Katılımcılardan

-ARKETİPLERLE DERİNLEŞMEK –

“Hepimiz ‘bilinçli’ ya da ‘bilinçsizce’ Animus için oradaydık…

Biri bilinç mi dedi? Didem Çivici kendini tanımanın, kendine bakmanın, kendinle ve karanlığınla buluşmanın keyfini çıkaracak bir ‘oyun alanı’ oluşturarak, eğer Animus ve Anima‘dan bahsediyorsak tamamen bilinçsiz alanda olduğumuzu hatırlattı bize. Bir kadının kadına bilinci getiren Animus‘larıyla(kadının eril özü), bir erkeğin erkeğe bilinçsizliği getiren Anima‘sıyla (erkeğin dişil özü) bağlantı kurmasının ne kadar önemli olduğunu, bu bağlantıyı kurmanın yollarını, yöntemlerini ve araçlarını, bağlantı kurulamadığındaysa yaşadığımız tüm problemlerin neler olabileceğini aktardı bize. Kendimizde fark etmediğimiz ve yansıttığımız ya da gömdüğümüz tüm potansiyellerin ne kadar kıymetli olduğunu ve nasıl da armağanlara dönüştüğünü gösterdi. Kendimize bakarken dört arketiple yol aldık. Şifacı, Bilge, Savaşçı, Vizyoner… (ve alt arketipler) Nasıl da birbiriyle bağlantılı şekilde çalıştıklarını, arketiplere egzersizlerle ve bir çok yolla nasıl ulaşılabileceğini öğrendik. Bir insanın bireyleşme sürecine, anne baba komplekslerine, en derin ihtiyaçlarına, bilginin, oyunun, sanatın ve harika bir doğaya sahip mekanın eşliğinde tanıklık ettik.

Tüm yeteneklerimizi ve becerilerimizi Animus‘umuzu sağlıklı hale getirerek, onu yansıttığımız herkesten geri alarak ortaya güvenle koyabileceğimizi öğrendik. Hatta başka yolu olmadığını… Baba, koca, sevgili ve dışarıdaki erkeklerin bize bizi gösteren aynalar olduğunu ve aslında dışarıda hiçbir şey olmadığını bir kez daha gördük. Altın ve gümüş gölgeler de hep bizimleydi. Bu projeksiyonlarla gücümüzü nasıl da kaybettiğimizi anladık. Bir insanın kendisi için alan tutmasının, sınırlarını belirlemesinin kıymetini keşfettik. Mitlerin, hikayelerin, masalların, şarkıların, rüyaların bilinçsiz alanımızı ne kadar da güzel uyandırdığını gördük. Ona “evet seni görüyorum” dediğimizde hayatımız içerisinde seçim şansımızın olabileceğini anladık. Animus‘a yazdığım şarkıları ve bir çok şeyi  paylaşabildiğim ve bir çok derinliğin paylaşıldığı bu alanı açan, bolluk, bereket, şifa, bilgelik ve bir çok armağan sunan sevgili Didem Çivici’ye ve orada olan ben de dahil harika kadın (11 kadına) kardeşliğimize ve Animus‘larımıza sonsuz teşekkürler ediyorum.

İnsanın kendini tanımasını sağlayan bir çok ortamda bulundum. Çok faydasını gördüm, bu sefer ki başkaydı… Bilinçsiz alanla çalıştığınızda bastırdığınız ve farkında olmadığınız bir çok psişik materyal açığa çıkar. Eğer bunlarla ne yapacağınızı bilmezseniz açığa çıkan travma şifalanmak yerine daha büyük bir probleme dönüşebilir. Sevgili Didem bu konuda ciddi bir istidat geliştirmiş ve işinin ehli olmuş. Karanlığa nasıl dalınacağını ve vurgun yemeden nasıl çıkılacağını barındıran bir aktarma kapasitesine sahip. Boğulmadık, keyifle yüzdük. Hiç beklemediğim arketip olan SAVAŞÇI’da çok derin ve yaslı deneyimler yaşadım, hatırladım ve kendime dair çok önemli şeyler keşfettim. Savaşçı arketipimi onurlandırıyorum ve ona da çok teşekkür ediyorum. Bu güzel deneyim, öğrenim, keşif dolu zaman için katkısı olan herkese  minnettarım.

