JUNG’A GÖRE RUHSAL BÜTÜNLENME: BİREYLEŞME

C.G. Jung

“Sadece kendi olanın iyileştirme gücü vardır.” 

“Bireyleşme, yani kendi olma, sadece ruhsal bir sorun değil; tüm hayatla ilgili bir sorundur.” 

“Aklî denge ve hatta psikolojik sağlığın korunabilmesi için bilinçdışı ve bilincin bütünsel olarak bağlantıda olması ve birbirlerine paralel şekilde hareket etmeleri gerekir.”

 

         Jung, bilinçdışının bilince getirilmesine bireyleşme süreci demiştir. Bireyleşme süreci yükselmeyi ve alçalmayı içerir ve temel olarak bireyin bilinci ile bilinçdışının bağlantı kurmasını, bilinçdışının bilinç tarafından bilinir kılınmasını içerir.

         Bireyleşme, kişinin kendi potansiyelini tamamıyla fark etmesi şeklinde yorumlanır. Öncelik, kendine dürüst olabilme kapasitesini arttırmaktır ve karanlığa inmeyi ve gölgelerle yüzleşmeyi gerektirir. Farklı bir deyişle bu süreç, alşimi (simyâ) sürecidir; insan yaşamı boyunca tamamlanması çok düşük ihtimal olan bu sürecin, bireyin her yeni duruma tepkisiyle birlikte değişkenlik göstermesi de beklenir.

         Bireyleşme süreci, kişinin bilinç ve bilinçdışının yeniden bütünleşme sürecidir ve egonun bu süreçteki rolü çok önemlidir. Her ne kadar pek çok öğretide egonun ölümü önemsense de, Jung’a göre egoyu, yani bilinci doğru şekilde beslemek ve onu ikinci etaba hazırlamak gerekir. Ego (sağlıklı şekilde) ne kadar gelişirse, yaşamın ikinci yarısında başlaması beklenen bilinçdışı ile karşılaşmalar da o kadar kolay ve sağlıklı olabilir. Çünkü sağlıklı ve güçlü bir ego (bilinç), bilinçdışının kaosuna, karanlığına ve zorluklarına çok daha iyi dayanabilir. Konuyu bu açıdan incelersek, bildiğimiz hikayeyi, yani egonun kötü çocuk olduğu ve ondan kurtulmamız gerektiği hikayesini değiştirmemiz gerekir.  Bireyleşme sürecinde bilinci ya da zihni, personayı, maskelerimizi, egomuzu yargılamadan ve onlardan kurtulmaya çalışmadan bu güçleri bilinçdışı ile sağlıklı bir bağlantı yaratmak için kullanırız. Bu açıdan egonun güçlenmesi ve sağlık kazanması çok önemlidir. Aksi halde bireyleşme süreci kişi için zor ve yıpratıcı bir hale gelebilir ve ileri yaşlarda olası derin bir psikolojik çöküşün zeminini hazırlayabilir.

         Marie L. von Franz, bu sürecin genellikle kişilikte oluşan büyük bir sarsıntı ve bunu takip eden derin bir ıstırap süreci ile başladığını ifade eder[1]. Bireyleşme sürecinde ilerledikçe kişi Benlik‘ten, yani kendi özünden rehberlik almaya başlar. Amaç, dinamiklerin, yani bilinçdışının ve bilincin işleyişinin farkında olarak daha bilinçli seçimler yapabilmektir. Bu, Tao ile, yaşamla hizalanmaktır; kendine ve başkalarına zarar vermeden yaşamaktır; derin bir ibadete girmektir. Bununla birlikte, bireyleşme her birey için biricik bir deneyimdir, yani her birey kendine ait özel bir süreçten geçer ve bu sürecin nasıl ilerleyeceği hakkında fikir beyan etmek imkansızdır. Her ne kadar genellemeler ve analizler yapılabiliyor olsa da, analitik psikologların özellikle altını çizdikleri nokta, bir analistin dahi süreci tahmin edemeyeceğidir.

         Bireyleşme sürecinin temelinde bireysel farkındalığın bulunduğunu düşünüyorum. Benim için bireyleşme süreci, kendin için orada olmayı, mevcut olmayı, kendini tanımayı öğrenerek hayatı daha keyifli, sağlıklı ve derinlikli bir alana dönüştürmek. Bunun içinse kendi ifademle tam zamanlı pratik yapmanın önemini yadsıyamıyorum. Yani kendimi günün neredeyse her anına yayılan bir farkındalığı davet ediyorum.

         Çalışmalarda sıklıkla altını çizdiğim bir kaç hususun bireyleşme sürecine çok olumlu katkısı olduğu fikrindeyim:

Beden farkındalığı: Dikkatimi bedenime getirmek ve nefesimi derinleştirerek keşfe başlamak: Nefesim nasıl? Bedenim gevşek ve rahat mı? Gergin mi? Beni rahatsız eden, canımı yakan bir ifade duyduğumda ne oluyor? Gözüm mü seğiriyor? Midem mi kasılıyor? Omuzlarım mı dikleşiyor? Nefesim mi daralıyor?

