

Derin bağlılığın temelinde güven nefes alır.

Güveni besleyen şey ise şeffaflık ve hakikilik. Utanıyorum ama utancımı saklıyorum. Korkuyorum… sınırlarımı çizmek benim için oldukça zor, kaybetmekten ya da huzurun bozulmasından korkuyorum. Benim sınırlarım yok. Ben sınırlarımı nasıl çizeceğimi bilmiyorum. Bu nedenle de HAYIR dediğimde bu kısmî bir evet, EVET dediğimde ise bu kısmiî bir hayır içeriyor. Ben kendi muktederatımın farkında olmadığımda, neyi gerçekten istediğimi bilmediğimde karşımdaki kişiye de netlik veremiyorum, çünkü ben kendi içimde netleşemiyorum. Sonra çizemediğim sınırlar elime ayağıma dolaşıyor, bir bakıyorum kendi ihtiyaçlarımı sabote ediyorum. Öfkeleniyorum. Suçluyorum. Ben bu döngünün, bana ait olan bu örüntünün/hikayenin/alışkanlığın farkına varmadığım sürece hayatım başkaları tarafından yönetiliyormuş gibi geliyor ve öfke doğuyor. Ben bu hikayeyi dinlemedikçe, anlamadıkça ve bu hikayemdeki ihtiyaçlarımla bağlantı kuramadıkça ne kendime ne de başkalarına katkıda bulunamıyorum. Çoğunlukla da hikayemi bana hatırlatan, beni bu hale getiren insanı ya da ilişkiyi suçluyor, onları günah keçisi ilan ediyor ve oradan uzaklaşıyorum…kendimle birlikte. Ve bu, aslında benim yaşamın çalkantılarına tepki veriş biçimim.

Peki ne yapacağız?

Utançların, korkuların, öfkelerin ve suçlamaların açık ve yargısız bir dil ile paylaşılması kişiler arası kalp bağını güçlendirebilir. Aksi halde yüzeydeki dalgalarla ala bora olmaya hazır olun! Hikayelerimiz var ve her daim var olacaklar. Karşımızdakinin hikayeleri bize korkutucu geliyorsa kendi hikayelerimizin girdabı içerisinde nefes alamıyor olabiliriz. İlişkilerde kişinin merkezinde nefes alması oldukça zor, ama imkansız değil diye düşünüyorum. Bizler, birbirimizin hikayeleri ile tanıştığımızda genelde kısa süre içerisinde geri çekiliyor, yargılıyor veya suçluyoruz. Derin ilişkiler arzuluyor ama okyanusun dalgalarından aşağı, derinlere dalamıyoruz. Nefesimiz yetmez, boğuluruz sanıyoruz. Oysa fikrim o ki, aynı ana rahminde olduğu gibi okyanusun derinliklerinde de nefes alabilir, ihtiyaçlarımızın kaynağıyla bağlantıya geçebiliriz.

Belki de asıl soru şu:

Derinlikte kırılganlık var, çıplaklık var, açıklık var, görülmesini istemediğimiz tüm yaralarımız var. Onları görmeye, dinlemeye ve kendi kendilerine iyileşmeleri için yaralarımıza alan açmaya hazır mıyız?

Bu süreç muhtemelen acı dolu olacak. Karşılanmayan tüm ihtiyaçlarımızla kesikler alan bedenimizin kan revan içerisinde olduğu gerçeği ile yüzleşeceğiz. Ancak bu süreç gerekli diye düşünüyorum. O yaralar görülmedikçe ve ifade bulmadıkça derinleşecekler ve iyileşmeleri çok daha uzun zaman alacak. Bununla da kalmayacak, biz bu yaraları görmemezlikten gelerek yaşamaya devam etmeye çalıştıkça alttan alta yaşamımıza hükmetmeye devam edecekler. İnsanların o yaralarımıza dokunmamaları için bin bir takla atacak, yolumuzu değiştirecek ve olmadığımız biri gibi davranmaya devam edeceğiz. Hayatımız maskelerle dolacak.

Tek başına yolculuklar zaten yeterince zor olabildiği gibi ilişkilerde de bu süreçler oldukça karmaşık ve zor olabiliyor. İki kişinin birlikte bu yolculuğa çıkması için an be an açık, suçlama-utanç-korku duyguları belirdiğinde ayık ve kalbî bir merak ile yol almak için merkezlerinde olmalarının yanında dışarıdan yeterli desteği almalarının da faydalı olacağını düşünüyorum. Açıkçası fikrim o ki bu süreçlerde psikoterapi ve empatinin (Şİ) bir arada olması süreci hem kolaylaştırıyor hem de güçlendiriyor.

Velhasıl, derin bağlılığı yaratacak olan asıl temelin güven olduğunu söyleyebilirim sanırım. Bununla birlikte güvenin dışarıdan sağlanamayacağını düşünüyorum. Güveni sağlayacak şey birlikte niyet edilen ve bilfiil açılan gerçeklik alanı. Bunun için ihtiyacım olan şey ise öncelikle kendime karşı dürüst olmak. Hikayelerimi keşfetmek, davranış ve düşünce alışkanlıklarımı fark etmek, travmalarımı anlamak ve tüm bunlarla hareket etmemeyi öğrenmek. Kendime dürüst olmayı seçtiğimde, gerçek olmayı seçtiğimde ve ilişki içerisinde de birbirimizi hallerimizle ve niyetlerimizle gördüğümüzde, utanç-korku-suçluluk gibi gerçekliğimizi perdeleyen duygularla bağlantıya geçip hikayelerimizin aslına vardığımızda ve bunu kendimizle ve birbirimizle paylaştığımızda güven alanı kendiliğinden doğuyor diye düşünüyorum. O zaman ben seçim yapabiliyorum. O zaman saygı, bütünlük, destek, özerklik ve aidiyet gibi temel ihtiyaçlarımı karşılayabilmek için kendi seçimimi yaparak özgürce yol almayı seçebiliyorum. İşte o zaman derin bağlılığı yaratabiliyorum.

Didem Çivici – Copyright ©2018

 

[2] Atıkların dönüştürülmesiyle elde edilen gübre.

[3] Rober Augustus Masters, “Transformation Through Intimacy”