Ve sevgili Animus daha önce sana sormuştum, sana ne kadar masal okumam, şarkı yazmam gerekir yaralarını sarmak için diye… Öğrendim ki sana adanmak gerekirmiş ve ben bu yola çoktan baş koymuşum, doğru yoldaymışım, çok şükür… Şarkılarım senin için.” – Nihan Çelikel, 36, Astrolojik Danışman

“Bu inziva benim için hayatıma açılan yepyeni bir kapı oldu. Eğitimin ilk günü içerdeki âlemi puslu ve bilinmeyen diye tanımlarken eğitimden çıktıktan sonra sis kalktı, aydınlık geldi. Açılan bu kapı hayatımda yeni bir yol ve yeni bir yaşam olarak  varlığını sürdürecek.” – Sevinç Özdüzen, 40, Mühendis

“Didem’in hem aktarım yeteneği hem de arkadaşlığı ve samimiyeti bu eğitimleri -eğitim içeriklerinden bağımsız olarak- benim için çekici kılan nedenlerin başında geliyor. Empati dilini kullanmadaki ustalığı bu yolda ilerlemek isteyen biri olan bana muhteşem bir örnek teşkil ederken içtenliğini ve (kendi deyimiyle) bağırsaklarını ortaya sermesini görmek ise onun da bizden biri olduğunu hatırlatmakla kalmıyor aynı zamanda da içe dönmenin, kendini tanımanın, öğrenmenin ve dönüşümün hiç bitmediğini anlatıyor bana. Bu da bana hedefin değil “yol”un güzelliğinden bahsediyor. Şükranım hayatıma giren keyifli bir dosta ve içimdeki her bir parçanın ne denli değerli olduğunu fark eden benliğime.. Şımarık Puella’ma, besleyen Demeter’ime, başkalarıyla savaşmaktansa o muazzam gücünü kendi yapılanması için kullanmaya başlayan Artemis’ime ve güzelliğinin keyfini çıkaran Afrodit’ime selam olsun! Didem Çivici hayatımın yönünü değiştiren kişi, iyi ki varsın.” – Utkan Kolat, 36, Mühendis

“Sevgili Didem, Kadın Didem 🙂
Acı ve kırgınlıkla geldiğim inzivadan bağ ve şevkat ile dönerken, gözyaşlarım yerini gülümsemeye bıraktı. Kadın olmanın seksilikten çok öte ve aynı zamanda esneklik, teslimiyet, adanmışlık, bırakabilme gücü ve yaratabilme potansiyeli olduğunu hatırladım. Aslında hepsinin içimde olduğunu fark ettiğim bu duygularla sevdim kendimi ve KADIN olmayı… Gölgelerimi sevdim, egomla tanıştım yüzleştim, bastırdığım duygularım için üzüldüm ve tek tek serbest bırakmaya başladım sanki. Erilliğimin verdiği hareket ve ataletle hemen herşeyi çözmek yerine yaralarımı açık da bırakabileceğimi, sadece fark etmenin yani BİRAZ’ın aslında ne kadar çok olduğunu… Teslimiyet içindeki ayıklığın dengesini… Eril ve Dişilimin uyumunun ne kadar da kıymetli olduğunu öğrendim…

Bu kadar kısa sürede nasıl oldu ben de bilmiyorum ama yaşadıklarımın ne kadar derinliksiz olduğunu anlamak, kabul etmek ve suç ya da hayranlığı başkalarına yansıtmak yerine kendimle bağ kurmak keyifli, kıymetli, büyüten bir yolculuğun ve dönüşümümün başlangıcı oldu…Heyecanlıyım !

Kendimle tanıştırdığın için, ayladır içimde bağıran çığlıkları anlamama yardım ettiğin için, doğallığın için, aklın için, yeniliğin için, hayatıma dokunuşun için bin minnet… İyi ki varsın… KADIN ❤

Sevgiler, Oh 🙂 ” – Yağmur,  33, Mühendis

“Karanlık” kavramı karşıma çıktıkça, bende kötü olan ve göremediğim o şeyi düşüncelerimle arardım, fikir yürütür, kendimi törpülemeye ve aydınlığımı artırmaya çalışırdım. Kendimi kabullenme konusunda ilerledikçe de bu “karanlık”ı tamamen rafa kaldırmıştım. Didem’in şeffaflığı, derin bilgi birikimi ve hikayelerini kucaklama biçimi gölgelerimle birlikte bütünlüğüme gülümsemeye başlama haline taşıdı beni.