Duygu farkındalığı: Bedenimdeki en ufak gerginliği dahi duygularımın ifade buluşu olarak değerlendirmek. Bedenimdeki ağrıya ya da gerginliğe doğru nefes alarak şu soruyu sormak: Buradaki duygu ne? Şu an içime ne canlı?

Alışkanlık /tepki farkındalığı: Sıklıkla tekrar eden duygular, yaşamımda sürekli tekrarlayan hikayelere dair işaretler verir. Derine doğru ilerlerken en önemli adımlardan biri de alışkanlıklarımı fark etmek: Hayatımda sıklıkla meydana gelen duygular, olaylar neler? Çekirdek inançlarım ya da düşüncelerim neler? Hangi durumlarda nasıl tepkiler veriyorum?

İhtiyaç farkındalığı: Duygularım, alışkanlıklarım ya da tepkilerim beni derin ihtiyaçlarıma ulaştırır. Çocukluğumda karşılanmayan ihtiyaçların canlandığı her benzer durumda benzer tepkiler verdiğimi fark etmek, yolculuğuma büyük katkı sağlar. Alışkanlıklarımı fark ettikten sonra o alışkanlığımın altındaki ihtiyaçlara bakarım ve bu ihtiyaçları takip etmek için şu soruları sorarım: Şu anda neyi özlüyorum? Bu durumda ne olsa daha iyi hissederdim? Kimin benim için ne yapmasını istiyorum?

Travma/karmaşa (kompleks) farkındalığı: İhtiyaçlarımla derin bir bağ kurmak bana geçmiş travmalarımdan hikayeler sunar. Alışkanlıklarımı ve ihtiyaçlarımı takip ederek travmalarımı ve anne/baba karmaşalarımı bulabilirim:Çocukken annemle ve babamla ilişkim nasıldı? Çocukluğumu hatırladığımda gözümde ilk canlanan anılar neler? O anları düşündüğümde şu an nasıl hissediyorum? Şu anda annemle ve babamla ilişkim nasıl? İlişkilerimde deneyimlediğim genel sorunlar neler? Bu sorunlar bana çocukluğumda aile içerisinde yaşanan sorunları hatırlatıyor mu? Benzerlikler ve farklılıklar neler?

Gölge/Bilinçdışı/Arketip/Anima-Animus farkındalığı: Beden, duygu, alışkanlık/tepki, ihtiyaç ve travma/karmaşa farkındalıkları beni bilinçdışına doğru yolculuğa davet eder. Özellikle anne/baba karmaşası hikayemi analiz ederek hayatıma aktardığım pek çok arketip ve gölge ile tanışmam kaçınılmazdır. Bu adım her ne kadar son adım gibi görünse de, aslında karanlık yolculuğun başlangıcıdır ve çoğunlukla da tek başına çıkılacak bir yolculuk değildir. Bu yolculuğa uzman bir psikolog, terapist ya da analist ile çıkılmasını tavsiye ederim.

         Tüm bu alanlar kişisel pratiklerle farkındalığa getirilebilir ve verimli araçlar kullanılırsa bireyleşme sürecinin kolaylaşması ve hızlanması sağlanabilir. Fakat dışarıda bir ya da bir kaç uzman kişi tarafından desteklenmenin süreci daha sağlıklı ve kolay hale getirdiğini söylemeliyim. Zira temas ettiğimiz alan karanlık, bilinmezlerle dolu ve kişi, başkalarının gölgelerini kolay görürken kendi gölgelerini görmekte her daim zorlanır. Bununla beraber, ne kadar farklı araca sahipsem, her bir aşama ya da durumda o kadar kolaylık ve ferahlıkla ilerleyebildiğimi söyleyebilirim. Tıkandığım ve çıkmazda hissettiğim zamanlarda elimdeki farklı araçlara bakar ve o an için uygun olanı seçerim. Amacım, sürecimi mümkün olabildiğince netleştirmek ve kolaylaştırmak. Kendi araçlarımı kullanabilir hale gelmek ya da destek alabileceğim insanları, çalışmaları, alanları oluşturmak benim için çok önemli. Çünkü herhangi bir tıkanma anında araçlarımdan en az birinin sürecimi kolaylaştıracağını bilmek, süreci sakinlikle karşılamamı sağlar ve güvende olduğumu bilirim. Bu sayede de karanlığa girmek için daha çok cesaret edinirim.

         Kendime şöyle derim: “Biri işe yaramazsa biliyorum ki alet çantam zengin ve illa ki başka bir araç işe yarar. Güvendeyim.” Bu, benim için bolluk-bereket demek. Stratejilerim var ve kendim için önce ben oradayım. İşte bu nedenle nitelikli araçlar geliştirmeyi ve öğrenmeyi önceliğim kabul ediyorum.

Didem Çivici – Copyright ©2018

(“VAHŞİ KADIN’IN YOLCULUĞU: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!” kitabından alınmıştır >>> https://didemcivici.com/vahsi-kadinin-yolculugu-kendinle-ve-yasamla-baglantiya-gec/ )

 

 

[1]İnsan ve Sembolleri.