Farkındalığı hayatın her anına aktarmak ve ruh-beden-zihin sağlığına özen göstermek konusunda ilham ve idrak dolu bir haftaydı, şükran. Bambaşka kadınlarla kardeşliği, korkuları, açıklığı, duyguları, bakış açılarını paylaşmak… Hayatı yorumlamak için yeni ve tutarlı bir yöntem öğrenmek, hem de doğayla içiçe bir ortamda… Tadı damağımda kaldı.” – Selin Canpolat, 33, Bankacı ve Finans Uzmanı

“Sığ nefesler alırken, zihnimdeki seslerin gürültüsünü susturmak ve aslolana, yani kendime varmak niyetiyle geldim. “Gücünüzü eline alın” diyen bir kadın sesi yükseldi derinlerden. Putlarımın teker teker kırıldığı bu yıl Didem’in bu sözü bile yeterliydi benim için. Kalbim açıldı yavaş yavaş, bedenim gevşedi ve nefeslerim derinleşti. Yıllardır kaçıp kurtulmaya çalıştığım hikayelerimle yüzleşmem fısıldandı kulağıma. Animusumla tanıştım. Kalbimi korkusuzca açmak için cesaretle doldum. 11 kız kardeştik 6 günün sonunda. 11 farklı ve bir o kadar da birbiri ile ilintili ilham dolu hikaye… Kendimle ve hayatla bağlantıya geçmek için cesaretlendiğim, gücü elime almaya karar verdiğim bir dönemeçti benim için. Yolu kesiştiren Yaradana da, birlikte olduğum kız kardeşlerime de gönülden teşekkür ederim.” – Hanife, 31, Mühendis

“Kaz Dağları’nda dengeyi bulmak adına deneyimlediğim bu yolculuğu kelimelere dönüştürmek çok zor. Kendimi bildiğimden eminken kendimle ilk defa tanıştım. Didem’in rehberliği hayatımın geri kalanı için muazzam bir ışık. O bu kadar değerli bir armağanı asil bir sadelikle verdi bana. Hayatıma iyi ki dokundun güzel kadın, iyi ki dokundunuz diğer güzel kadınlar.” – Emine Teke, 38, Şube Müdürü

 

– KARANLIĞIN BİLGELİĞİ –

“Benim yolculuğum sadece orda mutlaka bulunmam gerektiğini söyleyen hislerimi takip ederek, İda Dağı’na 6 gün kendimi teslim etmeye niyet etmemle başladı. Bilemedim ben sadece ‘6 gün’ diye düşünürken aynı anda hayatımın geri kalanını kapsayacak bir yolculuğun da başlamış olduğunu. Kendi hislerimi, gölgelerimi yok saya saya tonlarca yük yüklemişim sırtıma çoğu insan gibi. Çünkü hepimiz buna alışmışız. Hep ‘güçlü’ olmamız, iyi hissetmemiz, iyi görünmemiz gerekirdi. ‘Güçsüz’sek de bunu kimsenin bilmemesi gerekirdi.

Ve ben tüm bu kalıpların içinde sıkışıp kalmışken biri geldi, ‘Benim burdaki görevim sizi iyi hissettirmek değil’ dedi. Önce kaçmamayı öğretti, tüm o hislerin içinde yumuşamayı.. ‘iyi hissetmek’ adına yaptığımız pek çok şeyin aslında kendini yok saymak olduğunu..  Bazen liderimiz oldu, bazen sadece kız kardeşimiz, ama her ne yapıyorsa yapsın önce güven verdi, sevgisini hissettirdi bize. Bu derin, her anı çok kıymetli yolculuk için ona ne kadar teşekkür etsem az. ♡

 Ben yoga, meditasyon derken bana iyi gelen şeyleri keşfetmiş olduğumu düşünürdüm hep. Oysaki kendimden, duygularımdan ne kadar bihaber olduğumu bu 6 gündeki her deneyimde daha da iyi anladım. Keşiflerimle birlikte bazen sevinç, heyecan taştı içimden, bazen ağır geldi sarsıldım. Ama sarsıldıkça daha da güçlendim, köklendim. Her sarsıldığımdaysa bana kucak açan ablalarım vardı yanımda. Kendimi oldukça güvende hissettiğim, kalbini, kendini açmanın ilk adımlarını attığım harika bi alandaydım. Ve artık biliyorum ki bu 6 günün etkilerini hayatımın geri kalan her anında hissedeceğim.  ‘Karanlığın Bilgeliği’ artık hep benimle!”- Irmak, 22, Öğrenci

“Karmaşıklığımla, yaralarımla geldim. Öyle bir kucak açıldım, ruhum, bedenim, zihnim öyle bir parladı ki… Burada tamamlandim. Acıyı sevdim, karanlığımı sevdim, onları hissettim. Duygu boşalmalarım oldu, ağladım, inledim, bağırdım.
Ne güzel yolculuktu.
Ne asildi.
Karanlığın ne büyük bilgeliği varmış. O karanlığın içinde beni destekleyen, sağlam duran, beni gören, onurlandıran birini keşfettim. Onunla tanıştım. Onun ne kadar güzel, alımlı, çekici, hoş olduğunu gördüm. O kadar cok şey gördüm , yaşadım, hissettim ki şükürler olsun benim bu eğitimi almama vesile olanlara.Yaşam yükseklerde, zirvelerde başlar. Karanlığın bilgeliğini keşfederek ışığımla yol alıyorum. Yola devam…” – N.K. , 37, Öğretmen

“Hayatı kadın bedeninde bir erkek olarak sırtladığımı düşünüp yorgun düşmüşken, içimdeki mutlu kadının vazgeçtiğini zannederken Didem çıktı karşıma. Elini uzattı, gel dedi. Son gücümü toplayıp bana uzanan eli tuttum. Sonrası hiç bitmeyecek bir festival… Bu inzivada, aslında yorgun olanın içimdeki kadın değil, erkek olduğunu keşfettim. Çok yorgun düşmüş ama hala sağlam durabilen eril yanım, ışıldamak, parlamak ve uçup kaçmak isteyen dişil yanım… İkisi bir oldu, birbirlerine dokundular ve birlikte ayağa kalktılar. 6 gün boyunca her sabah kendime dair yeni bir güzelliği keşfedip kucakladım. Kendimle yeniden tanıştım, unuttuklarımı hatırladım. İçimdeki ateşi serbest bırakıp doğamı yaşamayı deneyimledim. Durmayı, durmamayı, savrulmayı, tutunmayı, bırakmayı, içe kapanmayı, dışa açılmayı, üretmeyi, tadını çıkarmayı, kırılganlığı, kırılganlıktan güç almayı, açıklığı, cilveyi, aşkı, hayatla oyun oynamayı, ateşi büyütmeyi, yanmayı, kül olup yeniden doğmayı, sevmeyi ve çok sevilmeyi sığdırdık bu 6 güne. Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının heyecanıyla başlıyorum uyandığım her yeni güne. 12 güzel kadın birbirimize ayna olduk, kızkardeş olduk, öğretmen olduk, usta olduk, çırak olduk, dost olduk, nefes olduk. Didem’in küçük, zarif ama o güçlü ellerini tutup yarattığımız bu “coven” içinde birbirimizi hiç bırakmayacağımızı ve en eğlenceli maceralara birlikte kanat açacağımızı bilmek harika bir his. İçimdeki küçük “cadı” yeniden uyandı. Rahminin gücünü keşfetti. Dünyaya ışığını saça saça yürüyor kendi yolunda. Teşekkürler Didem. Seni seviyorum.”- A.E. , 37, PR Danışmanı

“Ah! İnzivanın tadını ağzımda ve duygusunu rahmimden tüm bedenime yayıldığını hala hissediyorum. Kalbimin tamtamlarının sesini dinleyerek gelmiştim bu inzivaya. Mutlaka orada ol, seni bekleyen bir şey var orada diye…ta yılbaşında niyet etmiştim. Gerçekten de öyle oldu İda* beni tüm yumuşaklığı ile rahmine aldı.
Bu inziva gerçek hayattan bir kaçış olmadı benim için. Ayaklarımın yere sağlam bastığım, köklendiğim, doğa ve çevremle bağ kurduğum, doğanın doğum-ölüm-doğum döngüsünü hatırladığım, tüm duyularımın arttığı, rahmimin yaratıcı potansiyelini gördüğüm, korkularımı ve utancımı hissedip yas tuttuğum, neşem ve parıltımla çılgınca dans ettiğim, bırakmak istediklerimi ateşe attığım ve külleriyle et bedenimde yeniden can bulduğum hayatın ta kendisini gösteren bir inziva oldu.
“Gerçek hayattan bağınızı koparmayın” demişti Didem ilk ya da ikinci gün. Yani yakınlarınızı arayın, fotoğraf çekin, isterseniz sosyal medyaya girin. Normal olan alışkanlıklarınızdan tamamen kopmayın. Benim için inzivada duyduğum en önemli cümlelerden biriydi bu. Neden önemli olduğunu döndükten sonra daha iyi anladım. Her gün bedenimizde gevşemeyi, rahatlamayı, nefes almayı hissetmeyi yeniden hatırladığımız, çeşitli bedensel pratiklerle hayata geçirdiğimiz öğretiler gerçek hayatı yaşarken hep yanı başımda olacaktı. Her kapandığımda, her tetiklendiğimde kimsenin beni açmasını beklemeden hissetmek için kendim açılacaktım. Kendimizi güvende hissettiğimiz ve benim gibi 12 kız kardeşten oluşan bu güzel ortamda, hep beraber kapandık, içimize çekildik, ağladık, hatta bağırdık zaman zaman, sessiz kaldık, güldük, yumuşadık, açıldık kendimize ve birbirimize.

Çenem gevşek mi? Nefesim düzgün mü? Bedenim gevşek mi?**

Bir ağaç kadar esnek olabilir miydim? Onun kadar genişleyebilir miydim? Hem merkezimde durup tohumlarımı atıp hem de meyve verebilir miydim? Onun kadar dıştan cap canlı taptaze görünüp, içimde her bir katman ile yıllarımı barındırabilir miydim? Köklenip bağ kurabilir miydim? Derin nefes alıp, nefesimle, sesimle, dansımla önce kendime şifa olabilir miydim? Doğa ile bir uyum içinde yaşayabilir miydim? Vahşice sevişip, okyanus gibi dalgalanıp, bir göl gibi durağın olabilir miydim? Doğa ana gibi kucak açan, gök baba gibi her şeyi kapsayabilir miydim?
Zihnim sürekli kendime bunları soruyordu. İkinci günün öğlen arasında suya girdiğimde hayatımda ilk defa doğaya, kutsallığa, Tanrı ve Tanrısallığa bu kadar yakın hissettim kendimi. Hayatı ve canlılığı suya atladığım taşta, yüzdüğüm suda, aldığım nefeste, baktığım mas mavi gökyüzünde ve tüm bedenimde. Evet cap canlı ve kutsaldım, o andan sonra içimdeki tanrıçaya en güzel şekilde hizmet edecektim. Beni İda’da bekleyen tam da kendimdi. Eğitimlerini verdiğim ve uyguladığım Kendini Sevme Sanatı Eğitimime inanılmaz bir hediye gelmişti. Kendini sevmeyi hatırlatırken hissetmeyi de hatırlatabilecektim… Beden – ruh – zihin’e artık vücut da tüm duyuları ile eklenmişti. Hayatımın her anı kutlamaya, hissetmeye yaşamaya değerdi. Korkularımdan kaçmadan, kalbim aşk dolu yumuşayabilecek ve bu yumuşaklığı herkes ile paylaşabilecektim.

Tüm kalp açıklığı ile bizi İda’nın rahmine, oradan da kendi rahmine alan ve alan tutan Didem’e, Vahşi Kadın Akademisi’ne ve kız kardeşlerime minnettarım.

*İda: Kaz Dağları
** Çenem gevşek mi? Nefesim düzgün mü? Bedenim gevşek mi? : Didemin bize her pratikte sorduğu sorular.” – Yeşim Ateşçi Keleş

“Son zamanlarda bir şeyleri kaçırıyorum hissiyle hayatı kovalamaya başlamıştım. Yetişememek korkusu ile oradan oraya anlamsızca ve hiçbir anda tam anlamıyla varolamadan yaşıyordum. Bunca zaman bilgi ve öğreti arasında ilerlediğimi sanırken çabaladıkça bataklığa biraz daha çekiliyor ama pes etmiyordum. Hep bir şeyler eksikti, hissediyordum ama anlam veremiyordum.
O gün binlerce parçaya bölünmüş, imkansızlıkların arasında paramparça bir halde çaldım kapını. Bekleyiş sonsuz bir heyecandı. Sıcacık karşıladın, görmesem de gülümsemeni hissettim. Aslında o an hikayemi keşfetmeye başlamıştım.
Seninle, acıdan, ölümden, aşktan, yaşamaktan bile kaçtığımı gördüm. Zıtlığın içindeki ahengi fark ettim. İçimizdeki karanlıkla yüzleşmenin korkulacak bir şey olmadığını, cesur olduğumuzda hediyelerimizin de ne kadar büyük olabildiğini hatırlattın bize. Hayatın bazen bilek güreşi olduğunu!!! Bırakmanın, yenilmenin, pes etmenin hediyeleri olduğunu gördüm. Ve görmeyi unuttuğumuz hatta çoğu kez reddettiğimiz eril yanımızla barıştık. İçimizdeki eril ve dişinin kucaklaşmasına gözyaşlarımızla şahit olduk.” – 
Zeynep, 44, Fotoğraf Sanatçısı

“…elmas yüklü bir gemi geçiyor kıyıları iterek
parmağını daha iyi göstermek için çenesine ustaca koyan birinin parmağı gibi kentleri yansıtıyor, yasları sevinçleri yansıtıyor, hepimiz bir bir
çoğalıyoruz elmastan
birbirimizden çoğalıyoruz, sonlu ve sonsuz birbirimizden
bir yaz akşamı gibi, kesilmiş domatesin buğusu gibi, ezilmiş tuğlanın asfaltta yayılışı gibi günbatımının… E.Cansever

Gördüm bir yerlerde Wild Woman Academy’i okudum ve içimde binlerce kilometre uzaktaki yaban, asıl doğam, vahşi gücüm uludu, yaban ırmaklarım aktı gürül gürül, cangıl ormanlarım uğuldadı yaprak yaprak…. özlem özlem aktı kanadı kalbim.

Yalanla çılgına dönmüş, delirmiş bedenim can buldu hakikatin gücünde.
Ölüm dirim miydi, eril dişil miydi, hepsi iç içe geçmiş şimdinin bereketinde dans ediyordu. Hepsi birbirinden doğuyor, zihnim imgelerle dolup taşıyordu.
Siyah beyaz kurt karşı karşıya birbirine nefes veriyordu,
Bir çift kuş birbirine şakıyordu,
Biri bir diğerini yediriyor, birbirine dönüşüyordu.

Ve gölgelerimiz!

Öfke, incinmişlik, çaresizlik, seçeneksizlik içindeki yaralı kız çocuk yanımız. O küçük kız çocuğunun, görülme, duyulma ihtiyacı, güvenlik ihtiyacı, kendi değerini inşa etme ihtiyacı, karşılanmamış tüm ihtiyaçları, çocukluk yaraları öfkenin, utancın, suçluluğun, mükemmel olayım da bari belki sevilirim sapakları, nasıl da dipdiri, hala oradalardı! Yaralarını sarmanın sorumluluğunu alıyoruz, içimizdeki küçük kız çocuğunun, şefkatle, erdemle, merhametle, kimi zaman öfkeyle, ki buna ben gazaba gelmiş şefkat diyorum… sap saman ayrılıyor, yansıtmalar bir bir sahipleniliyor, yaralar sahipleniliyor. Şimdi uzak cangıllardaki kurt parçam daha bir gönençle, sevinçle uluyor. Hepinize teşekkür ederim… var olduğunuz var ettiğiniz için.” – Yeşil, 54, Psikolog

“İçinde size ayna olacak, sizi sarsacak, dinleyip alan tutacak, heyecanlı, sevgi dolu, tutkulu 21 kadın olan geminin kaptanıydı Didem! O bizi fırtınalara soktu, sarstı, titretti, kendimizi açmanın ve daha bir çok şeyin yollarını gösterdi. Gonca güller gibi kat kat açılmanın ihtişamına tanık olduk. Didem, küçük dev kadın, bizimle birlikte yaşadı her şeyi. Bizler de birbirimize geçtik. Bir Ol’duk. Aşk’la!” Arzu

“İç içe atan 22 kalp bir bedende…
Neler yaşayacağımızı bilmeden çıktığımız bu yolculukta kalpler iç içe geçti sanki. Hissettiğimiz her duygu, aklımızdaki her düşünce farklı hikayelerle hepimizdeydi. Dünya hiç bir zaman sadece sizin başınıza yıkılmıyor ya da mutluluk sadece size güzel enerji yaymak için var olmuyor. Korkular, yaslar, hüzünler, neşeler hiç biri ne kalıcı ne de bizim. Bırakın iş yerinizdeki statülerinizi, kimliğinizi, ben diye tanımladıklarınızı ve maskesi olmayan birkaç kadınla vakit geçirmenin tadını yaşayın. Özünüzü keşfedin.

Kadın olmak… erkek olmak… insan olmak, bu evrende canlı olmak, solumak nedir? Farkına varmadan hayatını devam ettirdiğin alışkanlıklarını fark edip, derinden yaşamayı deneyimlemek istiyorsan hiç düşünme, bu kampın sana öğreteceği çok şey var.
Koşturmacanın içinde durup evrenle olan bağımızı sorgulayabilir miyiz?
Özümüz ile ne kadar bağlantıdayız?
İhtiyaçlarımızın ve sağlığımızın ne kadar farkındayız?
Bunlar eğitimden önce sorgulamadıklarımdı. Böyle bir eğitimi kaçırsam ve ne kaçırdığımı bilsem çok üzülürdüm. Bu öğretilerin gonca çiçek gibi yaprak yaprak açılmasını temenni ediyorum.

Kalbinizi açtığınızda incinmiyorsunuz, açık kalplere çekiliyorsunuz. Korkmayın derinliğinizden! Tüm benliğinizi kabul etmenin sizi nasıl sağlamlaştıracağına ve hayata nasıl kök saldıracağına şaşıracaksınız!” S.G.

“Karanlıklarım içinde kaybolmuşken,
Eril enerjimle dünyayla savaşıp kendimi bir erkek gibi hissederken buldum kendimi İda Dağı’nda ve bu inzivada..
Kim nasıl getirdi beni buraya, biliyorum aslında.
İlahi olanın şakalarından biriydi sadece.
Ve orada gördüğüm, anladığım, hissettiğim herşeyi anlatamam ama şunu biliyorum:

Kırılganlığımı ve hassasiyetimi saklamak için giydiğim eril zırhımdan kurtuldum orada.
Ne kadar muhteşem bir dişi olduğumu hatırladım.
Oradaki 21 kadında her bir gölgeme şahit oldum..
Kadının gücünü
Kadının yumuşaklğını
Kadının kudretini
Kadının kırılganlığını
Kadının yaratıcılığını
Kadının öfkesini
Kadının şefkatini
Kadının cazibesini
Kadının aklını
Kadının ilahiliğini ve çok daha fazlasını anladım
Ve aşık oldum her bir vecheme.

İyi ki geldim,
İyi ki seçtim.

Bu alanı açtığın,
Bu ilahi görevi seçtiğin için sağol varol Didem Çivici” B.H.

“Hayatın akışını, aşkı, kadını, erkeği, ilişkileri anladığım ve en en önemlisi de kendi duygularımı yerine koyabildiğim, aslında hiç de ‘yalnız’ olmadığımı fark ettiğim harika bir 6 gün geçirdim. Doğaya, kadınlara, erkeklere, hayata karşı aşkım ve coşkum kabardı. Bakış açımda kökten değişiklikler oldu ve olmaya devam edecek çünkü bu harika bir yolcuğun sadece başlangıcı. Gerçek hayattan kopmadan geçirilen fantastik bir 6 gün… Didem, kalbini açma konusunda kusursuz kılavuzluğun ve hayatımı güzelleştirdiğin için çok teşekkürler.” Y.K.

 

– DİŞİL İLE ERİL’İN BULUŞMASI –

“Bu workshop öncesi tanışmamamıza rağmen sanki gerçek kız kardeşimin evine gelmişim hissini bana yaşattığın için sana çok teşekkür ederim. Bana, kendinle beraber 7 tane daha kız kardeş kazandırdın 🙂 İçimdeki vahşi kadını keşfetmemde, bu yolculuğa başlamamda bana ışık tuttun. Tüm samimiyetin, bilgin, tecrübelerin bana ilham verdi. Namaste!” – Selen

“Uzun zamandır beklediğim, ancak iş yoğunluğum nedeni ile katılmamın neredeyse imkansız gibi göründüğü bir çalışmaydı. Olmam gerekiyorsa orda olurum zaten deyip bıraktım. Gün geldi ve ben de oraya aktım, olmam gerekiyormuş demek ki ve iyi ki. Yoluma yön, sorularıma işaret gibi geldi.” – Eda

“Evini, kalbini, rahmini bize açtığın için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Kesinlikle harika bir haftasonuydu. Hepimizin hissettiği gibi, bizim için bir başlangıcı tetikledin. İçindeki maskülene sağlık. Konuyu bir bütün olarak incelemen, bizim de öyle değerlendirmemizi sağlaman çok değerliydi. Bu yolda birbirimize destekçi olacağımıza inancım tam. İyi ki seni tanıdım. İyi ki geldim. İçimdeki maskülene sağlık :)” – Merve Taga

Kadınların içten kahkahalarının rengini, kokusunu ve dönüştürme gücünü bu kadar net olarak görmenin özlemini çekiyordum ne zamandır. Şimdi o güçlü kahkahalar hala kulaklarımda ve beni hiç yaşamadığım ama hep özlemini duyduğum, kadim zamanlarda çölün ortasındaki kutsal bir çadıra götürüyorlar. Güç doluyorum, neşemi ve canlılığımı tekrar kazanıyorum orda, vahşi kadın özgürce dansını yapıyor ve parlıyor, parlıyorum. Kendimizi ve dünyamızı nasıl yeniden yaratırız sorusunun cevabı bir fısıltıdan çığlığa dönüştü o gün, iyi ki varsınız kadınlar!

Didem’den dinledikçe açılan kalbim, kendisini taşıyan kadının ne kadar güçlü ve yepyeni bir hayata gebe olduğunu hatırlattı her atışında. Ve birlikteyken mucizeler yarattığımızı. Her saniyesinden çok keyif aldığım kendimi keşif yolculuğumda, göğsümde taşıdığım değerli bir mücevher olarak bana eşlik ediyor şimdi o günkü deneyimim, Didem ve tüm kadınlar, kızkardeşlerim. 13 kadın yeryüzünde cenneti yarattık o gün. Benim için bu deneyimin tam karşılığı buydu.” – Seda

 

“İÇİMDEKİ MASKÜLEN

Kendi içindeki Kadınını ve Erkeğini tanımaya hazır mısın? Ben kadınım tabiki bilirim veya ben erkeğim yahu daha ne diyerek yüzleşmediğin, kaçtığın, farkında bile olmadığın ilahi sen’le karşılaşmandan bahsediyorum. Bilemezsin ve emin ol bilmiyorsun. İşte ben bu hafta sonu kendi içimdeki kadınımı, feminenimi ve kendi içimdeki Erkeğimi, Maskülenimi tanıdım, keşfettim, yüzleştim. Yetmedi, daha derine daha derine inmek istedim. Bunu öncelikle kendim içim yaptım, sonra da evrensel yükseliş için. Çünkü, ben dönüşmedikçe bütünün de değişmeyeceğini biliyorum. İyi ki yapmışım!

Adem ve Havva Yasak (Sözde yasak) Elma’yı yediğinden beri süregelen feminen ve maskülen arasındaki anlamsız kavga ve beklentiler… Maskülen ve Femine’ne hep dışarıda baktık. Yani karşımızdaki erkekte veya kadında. Hiç kendi içimizdeki Kadına veya Erkeğe baktık mı? Sanmıyorum. Bu kadar spritüel çalışma yapan ben bile bakmamıştım, bakmamışım bu zaman kadar. Şimdi bakma zamanıymış, İlahi Sürece ŞükürEvet, feminen öz’de olduğumuz için hepimiz kendi içimizdeki kadını az çok tanıyoruz ama ya erkeği? Kendi içimizde bizi hayatta sağlam tutan o gövdemizi tanıyor muyuz? Neden hep aynı erkekleri çektiğini düşünüyorsun? Kendi içindeki Maskülenine bak! Aynısını bulacaksın! Beğenmediğin her şey sende var zaten! Ben bu hafta sonu İçimdeki Maskülenimi tanıdım. İçimde nasıl bir adamın olduğunu. Feminen tarafımın Türk filmleriyle Kartal Tibet’i istediğimi lakin Olan Maskülenimin bir Nuri Alço olduğunu gördüm :))) Yani feminen ben romantik bir aşk beklerken maskülen ben kızlarla gününü gün etmek istiyor! Çelişkiye bakın! Üstelik tam tersi feminen yönü kuvvetli bir Baba ile büyümeme rağmen! (Burada alt kırılım dinamikleri var girmiyorum) Anne ve Babam’dan Kadın ve Erkek ile ilgili neler taşıdığımla yüzleştim. En önemlisi, Güçlü bir Maskülenin Feminenin duygularına alan tutabileceğini öğrendim. Maskülenimiz merkezimizdir. Ve merkezimiz sağlam değilse bizi tetikleyen en ufak etkide sallanmaya başlarız. Maskülen yanın sağlıklı ise feminen yanına enerji getirebilir! Benim Maskülenim sağlıksızsa Feminenimin de sağlıksız olacağını, kendi içimdeki Maskülenin sağlıksızlığı ve ona duyduğum duyguları görmem ben de hem acı hem sevinç hem de şok etkisi yarattı. Kendi içimdeki Maskülen ve Femineni evlendirmeden bütün olamayacağımı gördüm. Bunun için ilk adımlarımı attım lakin benim için çok zordu, hala zor ama bu yolculukta cesaretle yürümeden aynı döngülerden çıkmaya çalışmanın anlamsız olduğunu gördüm. Ama bu yolda yürürken benzer süreçlerden geçmiş Vahşi bir kadın var yanımda Didem Çivici. İyi ki biz kadınlara böyle alan tuttun kadın!

Sözde kadınsıyım, makyaj yapmayı severim, duygusalım demenin sağlıklı bir dişil enerjiye sahip olduğunu veya ben erkek fatmayım, işimde başarılıyım demenin sağlıklı bir eril enerjiye sahip olduğun anlamına gelmediğini fark etmek gerekiyor… İçimizdeki potansiyeli uyandırarak, köklenmiş, tanrıça ve vahşi bir kadın olmanın kendi içimizdeki masküleni sağlıklı hale getirerek olabileceğini içselleştirmek ve dahası…Daha yolun başındayım ve sürecin bir kısmı sancılı, içim ağlıyor, kalbim ağlıyor görüyorum ama buna değer mi evet! Yanımda vahşi kadınlar kızkardeşlerim oldukça başarabileceğime inanıyorum.

Maskülen soruyor, Merkezinde kalarak teslim olabilir misin?” – Gizem Sakallı

 

Reklamlar

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: